Bir Paris tatili daha geride kaldı… Bu sefer kesin karar verdim, Paris benim hayatımda gezmekten en çok zevk aldığım, her sokağında “şehrin ruhunu” hissettiğim şehir. 3 gece, 4 günlük Paris seyahatimde önceden yapmak istediklerim listesini yazmıştım, ve neredeyse hepsini gerçekleştirdim. L’Entrecote’da muhteşem Café de Paris soslu etleri yedim, Le Marais’te harika bir gün geçirdim, Saint Germain’de saatlerce dolaştım, Paris’in romantik sokaklarında uzun uzun gezdim, tozdum. Detaylar mı? Evet, başlayalım…

Paris’te Neler Yaptık? Nerelere Gittik? Neler Yedik?

Montparnasse Paris’te nerelere gidilir?

Gittiğimiz ilk gün otelimize bavullarımızı bıraktık ve Paris’in güzel bir merkezi olan Montparnasse’ta bulduk kendimizi. Geniş caddelerden yürürken, Le Relais de L’Entrecote’un (101, Boulevard du Montparnasse) yolunu tuttuk. Paris’te 3 şubesi bulanan bu restoranda, size sadece tatlı ve şarap menüsü veriyorlar. Çünkü yemek fiks. Café de Paris soslu muhteşem bir et ve yanında hayatınızda yiyebileceğiniz en güzel patates kızartması geliyor. Sadece güler yüzlü Paris kadınlarının garson olarak çalıştığı bu restoranın inanılmaz güzel bir enerjisi var. Harika bir yemek yiyip, şarabınızı içip sonrasında lezzetli tatlınızı yediğiniz zaman oradan ayrılırken Paris sokaklarında daha bir keyifli geziyorsunuz. Tatlı olarak ben Mont Blanc adlı vanilyalı dondurma ve kestane püreli enfes tatlıyı yedim, not almanızı tavsiye ederim!

Paris’te Düğün

Paris’te ikinci gün düğün günüydü! Öncesinde Eiffel’in oraları gezdik, güzel bir kahvaltı ettik. Sonrasında otele varıp; odada gelinimizi hazırladık, şehrin biraz dışında olan Türk Konsolosluğu’nun yolunu tuttuk. Zeynep-Irmak çiftimizin nikahını kıydıktan sonra fotoğraf çektirmek için şehri gezdik.

Gelin ve damattan ayrılıp kendimizi Saint Germain’in harika sokaklarında bulduk. Saint Germain’de dünyanın en ünlü cafeleri arasında giren Café de Flore ve Café Deux Magots yer alıyor, onların dışında bir yer daha keşfettik:

Deniz’in yine theMagger’daki Paris’i Parisliler Gibi Yaşamak İsteyenlere Öneriler yazısını okumalısınız!

Paris’te Kahvaltı

Café de Flore’un karşısındaki Cafe Louis (155 boulevard Saint Germain)! Burada Cumartesi-Pazar günleri muhteşem bir açık büfe oluyor. Scrambled eggs’ten kruvasana, pancake’lerden farklı peynir çeşitlerine, bacon’lara, makaronlara ve suflelere kadar hepsini bulabiliyorsunuz. Açık büfede kişi başı 30 Euro, buna taze portakal suyu, tüm sıcak içecekler dahil. Eğer 5 Euro daha verirseniz, bir kadeh şampanya da ekliyorlar menüye. 30 Euro ilk bakışta fazla gelebilir, ama o kadar lezzetli yemekler yiyorsunuz ki emin olun değiyor. Kısaca… Hafta sonu Paris’teyseniz Saint Germain’deki Café Louis’i kesinlikle not alın.

Gülfem’in Paris’te yer alan Shakespeare and Co yazısı için buraya tıklayabilirsiniz.

Paris’te Alışveriş

Neyse, dönelim Cuma’ya… Saint Germain’de bol bol gezdik, bir caféye oturup yeşil çaylarımızı yudumladık. Azıcık da olsa alışveriş yaptık; uzun zaman sonra çok sevdiğim bir marka olan The Kooples‘un kıyafetlerine bakmak çok hoşuma gitti. “Cool” bir  tarzım var diyorsanız, Paris’e gittiğiniz zaman Kooples’a uğramalısınız. Dikkat, fiyatlar biraz yüksek!

Cuma akşamı Zeynep-Irmak çiftinin evlenmesini kutlamak için Place Alma’nın oradaki Devez adlı bir restorana gittik. Le Devez (5 Place Alma), çok şık bir restoran, harika bir Carpaccio tabağı ve gerçekten çok ama çok lezzetli bir balkabağı çorbası var. Eğer siz de benim gibi balkabağı çorbası sevenlerdenseniz, Paris’e gidince Devez’e uğrayın derim.

Paris’ten Sanat Notlarını theMagger’da okuyabilirsiniz.

Montmartre, Paris

Cumartesi günü benim Paris’te en sevdiğim yerlerden olan Montmartre’e gittik. Sanatçıların, turistlerin, lokallerin hepsinin bir arada olduğu bu semte turistlerin asıl gitme nedeni Sacré Coeur bazilikası (yukarıda). Bazilika şehrin çok yükseğinde olduğu için inanılmaz bir Paris manzarasına sahip. Hava güzel olunca, insanlar önündeki çimlerde keyif yapıp, manzarayı seyrediyorlar. Benim asıl hayran olduğum semt Montmartre’nin iç tarafı; buranın dar sokaklarında şirin café’ler, vintage dükkanlar, tasarım butikler bulabiliyorsunuz. Çikolatacılar, ufak galeriler, tasarımcıların kendilerine ait küçük mağazaları var.

Aşağılara indikçe Montmartre biraz İstanbul’un daha Parisien Tarlabaşı halini alıyor. İçerisine bile parayla girebildiğiniz erotik shop’lar, perukçular, “değişik” kıyafet dükkatları burada yer alıyor.

Montmartre’da Galeri Montmartre’ı gezdik, David Gerstein adlı bir sanatçının dekupe metaller üzerine eliyle boyadığı ürünleri yer alıyordu. Rengarenk olan çalışmalara bayıldım. Gerstein’in orijinal ve pozitif çalışmalarının fiyatları 3000-5000 Euro arasındaydı. Galerinin hemen yanında yer alan ressamlar bölümü bence muhteşem bir bölge. İnsanlar ayakta kendi portrelerini çizdiriyorlar, beğendikleri tabloları sanatçıların kendilerinden satın alabiliyorlar.

Montmartre’a gidecekseniz, Sacré Coeur’ü gezip, turumuz bitti demeyin; elinize sıcak bir şarap alın ve sanat kokan sokakları detaylı bir şekilde gezin…

(Bu arada Montmartre’de – bu sefer gidemedim- Le Refuge des Fondues (17 rue des Trois-Freres, Montmartre) diye bir restoran var; theMagger’da önceden de kendisinden bahsetmiştim. Burası küçük bir fondücü, menü fiks fiyatlar 15 Euro civarında. Uzun iki masadan oluşan restoranda tüm misafirler yanyana oturup, sohbet ediyorlar. Elinize tipex alıp duvarlarına adınızı, sevdiğinizin adını ve dileklerinizi yazabiliyorsunuz. Şaraplar ise biberonda geliyor. Çok sempatik bir yer, Paris’e ajandanıza burayı da eklemeyi unutmayın!)

Cumartesi günü ayaklarımız tutmayana kadar Paris’i gezdikten sonra akşam Saint Germain’deki Rue de Buci’ye gittik. Buci adlı bu uzun sokak, biraz bizim Asmalı Mescit’e benziyor. Yanyana café’ler, restoran ve barlar bu sokakta yer alıyor. Cumartesi akşamı havanın da Aralık-sonu Paris şartlarına göre havanın güzel olmasıyla gençlik Buci’deydi. Buci’ye gittiğinizde, Café Germain’de (25 rue Buci) yemek yiyebilir sonra da sokaklarda takılabilirsiniz. Buci, cumartesi akşamları için doğru bir alternatif.

Paris’te Pazar Günü Ne Yapılır?

Ve dönüş günü yani Pazar. Paris’te Pazar günü ne yapılır derseniz size tek bir cevabım var. Le Marais’e gidilir. Le Marais, St. Paul metro istasyonundan çıktığınızda sağdan devam edince vardığınız Yahudi bölgesi. Paris’te Pazar günleri her taraf kapalıyken Le Marais’teki neredeyse tüm mağazaların açık olması nedeniyle tüm Paris gençliği buraya geliyor. Le Marais’de istemediğiniz kadar butik, Zadig & Voltaire, Sandro, Berenice gibi ünlü markaların mağazaları ve 2. El mağazalar yer alıyor. Le Marais’te fiyatlar biraz uçuk, o yüzden biraz eliniz yanabilir, ama unutmayın ki alışveriş yapmak istemiyorsanız bile Marais’in şirin sokaklarında onlarca Parisli ile beraber dolaşmak muhteşem bir his.

Le Marais hakkında daha detaylı bilgi için Deniz Yılmaz’ın theMagger’daki yazısını da okuyabilirsiniz!

Paris’te kusursuz bir Pazar günü geçirmek istiyorsanız, önce Saint Germain’de demin bahsettiğim Café Louis’te kahvaltısı edin, sonra metroyla çok yakın olan Marais’de tüm gününüzü gezerek, alışveriş yaparak, mağazalara göz gezdirerek, gerekirse hiçbir şey satın almayarak geçirin. Akşama doğru köşe cafélerden bir tanesine oturup şarabınızı içip etrafınızı seyredin. Daha keyiflisi olabilir mi?

Paris tatilim böyle geçti anlayacağınız. Romantik geçti, aşk dolu geçti, güneşli ve bol yürümeli geçti. Bir düğün için orada olmak ayrıca harika bir histi; çok güzel yemekler ve bol bol tatlı yedim; gezdim, tozdum, çakır keyif oldum… Paris özlemimi giderdim ama ne yalan söyleyeyim, 2 gün olmasına rağmen bu muhteşem şehri tekrar özledim…

Yazımı bitirmeden önce Paris’i biraz daha iyi deneyimleniz için kısa bir galeri hazırladım, fotoğraflara bakmanızı öneririm :)

Kısa kısa notlarım:

*Paris seyahatimi kolaylaştıran Muji’ye teşekkür ederim. Muji’den seyahat çantası, rengarenk törpülerim, sabunumla rahat bir tatil geçirdim. Muji’nin küçük şişeleri sayesinde büyük şampuan ve göz makyajı losyon şişemi yanımda taşımak zorunda kalmadım, gitmeden ihtiyacım olanları küçük şişelere transfer ettim. Mağazaya girdiğim zaman gerçekten seyahat, mutfak, ev ile ilgili her şeyi bulabildiğim Muji’ye hayatımı kolaylaştırdığı teşekkür ederim!

*Bir öğle yemeğinde, Paris’te Hippopotamus’a gittik ve enfes bir hamburger yedim. Çocukluğumda çok severek gittim bu restorana seneler sonra tekrar gittim ve aynı zevki aldım.

*Paris’e Pegasus ile uçtuk; hiç rötar yapmadan bizi hızlıca aşık olduğum şehre ulaştırdığı için teşekkür ederiz :)

*Montmartre’de Chine Machine adlı bir vintage mağazada muhteşem bir kürk denedim, ama almadım. İtiraf ediyorum, biraz içimde kaldı :)

Sevgiler!

theMagger’dan Paris Notları:

Taner’in Midnight in Paris adlı film yazısını buradan okuyabilirsiniz. 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

  1. Bir dahaki Paris ziyaretin için sana St.Germain’de harika bir et restoranı önerisi, Le bistrot d’Henri (16 Rue Princesse). Menüdeki her şey birbirinden lezzetli, üstelik kendi house wine’larını yapıyorlar. :)

  2. Teşekkürler! Not aldım, bir sonraki Paris seyahatimde gidiyorum!