Reklamlardan, dizilerden, televizyon programlarından ya da Twitter’dan tanıyabileceğiniz Sinemis Candemir’in adı, Çerkezce “gözbebeğim, en değerli” anlamına geliyor. Renkli ve dolu dolu kariyerini yeni şeyler denemekten korkmamasına bağlıyor -ki bunu gittiği egzotik, uzak, bilinmeyen diyarlardan ve gezi fotoğraflarından da anlayabiliyoruz. Onunla kariyerini, sosyal medyayı, dünyayı, İstanbul’u ve bilinmeyenlerini konuştuk.

Kariyerin boyunca farklı alanlarda çalıştın, bunlar arasında seni en çok tatmin eden hangisi oldu?

Reklam, dizi, sinema, tiyatro derken oyunculuk alanında 12 sene çalıştım ve sektör beni istediği sürece çalışmaya da devam etmek istiyorum. Ama yıllar geçtikçe insan, çalışma şartlarını kendisine göre ayarlayabilme lüksünü seçiyor. Saati belirsiz, sabahlara kadar çalıştığımız setler, bitmeyen tiyatro turneleri, yolculuklar beni yormaya başlamıştı açıkcası. İşimi severek yapmaya devam edebilmek için biraz rölantiye aldım şu sıralar oyunculuk faslını. Geçen sene yardımcı yönetmenlik yapmıştım, işin reji tarafından inanılmaz keyif aldım. 15 Aralık’ta da Ankara Devlet Tiyatrosu Şinasi sahnesinde, benim çevirdiğim, Hakan Çimenser’in rejisini yaptığı Dolores Claiborne isimli oyunun prömiyeri olacak.Yani bu aralar ilk çevirimin sahnelenecek olmasının heyecanını yaşıyorum. Tüm bunların dışında ise Promoqube’da Kurumsal İletişim Direktörü olarak çalışıyorum ve 1,5 yıldır sosyal medyanın sadece kullanıcısı değil, çalışanı olarak da içindeyim. Aslında galiba yapı gereği beni heyecanlandıran alanlara doğru kayıyorum zaman zaman ve yeni şeyler denemekten korkmuyorum. Genelde hobilerimi ve sevdiğim şeyleri işe dönüştürdüğüm için kariyerimde çalıştığım her alanda aynı heyecan ve zevkle çalıştım/çalışıyorum.

Televizyon programları ve dizilerde yer alman televizyon izleme alışkanlıklarını nasıl etkiledi? Bu aralar neler izliyorsun?

Aslında oyunculuğu daha yoğun yaptığım dönemlerde vakitsizlikten dizi izleyemiyordum, hatta genel olarak televizyon diyeyim. Şimdi çalışma saatlerim daha belli ve düzenli olduğu için arada bakabiliyorum. Ama tabi ailem ya da arkadaşlarım benimle birlikte film ya da dizi izlemekten çok hoşlanmıyor. İstemeden ışık, ses, devamlılık vs. birçok yere takılıyorum izlerken. Bu aralar “Karadayı” isimli televizyon dizisini beğeniyorum, beni tv karşısında tutabiliyor. Bir de özellikle “İşler Güçler” adlı diziye bayılıyorum, kaçırsam bile yolda mobil uygulamasından izliyorum. İlk defa hiçbir bölümünü kaçırmadığım bir dizi oldu.

Sosyal medya ve dijital medya konusundaki yenilikleri yakından takip ediyorsun. Son zamanlarda dünyada ve Türkiye’de seni en çok etkileyen iş hangisi oldu?

Ben bu aralar, belki de kendi mesleğimin de etkisi ile televizyon ve sosyal medyanın birlikteliğinden çok etkileniyorum. İkinci ekran deneyimleri, TV izlerken bir yandan sosyal medyadan yapılan paylaşımlar, bu paylaşımlar dolayısıyla kazanılan ödüller ve bunların kullanıldığı uygulamalar benim çok ilgimi çekiyor. Aslında hem dünyada hem Türkiye’de offline ile online dünyayı entegre eden işler bence hem başarılı hem de etkileyici oluyor. Özellikle Domino’s Pizza Türkiye için facebook hayranlarının ortaya çıkardığı Sosyal Pizza ve daha sonra bu pizzanın offline dünyada yarattığı etki bence çok başarılıydı. Şu sıralar da Memet Ali Alabora ve Pınar Öğün’ün MiMinör (umarım ismini yanlış yazmadım) oyununu merak ediyorum. Duyduğuma göre sosyal medya ile birlikte katılabiliyormuş seyirci oyuna.

Dünyanın birçok yerini gezmişsin, bize unutamadığın bir yeri kısaca anlatır mısın?

Aslında o kadar çok ki: Hindistan’ın kokusu ve insanlar arasındaki uçurum, Moskova’nın soğuğu ama vodkanın etkisi ile insanların sıcaklığı, Senegal’deki yerli halkın hayatlarından memnun hayata bakış şekilleri, Hawaii’deki dev dalgalar, patlayan yanardağlar, yakışıklı erkekler, Langkawi’de her yerden çıkıp elimdekileri kapmaya çalışan maymunlar, Koh Samui’deki filler, Japonya’daki gece hayatı ve yemekler, Dubai’deki akvaryum yaşam tarzı, Suriye’nin 80′leri yaşayan hali ve Türklere olan ilgileri, Lübnan’ın her tarafı kurşun izleri ya da bomba parçaları ile dolu olmasına karşın canlı gece/gündüz hayatı… Avrupa, Amerika gibi herkesin bildiği/tahmin ettiği yerlere girmiyorum bile ama sanırım en unutamadıklarımdan biri uzun bir Trabzon-Artvin yolculuğu sonunda İstanbul’a döndüğümde toprağı öpme isteği. Dünyanın hiç bir yerinde Karadeniz insanı gibisi yok!

Dünyada gördüğün diğer şehirlerle karşılaştırdığında İstanbul’un kültür, sanat, moda ve tasarım alanlarında nasıl bir yerde olduğunu düşünüyorsun?

Aslında İstanbul çok iyi bir yerde, ister istemez. Çünkü konumlanması gereği birçok kültürü içinde bulunduran bir şehir. Doğasında zaten o kadar çok kültür bulunduruyor ki, çatışmayı/farklılığı her yerde günlük yaşayışta görebiliyorsunuz. Ne yazık ki sadece günlük yaşantıda da kalıyor. Yapılmaya çalışılan kültür-sanat aktiviteleri olmasına karşın yine de istanbul’un hak ettiği düzeyde olmamasına çok üzülüyorum. Diğer yandan özellikle İKSV gibi vakıfların girişimlerini ve artan bireysel girişimleri gördükçe de seviniyorum. Ama ne yazık ki hala belli bir insan topluluğuna hitap ediyor ve genele yayamıyoruz. Genele yayamadıkça da maalesef bu alanda dünyadan hep geride kalıyoruz.

En son hangi…

… filmi izledin? The Master

… albümü dinledin? Uzun süredir albüm dinlemiyorum aslında, Pandora’yı kullanıyorum.

… konsere gittin? Efes Blues Festivali

… sergiyi gezdin? İstanbul Modern’in kalıcı koleksiyon sergisi “Yeni Yapıtlar, Yeni Ufuklar”ı

… tasarım mağazasından alışveriş yaptın? Kanyon’da ayakkabı tasarlayıp satan bir mağaza var, Artizen

İstanbul’da aşağıdaki durumlara göre mekan tercihlerin nedir?

İlk Date: İstanbul Modern Restoran

Pazar Kahvaltısı: Genelde evde aile kahvaltılarını severim ama Karaköy’deki Karabatak da olur

Rakı-Balık: Vira Vira, Arnavutköy

İtalyan Mutfağı: Taksim Pizzeria Trio

Arkadaşlarla Kahve: Nişantaşı Cafe Zone

İş Toplantısı: Ofis (ofis dışında koşturmak, iş için çok sıkıcı)

Dans: Roxy

Aşağıdakiler senin için ne ifade ediyor?

İstanbul:  Tarihi Yarımada’nın Boğaz’dan görünüşünün güzelliği

Sanat: Yemek yemek, su içmek gibi bir ihtiyaç

Müzik: Dans, hayatımın soundtrack’i, olmazsa olmaz

Moda: Pek aram yok, sevmem

Aşk: Kalbin ağzında çarpması, tatlı heyecan, doyum

Sosyal Medya: Benim işim

Senin hakkında pek bilinmeyen 5 şey söyler misin?

Aslında o kadar şeffaf yaşıyorum ki,  beni twitter’dan takip eden hakkımda birçok şeyi biliyordur.

* Kırmızıyı severim.

* Fast food yemem, kola içmem, kahve içmem, sadece sade türk kahvesi içerim, çayı da şekersiz içerim.

* Arabalarda eski Vosvos’ların, motorlarda da Vespa’nın hayranıyım. Yeni motor ehliyeti aldım, şimdi hedefim tekne ehliyeti.

* Yeni yerler görmeye ve yeni insanlar tanımaya bayılırım.

* AFS’liyim, AFSGD yönetim kurulu üyesi ve Türk Kültür Vakfı vakfedeniyim.

Sanal ortamda seni nerelerden takip edebiliriz, dışarıda seninle nerelerde karşılaşabiliriz?

Beni websitemden, Twitter, Facebook ve LinkedIn‘den takip edebilir; benimle Nişantaşı, Taksim, Kabataş, Dolmabahçe, Erenköy-Göztepe sahil hattı ya da Bağdat Caddesi’nde karşılaşabilirsiniz.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?