Evin salonundaki rahatlığı ve sıcaklığı aratmayacak bir ortama sahip olan Salon’da bir konser deneyimi için en uygun dönem; çünkü kasım ayında, yaptığı müzik ile size nefes aldıran, gerçeklikten uzaklaştıran üç güzel isim var!

Yetişecek ödevler arasında yeni yıl için uçak bileti veya hafta sonu gerçekleşecek etkinliklere bakarak nefes almaya çabalarken buldum kendimi geçen akşam. “Yapmak zorunda olduğunuz işleri ertelemediğiniz gibi kendinize vakit ayırmayı da ertelemeyin” gibi cümleler kurarken bu hatayı ne sık yaptığımı farkına vardım. Zaman hızla geçerken bir şeylere yetişme veya geleceği planlama telaşı içine düşüyoruz; yaşanan günden veya andan keyif almak aklımızın ucundan geçmeyen bir detay olarak kalıyor. Özel günleri beklerken, yaşadığımız o günü özel kılmayı erteliyoruz. Bazen her günü planlıyor olmaktan vazgeçmek, yapılacaklar listesinin dışına çıkmak gerekiyor; o keyifli akşamları hafta sonuna, tatillere ertelemek zorunda değiliz aslında.

Benim en keyifli, en hatırımda kalan akşamlar genelde gittiğim konserlerle bağlantılı. Müziğin günlük hayatımda kapladığı o çok değerli alan, bu durumun temel sebebi. Günü karşıladığım şarkılar, günü noktaladığım albümler, varlığından heyecan duyduğum çok başka sevdiğim sanatçılar… Farkında olmadan kendimi içinde bulduğum “bekleme” ve “sıkılma” döngüsünü kıracak en doğru yol bir konserden geçiyor bu sebeple. Canlı performansın yanı sıra sanatçı ile aynı ortamı paylaşmanın getirdiği o duygu yükünün ortaya çıkardığı büyülü anları düşünerek güzel bir konsere gitmeyi herkese tavsiye ediyorum. “Güzel bir konser” için dinlediğiniz müzik kadar bulunduğunuz ortam ve size eşlik eden insanlar da önemli. Sanatçının bu büyüyü en güzel şekilde aktardığı mekanlardan biri Salon bana sorarsanız. Üst katta oturup ayaklarınızı sarkıtmak, koltukta içkinizi yudumlamak, sahnenin en önünde durarak hayranlıkla konseri izlemek-dinlemek veya köşedeki bar tarafında dans ediyor, şarkılara eşlik ediyor olmak… Her biri huzurlu olabilecek bu seçeneklere kasım ayında üç zarif sanatçı ve, pürüsüz sesleri eşlik edecek. Yani, güzel bir konser deneyimi için not edilmesi gereken tarihler!

İzlandalı şarkıcı Ólöf Arnalds, 8-9 Kasım’da Salon’da sahne alacak. Kendisi aynı zamanda Ólafur Arnalds’ın kuzeni. İçten ve huzur dolu kuzey esintileri için bu akşam gününüzü Salon’da sonlandırabilirsiniz. Narin folk melodilere pürüsüzce eşlik eden bu sese doyamayacaksınız.

Julie Byrne, New Yorklu şarkıcı ve söz yazarı; ilk kez İstanbul’da, 15-16 Kasım’da, Salon’da sahne alacak. Şehrin yoğunluğundan, içinde bulunduğu kaostan akustik melodileriyle kaçan sanatçı dinleyicisini de yanına alabilen bir derinliğe sahip. New York’u, şehir hayatını bir cehennem olan gören Julie Byrne doğa ve müzik sayesinde yaşayabiliyor. Eğer benzer hislere sahipseniz, nefes almaya ihtiyacınız varsa kendinizi onun sesine bırakma fırsatını kaçırmayın.

Siv Jakobsen de kuzey esintileri taşıyan huzur dolu bir başka ses. 29 Kasım’da Salon’da dinleyebileceğimiz sanatçının adını yeni yeni duymaya başıyoruz. Norveç’in bize getirdiği akustik ve zarif ışıltılardan. Zamanla kendini daha da geliştirmiş olan, bildiğimiz şarkılara kendi yorumunu getiren, sevdiğimiz isimlerden (Ane Brun, Damien Rice, Joni Mitchell) ilham alan bu yeteneği keşfetmek için hala geç değil, 29 Kasım tarihini not edin!

Haftalık konser ve etkinlik önerilerine ve müzikle ilgili daha fazlasına MÜZİK kategorimizdeki yazılardan ulaşabilirsiniz.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?