Primetime: İyi Bir Amacın Reyting Canavarıyla İmtihanı

Primetime: İyi Bir Amacın Reyting Canavarıyla İmtihanı

Robert Pattinson ve A24 etkisiyle beklentileri yükselten Primetime, bir dönemin popüler reality şovu To Catch a Predator’ı ve programın arka planında yaşanan olayları merkeze alıyor. İlk etapta grenli görüntüleri ve kırılımlı kurgu tercihleriyle dikkat çeken Primetime, ilerleyen dakikalarda medya ve etik tartışmalarının üzerine inşa ediliyor. Pattinson’ın programın sunucusu Chris Hansen’a hayat verdiği filmde oyuncunun köşeli yüz hatları, ayrıksı aksanı ve abartılı (iyi anlamda) oyunculuğu, filmin rahatsız ediciliğini besliyor.

(1)
Primetime | Fotoğraf: Fabula Films

2004’te NBC’nin Dateline programı bünyesinde başlayan To Catch a Predator, internette reşit olmayan çocuklarla buluşmaya çalışan erkekleri ortaya çıkarmayı amaçlıyordu. Perverted-Justice adlı grupla birlikte hareket eden program ekibi, çocuk gibi davranarak bu kişilerle iletişim kuruyor, onları kameralarla donatılmış evlere çağırıyor ve Chris Hansen’la yüzleştiriyordu. Polis de çoğu zaman evin dışında bekliyor, çekimlerin ardından şüphelileri gözaltına alıyor ve çocukları korumak gibi son derece önemli bir mesele, televizyonda suçluların ifşa edildiği bir gösteriye dönüşüyordu. İzleyici hem adaletin yerini bulduğunu düşünüyor hem de insanların kameralar önünde köşeye sıkıştırılmasını izliyordu. Ancak bir noktadan sonra asıl meselenin, suçları ortaya çıkarmak mı, yoksa bu anları mümkün olduğunca çarpıcı biçimde ekrana taşıyıp sömürmek mi olduğu sorusu her zaman güncelliğini korudu.

Bunları Da Okuyun

To Catch a Predator, pedofili şüphelilerinin yakalanmasını sağlayarak topluma faydalı bir iş yaptığı için takdir edilesi görünse de bu amacın reyting malzemesi hâline getirilmesi, Primetime’ın yönetmeni Lance Oppenheim’ın ilgilendiği en önemli unsurlardan biri gibi görünüyor. Oppenheim ikinci olarak; programın arka planında neler olduğunu göstermeye çalışarak hem gerçek ile kurgu arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıyor hem de belgeselvari bir görsel dil yaratarak Hansen ve ekibinin tehlikeli sulara girişinin tanıklığını yaptırıyor bize.

(4)_1
Primetime | Fotoğraf: Fabula Films

Yine de bu iddiasının altını çok iyi dolduramayan film, bu sulara girdiği anda aklıma ilk olarak Network filmini getirdi. Nitekim o film de reyting uğruna televizyonda türlü “şaklabanlıkların” yapılmasının nasıl normalleştiğini anlatıyordu. İletişim araçlarının kitleleri manipüle etmesi, kurgu ile gerçeğin iç içe geçmesi ve her şeyin şova dönüşerek içinin boşaltılması, Primetime’da da gördüğümüz anlatılar… Marshall McLuhan “Küresel Köy” kuramında, kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla her insanın, benzer şeyler izlediği, takip ettiği ve kıtalar arasındaki iletişimin bir tür köyde iletişim kurmak gibi olduğunu savunur. 60’ların başında çıkan bu kuramın, 2000’lerin başında ve sosyal medyanın da etkisiyle günümüzde daha hoyrat halinde geldiğini söylemek mümkün.

Biraz daha ileri gidersek Jake Gyllenhaal’ın başrolünde olduğu Nightcrawler’a da dokunan yanları olduğunu söylemek mümkün. Öyle ki Chris Hansen, önemli bir iş yaptığının farkında olsa da amacı uğruna şovu yönlendiren ve kurgulayan, “beslediği inekten en yüksek verimi almak” için neredeyse her yolu deneyecek bir noktaya savruluyor. Nightcrawler’ın Lou Bloom’u için bu detaylar ekmek ve su kadar önemliydi.

Primetime’da Robert Pattinson tercihi de dikkat çeken bir diğer unsur. Twilight serisiyle dünya çapında tanınan oyuncu, bu başarının ardından kendisini yalnızca gençlik filmlerinin yıldızı olarak konumlandırmak yerine daha riskli rollere yöneldi. Safdie kardeşlerin Good Time’ı, Robert Eggers’ın The Lighthouse’u ve Claire Denis’nin High Life’ı gibi filmler, onun daha karanlık ve tekinsiz karakterlere ne kadar iyi uyum sağlayabildiğini gösterdi. Primetime’da da bu dönüşümün izlerini görüyoruz. Pattinson, Chris Hansen’ın aksanını ve tavırlarını taklit etmekle kalmıyor; karakterin kendine duyduğu güvenle gösteri dünyasının beklentileri arasındaki çelişkiyi de performansına taşıyor. Ancak bütün bunlara rağmen hâlâ Good Time’ı aşacak bir performans izletmiyor bize. Aşmak zorunda mı? Değil ama bu, benim açımdan bir Pattinson eşiği.

Sonuç olarak Primetime, belki yarattığı hype’ı karşılamasa da medyadaki normları, etik meseleleri ve gerçek-kurgu dinamiklerini irdeleyen yapısı ve iyi bir amacın bile -belki başlangıçta, belki zamanla- dejenere olabileceğini göstermesi açısından önemli konulara mercek tutan bir film olarak hafızamızda yer ediniyor.

Editör Notu: Yazının devamı spoiler içerebilir.

(2)_1
Primetime | Fotoğraf: Fabula Films

To Catch a Predator’ın sonunu hazırlayan en önemli olaylardan biri ise 2006’da Texas’ta gerçekleştirilen bir operasyonla oldu. Programa konu edilen savcı yardımcısı Louis Conradt, buluşma için hazırlanan eve gitmemişti. Ertesi gün polis ve televizyon ekibi evine gittiğinde Conradt kendisini vurdu ve hayatını kaybetti. Ailesi NBC’ye dava açtıysa da dava, 2008’de uzlaşmayla sonuçlandı. Operasyon sırasında televizyon ekibinin polisle iç içe hareket etmesi, delillerin güvenilirliği ve yaşananların reyting uğruna bir gösteriye dönüştürülmesi ciddi eleştiriler aldı. NBC, artan tartışmaların yanı sıra formatın tekrar etmeye başladığını da gerekçe göstererek devam etmedi. Chris Hansen ise yıllar sonra programın amacına ulaştığını ve miadını doldurduğunu savundu.

Kişisel instagram hesabıma buradan bakabilirsiniz.

Kapak Fotoğrafı: Fabula Films

İlginizi çekebilir: Sine Magger’dan İzleme Listemiz

Yazı Yorumları (0)
Bu yazıya ilk yorumu siz yazın!