Merhaba! Sizleri bu ay Orta Avrupa`nın asil ve şık bir sanat kentinden selamlıyorum. Avusturya’dan, Wolfgang Amadeus Mozart’ın doğduğu yere sadece 3 saatlik bir mesafede yer alan, her sokağı sanat kokan, her meydanından başka başka aryalar yükselen Viyana’dan hepinize sevgiler…

İstanbul’un koşuşturmacasından bir ölçü kaçmak adına bayram tatilini fırsat bilip Sabiha Gökçen`den 2 saat süren rahat bir uçak yolculuğunun ardından ulaştım güzel kent Viyana’ya. Bu yazıyı, seyahatim boyunca konakladığım otel NH Belvedere 4* in lobisinde yazıyorum. (Burası Viyana Havaalanı’na yaklaşık 30, şehir merkezine ise sadece 10 dakika mesafede yer alan benim gibi şehir merkezine yürüyerek gidip gelmeyi sevenler için ideal bir otel, aklınızda bulunsun…)

Gelir gelmez dahil olduğum turla panoramik bir şehir turu yaptım; gezilmesi gereken yerler listesi aslında öyle dolu ki 4 günlük tatilime sığdırabilmek için bir eleme ve bir de sıralama yapmam gerekti diyebilirim ve sizlere de yalnızca tanıyabildiğim kadarıyla Viyana`yı tanıtabileceğim. Gittiğim mevsim ve tarih dolayısıyla şehir, sonbahar giysisine bürünmüş, asilliğindense hiçbir şey yitirmemiş edasıyla karşıladı beni. Sararmış ve Alplerin soğuk ama tertemiz rüzgarıyla oradan oraya uçuşan yapraklar, saatle paralel sessizliği bölen kilise çanları, akşam saati şehir parkından yükselen aryalar, kente dair ilk izlenimlerim. Başta İstanbul gibi canlı, hareketli eşsiz bir Akdeniz şehrinden gelen bir turist için Viyana oldukça durgun, sakin ve ağır bir kent gibi gelebilir, tıpkı bana da geldiği gibi ancak sonbaharı iliklerinize kadar hissettirecek havası ve buram buram sanat kokan atmosferiyle sizi de içine çekeceğinden emin olabilirsiniz.

Avrupa uygarlık tarihinde yeri ve önemi büyük bu kentin, Hoffburg, Belvedere, Schönnburn sarayları, sanat tarihi, doğa tarihi ve bunun gibi pek çok kapsamlı müzesi mevcut. Ayrıca Albertina adlı resim/sanat galerisi de görsel sanatlara ilgi duyanlar için biçilmiş kaftan. Viyana`nın ara sokaklarına girdikçe hemen hemen her binada özenli bir mimariyle karşılaşmak mümkün. Şehir, gökdelen tarzı post modernizm örneği yapılaşmadan oldukça uzak. Kentin yıllar önceki halini bozmadan yenilenerek kendi kimliğini koruyor olması da beni en çok etkileyen özelliği diyebilirim bu kent için. Beyaz şarapları ile ün yapmış küçük ve şirin kasabası Grinzing de turistik yönüyle oldukça ilgi çekici ve sevimli.

Klasik müzik, vals, bale ve opera şehrin dört büyük miheng taşı bence. Souvenir denilen hediyelik eşya satan her dükkanda Mozart, piyano, nota, sol anahtarı figürünün kullanılmadığı tek bir parça neredeyse yok. Özellikle de Albertina`nın karşı çaprazındaki Wienna World, benim içinde saatler harcadığım ve yine harcayabileceğim, elimde torbalarla çıktığım favori mağazam. İster kendinize ister sevdiklerinize Viyana`dan en güzel hatıraları bulabileceğinizi düşündüğüm şahane dükkan. Uğramadan dönmeyin, derim.

Bir başka “uğramadan gitmeyin”im,  Viyana şehir parkı. Şık heykeller, kuğularla ördeklerin mesken edindiği göl ortamı ve düzenli yürüyüş parkuruyla New York`taki Central Park`ın Avrupa kimliği edinmiş hali olarak tasvir edebilirim sizler için. Fotoğraf makinanızı elinizden düşüremeyeceksiniz. Şehir turunu kiralayacağınız bir bisikletle de yapabilirsiniz, zira Viyana`da bisiklet kullanımı epey yaygın. Gezi esnasında soluklanmak isteyenler ve/veya şehrin tadına bakmak isteyenler için önerebileceğim mekanlar arasında ilk  aklıma gelenler, Cafe Central (yediğim en başarılı Viyana şinitzeli buranın eseriydi), Cafe Landtmann (burada her an Avusturya cumhurbaşkanı, başbakanı gibi devletin ileri gelen isimlerinden biriyle karşılaşabilirsiniz), Konzertkafe Schwarzingen (en leziz coffee melanj için uğrayın) ve Cafe Mozart (schaser tarti mükemmeldi). Bunların haricinde pek çok mekanda şinitzele, coffee melanj ve schaser tarta rastlamanız mümkün..

Sanatla bir ucundan ilgileniyorsanız Viyana tam size göre bir şehir, mutlaka çekip alacaktır tüm benliğinizi. Strauss’un, Mozart’ın heykelleri karşısında duyduğunuz heyecanla Beethoven’in bestelerini yaptığı piyanosunun karşısındaki heyecanınızı kıyaslayamayacaksınız bile! Uzun lafın kısası, imkânınız varsa, yolunuzu bilerek ve isteyerek Orta Avrupa’nın şık şehri Viyana’ya mutlaka düşürün diyorum. Sevgilerimle…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN