Söylentiler ve Beklentiler: Stalker (İz Sürücü)

Rus sinemasının üstün yetenekli yönetmenlerinden Andrei Tarkovsky, belki de en çok bilinen ve en geniş kitleye hitap eden filmi 1972 yapımı Solaris için şöyle demiş: “Solaris filmlerimden en az başarılı olanıydı, çünkü bilimkurgu öğelerinden tamamen kaçamadım.” Filme kaynak olan Stanislaw Lem romanının bilimkurgu edebiyatının başyapıtlarından olduğu düşünülürse, Tarkovsky’nin bu açıklamasını ve bilimkurguda bilimkurgudan kaçma isteğini çarpıcı, şaşırtıcı ve iddialı bulmak olası. Fakat yönetmenin 7 yıl sonra çektiği Stalker (İz Sürücü) filmini izlemek, onun ne söylemek istediğini anlamanıza yardımcı olabilir, en azından benim için öyle oldu.

Bilinmeyen bir şehir, bilinmeyen bir zaman ve post-apokaliptik bir ortam… Muhtemelen nükleer bir felaketin ardından sosyal, psikolojik ve fiziksel birçok zarar görmüş bir topluluğun üç üyesini bir araya getiriyor Stalker (İz Sürücü). İçlerinden ikisinin amacı bu kasvetli yaşantılarından bir süreliğine kaçarak, en büyük dileklerini gerçekleştireceğine inandıkları bir hedefe ulaşmak; üçüncüsü ise bu yolculuğun rehberi konumunda. Bir yazar ve bir biliminsanına işçi sınıfına ait bir kimsenin rehberlik edişi, derinlemesine simgelerle bezeli filmi yorumlarken izleyiciye en çok yardımcı olacak, en göz önünde olan nokta, başlangıç noktası. Fakat tüm bu simgesellik, başka bir yazının konusu.










