II. Dünya Savaşı'nın Sanat Cephesi: The Rape of Europa

Bir toplumu her türlü derinden sarsan savaş olgusu, şüphesiz ki yaşamın her alanında yıkıcı, derin ve travmatik izler bırakıyor tarihte ilk var olduğundan beri. Dünyanın bugünkü sınırlarının çizilmesinde en etkili, tarihin yaşanan en büyük acılarına sebep olmuş, Avrupa kıtasının kana bulandığı II. Dünya Savaşı da bunlardan biri. Bugüne kadar birçok cephesinde yaşananları defalarca filmlerde izlediğiniz, tarih kitaplarında okuduğunuz, Avrupa’nın türlü kentlerindeki müzelerde yaşanan acılara empati duymaya çalıştığınız o savaşa bambaşka bir açıdan bakmaya hazır mısınız? İşte sanat tarihi açısından oldukça önemli bir dönemi anlatan belgesel, The Rape of Europa…

Dünya tarihinin en büyük katliamlarından Holocaust’un yaşandığı, asker ve sivil olarak 60 milyondan (1939’daki dünya nüfusunun %3’ü) fazla insanın hayatını kaybettiği II. Dünya Savaşı… Böyle bir savaşta, dünyanın kültürel mirasının önemli bir yüzdesini barındıran Avrupa kıtasındaki sanat eserlerinin ya da mimari başyapıtların nasıl korunduğunu, nasıl günümüze ulaştığını düşündünüz mü hiç? Cevabınız, bunca acı yaşanırken sanatı dert etmenin söz konusu olamayacağı ise büyük bir yanılgı içindesiniz. The Rape of Europa, sanat eserlerinin gerek stratejik gerekse duygusal anlamda savaş döneminin önemli aktörlerinden olduğunu ve bu derdin o acıları yaşayan halklar tarafından dahi öncelikli olduğunu gösteren bir belgesel.












