Moda ve kadınları hayranlık uyandıracak bir şekilde illüstre etmek hiç de kolay değil. Adana’dan “çantasını alıp yollara çıkan” ve yeteneğini İstanbul’da geliştirmeye devam eden Mustafa Soydan, bunu çok iyi yapıyor. Sanatçı ruhunu annesinden aldığını söyleyen Mustafa’nın çizimlerine siz de bayılacaksınız.

Mustafa! Kısaca kendinden bahseder misin? Ne zaman keşfettin bu yeteneğini? Ailende de senin gibi sanatçı ruhlu insanlar var mı?

Çukurova Üniversite Grafik Tasarım mezunuyum. 2009’da okulu bitirip klişe ama  “çantamı alıp çıktım yollara”… 3 yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Moda illüstrasyonu yada illüstrasyona adımımı üniversitede attım. İllüstrasyon, kendi içinde çok büyük bir alan,  2 yıl öncesine kadar bu alan içinde kendimi bulmaya çalışıyordum. İstanbul’a geldikten sonra anladım ki kesinlikle illüstrasyonlarımı moda üzerine yapmam gerekiyor. Çünkü en çok moda ile ilgili illüstrasyonlar bana haz veriyor. Hem gerçek, hem hayalperest bakış açısını, en iyi moda üzerinde yakalayabileceğimi keşfettim.

Eğitim konusunda sanırım çok çalışarak geliştirdim kendimi. Üniversite aldığım eğitim dışında 5 yıl sanat atölyesinde çalıştım; heykel, karakalem, yağlıboya ve aklınıza ne geliyorsa hepsini denedim.

Yeteneğimi keşfetme konusuna gelecek olursak, bu süreç çocukluğuma dayanıyor. İlk okula gideceğim diye heveslenirken annemle kuş çizme alıştırmaları yaptığımı hatırlıyorum.

Ailemde benim gibi sanatçı ruhlu insanların başında annem geliyordu. Dolayısıyla bu ruh, çocuklara da geçti; toplam dört kardeşiz, üçümüz yetenek konusunda birbiri ile yarışır diyebilirim.

İllüstrasyonlarına baktığımızda hep moda ve kadınlar üzerine çizdiğini görüyoruz. Neden moda üzerine yoğunlaştın? Ve neden çoğunlukla kadınlar?

Moda ve kadınlar üzerine illüstrasyon yapmamın sebebi ne sadece modaya dayanıyor ne de kadınlara. Çizimlerimi görenler genelde “bu çizimleri yapan bir kadın olmalı diye düşündüm” diyor. Açıkçası ben de buna çok şaşırıyorum, çünkü ben de kadınlara sıradan bir erkek gibi bakıyorum üstüne sadece moda, stil yada renkleri kadınların seveceği ya da onların gözünden bakıyormuşçasına yapıyorum. Ama tabi bunun yaratım süreci benim iç dünyamda çok karmaşık bir durum. Bunu anlatmam ne kadar mümkün bilmiyorum; parçaları birleştirmek gibi düşünün…

Leonardo Da Vinci’nin Vitrivius İnsanı adlı deney çalışması, güzel veya kusursuz insanın yüz ve vücut hatlarının belirli bir orana gore sıralandığını söylüyor. Doğru mu bu sence? Bir kadının yüzünü çizerken o orantılara dikkat ediyor musun? “Orantılı” bir kadın yüzünü çizmek daha mı kolay?

Vitrivius örneği çok önemli bir nokta. Vitrivius örneğinde çizilmiş figürün en çok hoşuma giden yönü ve yaratım sürecimi aydınlatan kısmı, kare ve yuvarlağın maddesel dünya ve ruhsal dünyamızı temsil etmesi. Kusursuz insanın yüz ve vücut hatlarının belirli bir orana göre sıralandığı konusunda ise üstada yorum yapma yetkisi bana düşmez sanırım. Ama biri kusursuzsa, bu doğruluğunu onaylayabilirim.

Bir kadının yüzünü çizerken oranlara mutlaka dikkat etmek gerekiyor. Ben dikkat ediyor muyum açıkçası bunu tam olarak bilmiyorum; çünkü yüz orantılarının teknik olarak dersini aldıktan sonra ölçülendirme otomatiğe bağlıyor, kendiliğinden ortaya çıkıyor. Oranlardan küçük bir örnek verecek olursam dudak hizası yatayda çene köşesinden dikeyde gözlerin başlangıcından geçer.

Bir çizim ortalama ne kadar vakit alıyor? Bize çizim ve tamamlanma sürecini anlatır mısın?

Ortalaması yok. Düşündüğüm çizimi kağıda dökmek işin son safhası aslında, çünkü ne çizeceğimi nasıl bir tarz olacağını, nelerden etkilenip neler kullanacağımı tamamen kafamda düşünüp finali kağıda dökerek bitiriyorum diyebilirim. Bazen hiç düşünmeden de başladığım oluyor tabii…

Sanatçılar genelde geceleri çalışır ve gündüz yapacaklarından çok daha yaratıcı çalışmalar ortaya çıkarırlar. Sen de o gruba dahil misin? 

Bu tespite kesinlikle katılıyorum. Ben de öyleyim, gündüz bir şeyler çizdiğim çok nadirdir. Geceleri daha yaratıcı oluyor insan… Neden bilmiyorum, belki de yapacak bir şey olmamasının en iyi şekilde avantaja çevirmektir bu. Ayrıca gündüz çizim yapmak için eve kapanmak, güneşi görmeyi ya da diğer sıradan hayatımızı yaşamayı engelliyor olabilir. İnsan kendini en iyi geceleri görebiliyor sanırım…

Aşağıdakileri tamamlayabilir misin?

Sanat… Tanrının bahşettiği ve kesinlikle kullanılması gereken, insana verilmiş süper kahraman özelliği.

Güzel kadını çizmek… Zamanında bunu sadece ben mi düşünüyorum diye kendimi sorguluyor,  bazen de suçluyordum. Ama benden önce birçok üstat bunu düşünmüş. Güzel kadın çizmek, ona kendi iç dünyanızda sahip olmak gibi bir şey. Kadını tekrar yaratmak, gözbebeğinden saçının teline kadar kendi ellerinle onu yaşamak…

Fotoğraf çekmek… Anı ölümsüzleştirmek ya da daha sonra açıp bakmanın dışında, benim için, gördüğümüzün üstünde daha cool ya da kurgusal bir şekilde kadraja o durumu hapsetmek  ya da özgürleştirmek…

İstanbul… Hayatımı kurmaya çalıştığım, vizyonumun tamamen değişmesine sebep olan “Alice harikalar diyarında” tadında zengin bir şehir.

Adana… Doğduğum, büyüdüğüm ve yeteneğimi şekillendirdiğim, yaratıcılığım için sandığımı doldurduğum yer…

İllüstrasyonlarım… Kısaca geçmişteki farkında olmadığım detaylar, kadınlara olan ilgim, modaya olan bakış açım, renkler, şekiller ve iç dünyamın ortaya çıkışı diyebiliriz.

Kendi alanında çalışmalarını takip ettiğin bir idolun var mı?

David Downton.

Gelecek için planların ve hayallerin neler?

Dünyayı gezip farklı insanlar, manzaralar görmek, sanatçılar tanımak istiyorum. Moda merkezi olan şehirlerin herhangi birinde yaşamak (çünkü Türkiye’de bu mesleğin beklentilerimi karşılayacak kadar iyi bir geleceği olacağını düşünmüyorum) planlarım arasında. Ve Başarılı bir “Fashion Illustrator” olmak…

www.mustafasoydan.com

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?