Rüya Oteli: Göçmenlik ve Kadınlık Yan Yana Gelince Başlayan Distopya

Rüya Oteli: Göçmenlik ve Kadınlık Yan Yana Gelince Başlayan Distopya

Şimdi aramızda, bir arkadaşıyla sohbet ettikten yalnızca saniyeler sonra sosyal medyada o konu hakkında karşısına reklam düşmüş olanlar elini kaldırsın. 2000’lerin başından duymaya alıştığımız “dinleniyoruz” paranoyaklığı çoktan gerçek oldu, kendimizi kandırmayalım. O yüzden teknoloji bizi artık bununla pek korkutamaz, sadece rahatsız edebilir. O zaman gelin, sizi başka bir evrene götüreyim: Bir varmış bir yokmuş, uykunuzu kontrol altına alabildiğiniz, arkadaşlarınızla rüyalarınızı paylaşabildiğiniz yeni bir düzen kurulmuş. Yalnızca minik bir sorun var. Rüyalarınız için artık tutuklanabilirsiniz. Bir orayı kurcalamadıkları kalmıştı, değil mi? Laila Lalami’nin Rüya Oteli kitabı için size ilk önerim, uyumadan önce yemek yemeyin ve kesinlikle korku filmi izlemeyin.

image
Rüya Oteli | Fotoğraf: Eylül Aytan

Aslında hepimiz benzer bir öğütle büyüdük: “Davranış, düşüncelerden daha önemlidir.” Sonuçta düşüncelerimizi kontrol etmek her zaman elimizde olmayabilir. Fakat nasıl davrandığımıza biz karar verebiliriz. Fas kökenli Lalami’nin ödüllü Rüya Oteli’nde, artık zihnimizin en karanlık köşelerinde kalan, hatta bizim düşüncelerimize ait olmayan rüyalarımız bile bir yargılama konusuna dönüşebiliyor. Kitaba geçmeden önce bir not düşmek isterim: Rüyalardan yargılanmak düşündüğümüz kadar distopik değil. Çünkü bugün bile Gana’da uykuda görülenler yüzünden cadılıkla suçlanan ve kamplarda tutsak tutulan kadınlar bulunuyor. Bence bu hikâyede asıl bu kadar korkutucu olan, göçmenlik ve kadın kimlikleri yan yana gelince başlıyor.

Bunları Da Okuyun

Rüya Oteli Konusu

Women’s Prize for Fiction’da uzun listeye kalan ve yayımlandığı sene “çok okunanlar” listesinde yerini sağlamlaştıran Rüya Oteli kitabı, bu yıl Türkçe’ye de çevrilmiş. Sara isimli bir müze görevlisinin havalimanında “gözetim altına” alınmasıyla başlayan olaylar; bizi, algoritmaların risk puanlarımızı belirlediği bir evrene götürüyor. Distopik anlatılardan alışık olduğumuz “bir kez fark edilince peşinin bırakılmadığı” hissi bu kitapta da bol bol kendini gösteriyor. Bir de “sonbahar &kitap” romantizmini sonuna kadar yaşamak isteyip tam da bu bahsettiğimiz teknolojiler yüzünden dikkat süresi azalanlara seslenmek istiyorum. Karşınızda, gerilimi yüksek, merak uyandıran ve gerçekten hızlı akan bir hikâye var.

image
Rüya Oteli | Fotoğraf: Brittle Paper

Rüya Oteli

Yazının başında da belirttiğim gibi hikâye, Sara isimli baş kahramanımızın havalimanında göz altına alınmasıyla başlıyor. Hiçbir zaman tam olarak nasıl çalıştığını anlayamadığımız ve sürekli dikkat ettikleri değişen “algoritmalar”, bu sefer Sara’yı riskli buluyor. Dışarıdan bakıldığında müzede arşivci olarak çalışan, evli ve çocuklu bir kadın olan Sara, büyük ihtimalle ön yargılı düzenimizde parmağımızı ilk doğrultacağımız kişi olmaz. Fakat göçmen babasından dikkat çekmemesi için tembihlenen bu kadın karakterimiz, daha kitabın en başında biraz kendini savunduğu biraz da soyadı olan Hussein’den dolayı hızlıca radara girmeyi başarıyor.

Algoritmada onu ele veren ne dersiniz? Lohusalık döneminde, daha iyi uyuyabilmek için taktırdığı cihaz. Bir zamanlar MUBI’de Witches isimli bir belgesel yayımlanmıştı. Ben de konusunun cadılar hakkında olduğunu düşündüğüm için doğrudan izlemeye başlamıştım. Fakat belgesel, doğum sonrası depresyon hakkındaydı. Ben bu terim ile ilk kez o zaman karşılaşmıştım. Eminim ki aramızda haberleri takip eden bazıları da bu durum hakkında son birkaç ayda birçok içerik okumuştur. Kitap, hiçbir zaman Sara’nın doğum sonrası depresyon yaşadığını söylemiyor veya tam olarak bize bunu hissettirmiyor. Yine de ana karakterde, bebeklerini doğurduktan sonra uyku problemi yaşayan ve taktırdığı cihazda kocasına zarar verdiği rüyalar gördüğü için tutuklanan bir kadın olunca, insan bence bir acaba diye düşünüyor. Sonuçta, sadece rüyalarından dolayı tutuklanan kadınların hikâyesini dinliyoruz. Acaba bu dünyada, yalnızca bir kadın olduğunuz için algoritmadaki risk puanınız kaçtan başlıyordur?

Bir de olayın göçmenlik kısmı var. Söz veriyorum, bu yorumları yapmamın sebebi göçmen ve bir kadın olmamdan kaynaklanmıyor. Yazar hiçbir zaman, Sara’nın soyadının Hussein olduğunu unutmamıza izin vermiyor. Tam da bu noktada kitabın çıkış noktası bile bana bir göçmen kabusuymuş gibi hissettiriyor. Üstelik, bu kitabı Fas kökenli Amerikalı birinin yazdığını unutmayalım. Yazının sonunda kendisi de son dönemlerde Amerika’da yaşanan göçmenlik karşıtı hareketlerden etkilendiğini söylüyor. Göçmen olduğunuzda, hatta daha basit düşünmek gerekirse yabancı olduğunuz bir yere gittiğinizde, ortamı anlamak ve bence farklı durmamak için biraz çaba sarf edersiniz. Sara’nın bütün yaşadıkları ise tam bu noktada bir kabus temsiline dönüşüyor. Kurallarını anlayamadığı bir düzende, sürekli kendini açıklamak zorunda kalıyor; hata yaptığını dahi bilmeden uyarılar alıyor. Çünkü istediği kadar davranışlarını, hatta düşüncelerini kontrol etmeye çalışsın; hiçbir kontrolü olmayan rüyaları bile onun farklı olduğunu gösteriyor.

Editör Notu: Yazının devamı spoiler içerebilir.

image
Laila Lalami | Fotoğraf: Laila Lalami

Kitabın sonlarına doğru, onu tutuklamak için bir sebep bulamayan sistem dahi “Böyle bir kadın olduğu” için tutuklandığını itiraf ediyor. İşte, tam olarak sebebini anlayamadığın bir düzende paranoyaklaşmanın başlangıç noktası bu. Bunun için bir distopyaya ihtiyacımız yok. “Böyle bir kadın” olmak yetebiliyor.

Bu noktada size hemen güzel haberi vermek isterim. Yazının bu noktasına kadar geldiyseniz, spoiler almayı umursamıyorsunuzdur diye düşünüyorum. Laila Lalami’nın bence bu olay örgüsünde yaptığı en güzel şey, Sara’nın “böyle bir kadın” olmasındaki seviyeyi artırmaya başlaması. Distopyalarda, kayıplara alışığızdır. Fakat bu kitapta Sara, ne zaman sisteme uymak yerine ona kafa tutuyor, tam da o noktada özgürlüğüne kavuşuyor. Sistem, onu istediği gibi biri yapma riskini almaktansa rahat bırakmayı daha kolay buluyor. Ne diyeyim, umarım “böyle kadınlar” her yerde özgür olurlar ve kendileri olmaktan şüphe duymazlar.

Kapak Fotoğrafı: Eylül Aytan

İlginizi çekebilir: Biblio Magger’dan Sonbahar için Kitap Önerileri

Yazı Yorumları (0)
Bu yazıya ilk yorumu siz yazın!