Tasarımı hep kumaşlar tarafından baktık, bu sefer değerli taşlar ve materyalleri inceledik. Bu alanda uzman tasarımcımız Deniz Kaprol bize tüm samimiyetiyle hikayelerini anlattı. İlklerini paylaşarak öncülük etti. Şimdi de maggerseverlerle buluşuyor!

Moda tasarımının en büyük materyali olan kumaş tüm tasarımcıların maddi imkanlarla sağladığı bir olgu. Siz kumaşçı bir aileden gelip; bu imkana sahipken başka materyallerle çalışmanın olumlu veya olumsuz yanları ne oldu?

Olumsuz yanı, hiç bilmediğim ve kimseyi tanımadığım bir sektörde tutunma çabası içine girdim. Yaklaşık 15 yıldır ciddi bir uğraş içerisindeyim, belki tekstilde olsaydım, eğitimim ve bilgi birikimim bu yönde olduğu için her şey daha kolay olabilirdi. Malzeme, markalaşma ve kendimi kabul ettirmek için maddi ve manevi olarak birçok fedakarlık yapmak zorunda kaldım. Çoğu insan bu süreçten geçiyordur, ben sadece elimde hazır imkanlar varken, hiç bilmediğim bir sektörde çabalamaya başladım. Sermaye yetersizliği, üretim sancıları gibi işe özgü uğraşlar da cabasıydı. Olumlu yanına gelince, her yaptığım işte her zaman çok ama çok mutlu oldum, emeğimle bir yere gelmek için çalışmak, bunun sonuçlarını doyasıya görmek ve en önemlisi de sevdiğim bir işle uğraşmak her şeyden önemliydi. Olumlu tarafına bakmaya çalışıyorum her zaman, hep ileriye bakmak lazım.

Eğitiminiz ve şu an eğitim hayatında olmanızı açıklayabilir misiniz?

Ben New York’ ta olan ve dünyanın en iyi 5 moda okulundan biri olarak kabul edilen, Fashion Institute of Technology’de Kadın Giyim Tasarımı üzerine eğitim aldım. Sebebini hala kendime açıklayamasam da… Bildiklerimi başka insanlara aktarma gibi bir derdim var. Bildiklerimi öğretemezsem, insanlarla paylaşamazsam kendimi huzursuz hissediyorum. Dolayısıyla, mezun olduğum okul, İTÜ ile ortak bir fakülte kurunca, bende 7 yıl önce bu kuruma öğretim görevlisi olarak girdim. İlk önce sanat tarihi ve moda sektörüne giriş dersleri veriyordum. Daha sonra sanat tarihini işlerimin yoğunluğu sebebiyle bırakmak zorunda kaldım. Kendimi sınıfta, öğrencilerle birlikte çok mutlu hissediyorum. Orası çok farklı bir platform, bambaşka bir paylaşım anı. Hala derslere keyifle ve uçarak gittiğimi söyleyebilirim.

“Yurtdışındaki eğitimlere göre eksiğimiz özgür düşünce ve ruh…”

Bir eğitmen olarak, Türkiye eğitim konusunda yurtdışı ile kıyaslandığında sizce hangi yönde ilerliyor?

Çok doğru atılımlar var, son 10 yıldır gerek takı gerekse hazır giyim sektöründe tasarım eğitimine çok önem veriliyor. Gerek yurtiçinde yer alan üniversiteler, gerekse yurtdışında yer alan programlarla işbirliği yapan fakülteler kaliteli ve temelden önemli detaylarla donatılan öğrenciler yetiştiriyorlar. Tek eksiğimiz özgür düşünce ve ruh. Bu da eğitimle ilgili değil, toplumla ilintili bir şey. Dolaysıyla yurtdışında ki eğitime göre tek eksiğimizin bu olduğunu söyleyebilirim.

Markanızın hikayesi nasıl başladı?

Marka yaratma hedefimi lise yıllarındayken kurgulamıştım. Bunun için doğru öğelerin aynı anda oluşması gerekiyordu. Bunların oluşması 2004 yılına kadar sürdü ve o sene “ dkaprol” adlı markamı oluşturdum. Aslında bu Hong Konglu bir firma tarafından gelen danışmanlık teklifi ile gerçekleşti. Zaten markanın kurumsal kimliği, vizyonu ve misyonu hazırdı. Sıradan bir marka olmak yerine olmayanları gerçekleştirmeye çalıştım. Haute couture takı tasarımı ve yapımı sunan bir yer yoktu, tüketici kendine sunulanı almak zorunda kalıyordu. Ben de hazır giyim de yıllardır devam eden bu geleneği takı sektörüne taşımak istedim. Dolayısıyla markamın ilkleri gerçekleştirme gibi bir misyonu var. Türkiye de ilk kez, hazır giyim firmalarıyla birlikte, uluslar arası bir fuarda takı markası olarak defile gerçekleştirdik. Bu da bir ilk. Ve tabii ki Caracas ile olan işbirliğimiz… Şu anda “dkaprol” markasının satış noktalarını çoğaltmak hedefimiz. Marka aslında güncel olan mücevher anlayışıyla geleneksel anlayışı harmanlayarak takılabilir ve satılabilir takı üretiyor. Açılmış olan ve üzerinde çalıştığımız dkaprol.com sitemizde online satış da yapıyoruz. Henüz ilkler bitmedi!

Bir gözünüz mavi. Bu sıradışılığı takılarınızda da hissediyorum… Dkaprol tasarımlarının hissettiklerime ortak olarak; kimler satın alır?

Farklı ve sıra dışı olmak isteyen kişiler, özel bir objeyi taşıyarak ona anlam yükleyenler, satın aldığı takıda yaşam ve hikaye arayan herkes… Her yaş ve cinsiyetten…

Dkaprol takılarının tamamlayıcıları neler olabilir?

Takılarımın tamamlayıcıları sadece ve sadece onu takacak insanlar olabilir. Türkiye, takılarınıza Nişantaşı’ndaki mağazanızdan ulaşabiliyor. Peki yurtdışındakiler? Şu anda Hong Kong ta iki noktada satışa sunuluyor, diğer ülkeler içinde showroomlar ile görüşme halindeyiz.

Takı tasarımında ilk haute couture markası olmak nasıl bir duygu?

İlkleri gerçekleştirmeyi sevdiğim için bu konuda öncü olmak çok keyifli bir şey benim için. Ama kendi içinde barındırdığı zorluklar çok. Henüz bu yolda ciddi bir yol kat etmiş değiliz, benim bu yolu açmış olmamın getirdiği avantajlar kadar dezavantajları da var. Mesela bu konuda üretim toplu ve sistemli bir şekilde oluşmuş değil. Yine de tüketicinin talebi bu yönde oldukça fazla. Sadece bu konuda biraz daha bilinçlendirmek gerekiyor alıcıyı. Mücevherin alım fiyatının oturduğu bazı temeller var, ama son fiyatını yine tercih yaparak tüketici belirliyor. Eğer bu bilinci yerleştirebilirsek ve sektör kapalı kutu olmaktan çıkıp, kendini biraz daha anlatır ve kullanılan malzemelerle ilgili daha açıklayıcı olursa, haute couture takı tasarımının çok daha fazla ilerleyeceğini düşünüyorum.

Koleksiyonlarınızın bir hikayesi var. Bu hikayeler için nelerden ilham alıyorsunuz?

Kendimden, arkadaşlarımdan, yaşamdan, sanatın her kolundan, oğlumdan, eşimden. Ama gerçek anlamda temelde kendimden yola çıkıyorum. Heyecanlandığım, gördüğüm, algıladığım, anladığım her şeyi tasarımlarıma ve defilelerime yansıtıyorum.

Dkaprol adında ilkleriniz çok. İstanbul Moda Haftası’nda ilk takı defilesi yaptınız? İlk olmanın artıları ve eksileri oldu mu?

Bazen aynı soruyu ben de kendime soruyorum. Çok ciddi riskler içeriyordu, ilkleri gerçekleştirmek gerçekten zordur. Ama bizim farkımız, böyle bir hayali benim uzun yıllardır kurguluyor olmamdı. Bir anda çıkmadı asla, ben kafamda her aşamasını hazırlamıştım… Zaten eğitimim giyim tasarımı üzerine de olduğu için çok fazla defile seyretmiştim ve bu tarz fuarlarda birebir bulunmuştum. Başından sonuna kadar daha önce bildiğim bir şeydi, sadece takıya uyarlamak gerekiyordu. Orada da kendime göre kurallar oluşturdum, herkesin kostümünün aynı olması, kurgunun daha şov ağırlıklı olması gibi. Bir de ekip olarak da çok önemli insanlarla çalışabildim, bu da en büyük şanslarımdan bir tanesi.

Kreatif direktörümüz Bige Ökten, fotoğraf sanatçısı Mehmet Turgut ve koreograf Uğurkan Erez. Senin söylemiş olduğun çok önemli bir cümle var, “ mücevher sanatının moda ile birleşmesi”. İşte biz defilede bunu yaptık! İlk olmanın artılarına gelince, belki de bu konuda sektöre çok ciddi bir katkı yapmış olmam, bir anlamda tarihte geçecek olmamız ekiple birlikte. Eksilere bakacak olursak, tam anlamıyla ne yapmak istediğimi ya da ne yaptığımı henüz tam olarak anlayan çok az…

Bu seneki projeleriniz arasında neler var? İpucu verebilir misiniz?

Şu anda 22 Temmuz da gerçekleşecek, Caracas firması için hazırladığım, mücevher koleksiyonumun defilesi var. Çok heyecanlıyız. Caracas aslında benim çok beğendiğim bir firmaydı. 2008 yılında NY ta temellerinin atılarak, yapmış olduğu yatırımların düzgünlüğü, ileriye yönelik vizyonları ve sektörde ki duruşları çok önemliydi. Necip Karakaş bu konuda çok iyi ilerliyor, işçiliklerinin ve taşlarının kalitesi, bakış açıları ve çok güçlü bir tasarım ve üretim ekibine sahip olmaları beni çok etkiledi. Necip Karakaş ile tanıştığım zaman, hedeflerini öğrendiğimde hemen bir işbirliği içine girmeye karar verdik. Caracas by DKaprol olarak kendilerine bir koleksiyon hazırladım ve defile konsepti oluşturdum. İnanılmaz güzel enerjileriyle kendisi ve tasarım ekibi de tüm yaratıcılıklarını ve bilgilerini ortaya koyarak sonucu birlikte oluşturduk. Defile ve koleksiyonun konseptini de “ Welcome to the theatre of jewellery” olarak kurguladım. Gelen ziyaretçilerin dürbünle seyredebilecekleri teatral bir şölene dönüşecek…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN