Dünyaya meydan okuduğu, el üstünde tutulduğu, Michelin Yıldızlı Restoran şeflerinin yemek yediği ve hatta İngiliz Kraliyet Ailesinin Sofra’sı Sofra London artık İstanbul Karaköy‘de. Sofra London Karaköy

Yeme içme dünyasında şapkadan tavşan çıkaran adam desem yeridir Hüseyin Özer için. Geçtiğimiz haftalarda, Sofra London‘ın Karaköy şubesi açılışından bir gün önce Hüseyin Özer ile dolu dolu bir akşam geçirdik. Yemeklerinin tadına baktık. Sohbet ettik. Neresinden bahsetsem, neler anlatsam bilemiyorum.

Umudunu Sakın Kaybetme

Hikaye çok trajik, hani bir film vardı Will Smith‘in Jr. Smith ile birlikte oynadığı. The Pursuit Of Happyness. Türkçe’ye Umudunu Kaybetme diye gelmişti. Her zaman söylerim, ben olsam sanırım bu kadar güçlü olamaz kafama sıkardım diye. İşte bence Hüseyin Özer hikayesi de pek çoğumuzun kafamıza sıkacağı bir hayattan çıkan olağanüstü bir başarı hikayesi.

the-pursuit-of-happyness-movies-1809928-720-480

Hiçbir Şeyi Olmayan Adam Artık Milyoner

Tokat’ta yaşarken henüz 7 yaşındayken annesi tek başına Ankara’ya göndermiş. Neden mi? Tabanca parası kazanıp babasını vurması için. Baba kendisini evlatlıktan reddetmiş, annesini boşamış. Hüseyin Özer istenmeyen çocuk olmuş. O yaşta doğru ile yanlışı dahi ayıramayacak bir çocuk tek başına düşmüş yollara. Ulus’ta çakmaklara gaz doldurarak para kazanmaya gayret etmiş. Yattığı yerler, sokaklar, kömürlükler, umumi tuvaletler. İki ileri bir geri değil, hep geri geri bir hayat. Derken meyhanede çalışmaya başladı. Ankara’dan İstanbul’a oradan da Londra‘ya dikti gözünü. Tek yöne bir otobüs bileti için parasını denkleştirdi ve günler süren bir yolculuğun ardından soluğu Londra‘da aldı. Bulaşıkçılıktan başladı, yıllar sonra kendi restoranını açtı. Türk mutfağını öyle bir yorumladı, öyle bir lezzetli halde sundu ki, tüm dünya kendisini tanıdı, adına belgeseller çekildi, kapıda kuyruk oluştu. İngiliz Kraliyet Ailesi bile orada yemek yedi. Devlet adamları ve diplomatlar rahat yemek yesin diye restoranını kurşun geçirmez yaptı. Şimdi Dünyanın en zengin Türkleri listesinde…

IMG_6677a

O sebeple yemeklerden şu şöyle yapılmış bu böyle yapılmış diye bahsedesim hiç yok burası için. Bu sıra dışı ve hatta olağan üstü yemekleri kısacık anlatacağım. Siz bizzat gidip görün diye. Bana göre asıl mesele başka. Öncelikle neler anlatacağımı az çok tahmin edin diye, bu sohbet dolu akşamda Hüseyin Özer‘in yakalayabildiğim sözlerinden biraz bahsedeyim,

“Yemeği yapması kolay da yemesi zor. Marifet yemeği yemektir.”

İlkokula gitmeyen bir diyetisyen var karşınızda. Yaptığım bütün yemekler çok sağlıklı, hep diyetisyenler ile çalıştım çünkü.

Keşkek gibiyim ben.  O keşkek ne kadar dayak yemiştir, nasıl zulüm görmüştür bilir misiniz? Ben de aynı o keşkek gibiyim.

Türk insanı zengin oldu, bilgili oldu ama yemeği bilmiyor. Restoran şık, tabak şık ama yemek şık değil.

Organik adamım ben. Benden daha organiği var mı? Alın her şeyim ortada! Okul okumamışım. Ailem yol göstermemiş. Kaybolmuşum. Şu an karşınızda oturuyorum. Daha organiği var mı? 30 yaşımda ben doğum günüm olduğunu öğrendim.”

Dünyanın bir ucuna giderim yemek yemek için. Uçağa atlar giderim yemeğimi yer gelirim.

İnsanlar dövüşmek zorunda değil. İnsanlar dövüşmemeli, sevişmeli” diyor ve aşk için kadeh kaldırıyoruz hepimiz.

Hüseyin Özer görüp görebileceğiniz tanıyıp tanıyabileceğiniz en üst düzey lezzet düşkünü adamlardan biri. İstanbul’da gezmedik ünlü mekan bırakmamış. Ama pek de beğenmemiş. Ben daha iyisini yapıyorum demiş ve Sofra London Karaköy‘ü açmış.

IMG_6666a

Humus ile başlıyoruz. O kadar lezzetli ki; “Humusu kendiniz mi yapıyorsunuz?” diyor masadakilerden biri. “Yok efendim Marks&Spencer’dan alıyoruz alıyoruz” diye patlatıyor espriyi. Hepimizi kahkahaya boğuyor. Ama Kruvasanı kendileri yapmadığını söylüyor. “İyisini yapamıyorsam yapmam” diyor. Fransa‘dan getirtiyor. Yani yiyebileceğiniz en iyi kruvasanları da sunmuş oluyor bu şekilde.

Kendisi de sürekli mutfakta. Bizi spor şık, mavi bir gömlek ile karşılıyor. “Normalde önlük vardır üzerimde, siz geliyorsunuz diye çıkarttım” diyor.

Rakiplerin olduğu yerde kazık atamazsın. Ben rakiplerin ortasındayım.

Ben kimseyi kazıklamayacağım. İnsanlar bunu hala öğrenemedi. Rakiplerin olduğu yerde kazık atamazsın kimseye. Benim açtığım tüm mekanlar rakiplerin tam ortasındaydı. Burada en iyi lezzetleri en iyi fiyata yiyeceksiniz.”

Mekan 1200 metrekare ve sadece 250 kişilik. İnanılır gibi değil. İstersek 400 kişi de oturturuz ama şimdilik gerek yok diyor Hüseyin Özer 8 milyon TL harcadığı mekan için. “Ben buraya para kazanmaya gelmedim, kendim gibi yemek yapan insanlar yetiştirmeye geldim. Burası bir okul. Benim yanımda çalışmak isteyen şeflere sözleşme imzalatıyorum. Gidip yurt dışında restoran açın diye. Herkese gösterin Türk mutfağının nasıl olduğunu diye.” diyor.

a20150505_185344_resized

Neden diye soruyorum. Çünkü biz beceremiyoruz yemek yapmayı diyor. Türk mutfağı güzeldir, çok güzeldir ama biz iğrenç yapıyoruz bunu. Ben yapınca kapıda kuyruk oluyor diyor.

Taharet Musluğuna Bile Sıcak Su Bağlattım

Hüseyin Bey keyfine ve detaylara düştün. Taharet musluğuna bile sıcak su bağlı. Sağa çevirdiğiniz zaman sıcak su geliyor. Masalarda kokteyl siparişi verebiliyorsunuz, kokteyl yanınızda yapılıyor. Diyetisyen kimliği olduğu için her şey çok sağlıklı. Baklavayı bile gözünüz kapalı yiyebiliyorsunuz. Şeker ve yağ oranı %5 geri kalanı ceviz, badem, fıstık…

a20150505_211434_resized

Etler

Etler konusunda çok iddialı. Koruyucu madde, çiz tozu vs mutfağına dahi sokmuyor. Etler Balıkesir‘den. Bu kadar anlatınca bir Antrikot söylüyorum. Gösteriş tasası olmayan son derece normal bir sunum ile yanında patates ile geliyor. Yanında kendi yaptıkları dijon hardal. Çünkü Hüseyin Özer Hardal’ı çok seviyor. Et sulu, bir parça kesip ağzıma atıyorum. Ağzımda suyu patlıyor. Yediğim şeye inanamıyorum. Nasıl bu kadar lezzetli olabilir. Sos var mı bunda diye soruyorum. “Küfür mü ediyorsun bana?” diyor. İnsanlar sosun lezzetine kapılıyorlar. Etin sebzenin lezzetini bastırıyorlar diyor.

IMG_6686a

En İyi İtalyan Restoranlarındaki Risottodan Daha İddialı Bir Keşkek

Yok daha neler. Aynen öyle. Yahu böyle keşkek olur mu hiç? Risottodan vazgeçirir adamı. Balık ya da etin yatağı olarak geliyor. Kendini keşkeğe benzetiyor. Kekşek gibiyim ben diyor. O keşkek ne kadar dayak yemiştir, nasıl zulüm görmüştür bilir misiniz? Ben de aynı o keşkek gibiyim. Organik adamım ben. Benden daha organiği var mı? Alın her şeyim ortada!

IMG_6682a

Hüseyin Özer tarih ve coğrafyaya çok meraklı. İnsanlar ne yiyor. Ne zaman ne yemiş. Nerede yiyor araştırıyor. Bir tane de boğazda Sofra London açacağım diyor.

Beğenmezseniz Şefe Yedireceğiz, Parasını Da Almayacağız

Ben böyle bir çalışma prensibi görmedim. Çalışanlarına evlatlarım diye hitap ediyor.  Mekanına çocuğum diyor. Mamasını yediriyorum, altını temizliyorum diyor. Yemeklerine o kadar güveniyor ki, “beğenmezseniz şefe yediririm, parasını da almam beğenmeyen müşteriden” diyor. Oturduğumuz 5 saat boyunca yoldan geçenleri, burada ne oluyor diye bakanları da restorana  davet edip “lütfen bir şeyler ikram edelim size” diye kapıda karşılıyor.

Bize “lütfen hoşunuza gitmeyen bir şey var ise söyleyin” diyor ama bize söz bırakmıyor. Evlatlarına “bu olmamış, ben böyle yapmıyoruym bunu, bunun limonu eksik geri götürebilirsiniz. Şu tam istediğim gibi değil” diye bilgi veriyor biz bir şey söylemeden.

Siz varken ayrı, siz yokken ayrı olursa nasıl olacak? Lezzeti nasıl koruyacaksınız?” diye soruyorum. “Hemen arayınbeni. Atlar gelirim Londra’dan. Hemen düzeltirim neresi aksıyorsa” diyor.

Son Söz

Ben hayatımda böyle bir adamla tanışmadım. Söyleyecek söz bulmak gerçekten zor. Bunca zorlukların ardından hep güler yüzlü hep mütavazi olmayı ihmal etmiyor. Yüzünden gülümseme düşmüyor. Asistanı “sesinin yükseldiğini hiç görmedik” diyor. Derken telefonum çalıyor. İstanbul’da herkesin bildiği çok üst düzey bir dünya markası restoranın yönetimindeki arkadaşım. Sosyal medya paylaşımından görmüş. “Hüseyin Özer ile mi birliktesin?” diyor. “Evet yanımda” diye yanıt veriyorum. Hemen telefona istiyor, sesini duymak isterim diye…

Konuşuyorlar kısa bir süre. Ardından ben alıyorum telefonu tekrar. Telefondaki ses; “Bundan 15-20 sene öncesi… cebimizde 5 kuruşumuz yoktu Cem. Kalacak yerimiz, yatacak yatağımız yoktu. İngiltere’de sokakta kalmıştık. Hüseyin Özer ile tanıştık. Cebimize para koydu, bize konaklayacağımız bir yer ayarladı. Çok kıymetli bir insanla yan yana oturuyorsun şu an! Evin yoksa sana evini açar. Neyi varsa önüne serer. Öyle bir adam

Başka söze gerek kalmadı.

Sofra London Karaköy Adres: Kemankeş Cad. No:33 Karaköy, Beyoğlu / İstanbul

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?