Artık İstanbul’daki, vizyondan bağımsız gerçekleşen film gösterimlerini takip edebileceğiniz, sinema özelinde bir etkinlik takviminiz olduğunu biliyor musunuz?

FOL Sinema Topluluğu’ndan tanıdığımız Burak Çevik’in kurduğu, editörlüğünü Hasan Cem Çal’ın, tasarımını Sarp Sözdinler’in üstlendiği Sinemavar’ı yakından tanımak, ekibin İstanbul’un sinema takvimi hakkındaki düşüncelerini almak istedik.

sinemavar-logo

Sinemavar nasıl ortaya çıktı?

Burak Çevik: 2013 yılında Berlin ve Rotterdam Film Festivali’ne gitmiştim. Ardından Amsterdam ve Paris’te biraz zaman geçirdim. Şunu fark ettim; her şehrin kendine has ufak sinemaları vardı. Bir nevi mikro-sinemalar. Her sinemanın kendine özel ilgi alanı, gösterdiği film türü oluyordu ve bu bir sinemasever için muhteşem bir şeydi. Amsterdam’dayken, tüm şehirdeki bu gösterimleri kötü bir tasarım ile sunan bir internet sitesine denk geldim. Bu acaba İstanbul’da işler mi, diye düşündüğümü hatırlıyorum. Aklımın bir köşesinde fikir olarak kaldı. Bu süreçte FOL Sinema Topluluğu’nu kurdum ve İstanbul’un çeşitli yerlerinde gösterimlere başladık. FOL’ün görsel kimliğinin tasarımını üstlenen Sarp Sözdinler’e konuyu açtığımda Sinemavar projesini çok sevdi. Ertesi gün sitenin tasarımı hazırdı. FOL ekibinden Hasan Cem Çal da sitenin editörlüğünü üstlendi ve Eylül ayına yetiştirdik. Sinemavar ortaya çıktı çünkü şehrimizde bir sinematek bile yoktu ve biz de tüm şehri bir sinematek olarak tahayyül etmeyi denedik. Bu sitenin arkasındaki bir diğer amaç da, FOL gibi bağımsız ve kâr amacı gütmeyen, sinemayı seven ve bunu paylaşmak isteyen toplulukların cesaretlenmesi ve çoğalmasıdır. Eğer önümüzdeki günlerde İstanbul’un muhtelif yerlerinde çeşitli film gösterimleri düzenleyen yeni topluluklar ile karşılaşırsak, bu bizi çok mutlu edecektir.

Hasan Cem Çal: Burak ile tanışmamız aslında okuldaki sinema kulübünün gösterimleri vasıtasıyla gerçekleşti. O, kampüste filmler gösteriyordu ve ben de o günlerde bir kulüp açmak istiyor ama ne gerekli anlayışın ne de bireylerin varlığına pek inanmıyordum. Tanışmamızın ardından her şey fazlasıyla dinamik seyretti denebilir; çünkü her ikimiz de sinema ile ilgili yakın fikirlere, anlayışlara ve tutumlara sahiptik. Bu süreçte Burak, FOL Sinema Topluluğu’nu kurdu. Zamanla ben de dahil oldum. Ardından da Sinemavar projesi başladı. Editörlüğünü de gönüllü olarak üstlendim.

BÇ: Ben sanırım ana-akım sinemanın dışında kalan, hikayeyi pek de önemsemeyen (ya da hikayenin pek de önemli olmadığına inanan diyelim) bir sinemayı seviyorum. Ulus Baker’in Deleuze’den (onun da Godard’dan) çevirerek ortaya attığı gibi; doğru değil, dosdoğru imajlara dayalı bir sinema. Tek istediğim de bunu paylaşmaktı. FOL de, Sinemavar da bunun bir parçası olarak ortaya çıktı.

Ekran Resmi 2015-08-29 16.19.31

“Editoryal bir elekten” bahsediyorsunuz. Sinemavar’ı takip edecek olanlar, bu seçkiyi oluşturan kişilerin tercihlerini merak edeceklerdir. Favori yönetmenleriniz, filmleriniz hakkında biraz ipucu verebilir misiniz?

HCÇ: Aslen sinema, kanımca öyle basit bir şekilde parçalarına ayrılacak, kısmi olarak kavranacak, taraf tutar gibi kendimizi belirli bir noktada konumlandıracağımız, kayıtsız ve tok bir ifade düzlemine işaret etmiyor. Bu noktada kişisel seçimlerim de bir o kadar çeşitli. Sayacağım sanatçılar ise şöyle olurdu: Jordan Belson, Kōji Wakamatsu, Carl Theodor Dreyer, Paul Sharits, Dimitri Kirsanoff, John Cassavetes, Robert Downey Sr.

BÇ: Ben yaşayanlardan bahsedeceğim. Sinemanın hikayeden ya da anlamdan soyutlanabileceğini ve sadece gözler ile temas edilen bir imaj(lar) olabileceğini düşündürten Apichatpong Weerasethakul’un sinemasının çok değerli olduğunu düşünüyorum. Özellikle emeklilik dönemindeki işleri ile Tsai Ming-Liang her seferinde beni etkiliyor. Perde ile seyirci arasındaki o bitmek bilmez alanda dolanan bakış mefhumuna dair filmleri ile James Benning, son on yıllık işleri ile Jean-Luc Godard ilk aklıma gelenler. Pedro Costa ve Šarūnas Bartas’ın her filmini defalarca izledim. Straub & Huillet çifti (maalesef Danièle Huillet 2006’da vefat etti) en büyük ilham kaynaklarımdan diyebilirim. Türkiye’den bir isim söylemem gerekirse eğer beni en çok heyecanlandıran yönetmen Tayfun Pirselimoğlu.

Sinemavar uzun vadede de bir sinema takvimi olarak mı kalacak, geliştirmeyi düşündüğünüz olası projeler var mı?

HCÇ: Uzun vadede bir sinema takvimi olarak mevcudiyetini sürdürmesini ve işlevselliğini kaybetmeden gelişmesini istiyoruz. Belki zamanla başka şehirler işin içine girebilir. Sinemavar, FOL Sinema Topluluğu’nun bir projesi. FOL olarak geliştirmeyi düşündüğümüz projeler arasındaysa film ile video formatlarının üretimine ve dağıtımına katkı sağlayacak bir konsept oluşturmak var. Ancak bunun için zamana ihtiyacımız var.

Fol Sinema Topluluğu demişken; İstanbul’un sinema takviminde deneysel sinemaya yeterince yer verildiğini düşünüyor musunuz?

BÇ: Çok seyrek. Daha çok galerilere sıkıştırılmış bazı video işlerine denk geliyoruz. Analog zaten hiç yok. !fistanbul, programında az da olsa deneysel sinemaya yer vermeye çalışıyor. Ben ilk Jonas Mekas videosunu !f’te izlemiştim, müthiş bir deneyimdi. Toronto Film Festivali’nde ‘Wavelengths’ var. New York’ta ‘Projections’ var. Rotterdam zaten deneysel sinemaya geniş yer ayırıyor. Büyük festivaller artık deneysel sinemayı programlarına yan bölüm olarak da olsa koymayı tercih ediyor. Belki bizim de böyle bir şeye ihtiyacımız vardır.

Screen Shot 2015-10-01 at 13.24.59

İstanbul’da birçok kültür ve sanat kurumu gösterim programları düzenliyor. Bunlar bazen bir ülke, bazen bir yönetmen, bazen de bir tema etrafında şekilleniyor. Aralarında son yıllarda en beğendikleriniz hangileri oldu?

HCÇ:  Son yıllarda en beğendiklerim Pera Film’in programları oluyor. Örneğin Yeraltından Filmler: Andy Warhol + Lou Reed adlı program birden çok ifade biçiminde ve alternatif formda işler gerçekleştirmiş olan Warhol’un müstesna bir seçkisiydi. Ayrıca Polonya’dan Ustalar: Polonya Film Okulu programı da birçok başarılı filmi içinde barındırıyordu. Hatırlıyorum; Jerzy Kawalerowicz’in filmlerini ilk kez orada izleme şansı bulmuştum. Son olarak Masalın Sonu: İtalyan Yeni Gerçekçiliği isimli programı sayabilirim. İtalyan Yeni Gerçekçiliğine aşina olmama karşın bu program, bana, akım dahilinde gözümden kaçmış olan birkaç yönetmeni tanıma fırsatı vermişti.

BÇ: 3 yıl önce Akbank Sanat’ta Michael Snow’un işlerinden oluşan bir sergi vardı. Benim için son yılların en önemli programıydı. Bazen gösterim düzenleyen kurumlar, yurtdışında başkalarının kürate ettiği programları getirip burada seyirciye sunuyor. Bu sinema alanındaki entelektüelite eksikliğinin bariz bir göstergesidir.

Screen Shot 2015-10-01 at 13.24.05

Önümüzde Filmekimi var. Bu gibi özel durumlar, festivaller için ayrı bir seçki ya da takvim oluşturmayı planlıyor musunuz?

HCÇ: Sinemavar’ın amacı biraz da bağımsız gösterim yapan toplulukların ve aylık programlar yapan müze, galeri ve sanat merkezlerinin gösterimlerini bir araya toplamak. Ancak festivallere yine de kayıtsız kalamıyoruz. Filmekimi için öneri mahiyetinde her gün bir adet film seçerek ajandamıza ekledik. Bunu !f İstanbul ve İstanbul Film Festivali için de yapacağız.

comoara_corneliu_porumboiu-hd

Filmekimi için önerdiğiniz filmler hangileriydi?

HCÇ: Apichatpong Weeresethakul’un Cannes’da övgüler alan Saltanatın Mezarlığı, hicivli mizahı ile olduğu kadar sinema duygusuyla da öne çıkan işleri ile tanıdığımız Romanyalı yönetmen Corneliu Porumboiu’nun yeni filmi Hazine, Pablo Larraín’in Oscar’lı No’nun ardından yönettiği The Club, sert bir ilk film olduğunu duyduğumuz ve Cannes’da FIPRESCI Ödülü’nü kazanan Saul’un Oğlu, Terrence Malick’in Knight of Cups filmi, Altın Palmiyeli Dheepan, Naomi Kawase’nin son filmi Umudun Tarifi ve Todd Haynes’in Carol filmini önerdik.

Carol

Sinemavar vizyon filmlerinden de öneri yapacak mı?

HCÇ: Ekim ayının vizyon programına bakıyorum. Türkiye’den bir iki yapım dışında sinemada izlenmesini önerebileceğim film göremiyorum. Türkiye’de iki tekel var; biri Cinemaximum. Bilindiği gibi gişe filmlerine ağırlık veren bir vizyon anlayışı var. Diğeri işe M3 Film’in ‘Başka Sinema’ konsepti. Bu konsept ise daha çok art-house diye tabir edilen filmleri vizyona sokuyor. İkisi de kendi alanında tekelleşmiş kuruluşlar. Ne için olursa olsun tekelleşme durumu can sıkıcı. Sinemavar bu nedenle değerli; sinema takipçisi bu iki salon zincirine mecbur değil. Alternatifler var, olacak ve olmalı. Biz de bu alternatifleri elimizden geldiğince destekleyeceğiz.

Sinemavar’ın ekim ayı önerilerini görmek için sinemavar.net adresini ziyaret edebilir, siteyi düzenli olarak ziyaret ederek bağımsız gösterimlerden haberdar olabilir ve ayın önerilerini e-posta olarak almak için kayıt olabilirsiniz.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?