Soho, Istanbul’un Cihangir’i ile Nişantaşı’nın tam kararında dozlarda bir birleşimi gibi. Manhattan’ın bazen insana kendini çok küçük hissettiren gökdelenleri, takımlar içinde işe koşturan ağır abilerin, köşe başında kötü kokular eşliğinde hot dog satanların olmadığı arazinin bol insanının farklı, işletmelerin tarz sahibi olduğu bir semt.

dsc_0145

Burası genelde galeriler, vintage mağazalar, küçük kahvecilerin ve pastahanelerin olduğu bir yer. Lüks buraya çok az ve yerinde uğramış. Ünlü markaların alt markalarının enteresan butikleri var. Kate Spade’in alt markalarından Saturday’ı ilk buradaki lifestore tadındaki butiğinde keşfetmiştim örneğin.

DSC_0164

 

DSC_0134

Vintage mağazaların hepsi düşündüğünüz gibi kalabalık ve küf kokulu yerler değil. Tam tersi sıkı bir vintage algısı var. Çok iyi temizlenmiş parçalar ciddi bir geçmişe saygıyla sergileniyor. Chanel’in klasik 2.55’i ve türevleri burada sanat eseri gibi muhafaza ediliyor. ‘What Goes Around Comes Around’ hem bu konuda karşılaştığım en iyi dükkanlardan biri hem de adı ve dış vitriniyle aklımda kalanlardan.

dsc_01371

Chobani, aslında Türk bir girişimcinin kurduğu bir yoğurt markası ama kendini Yunanlı olarak tanıtıyor. Soho’da da bir cafe açmış, tabeladaki simit yazısını görünce sevinmedik diyemeyiz.

dsc_01431

dsc_0132

Sokakta en çok aklımda kalanlarsa, insanların köpeklerinin ayaklarına giydirdikleri renkli ayakkabılar ve grup üyelerinden birinin kabarık, kıvırcık saçları ve kocaman viyolenseliyle renklenen, sokağı da renklendiren müzik grubu. Sizi bilmem ama ben sokakta yürürken müzik duyduğum zaman keyfim kat kat artıyor…

dsc_0139

Soho, Manhattan’ın koşuşturmasından uzak ama şehrin nefes aldığını da hissedebildiğiniz bir semt kısacası. Sakin, marjinal ve yaratıcı.

dsc_0152

DSC_0165

Fotoğraflar: Rana Kelleci

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?