Bu sene tiyatro dolu başladı benim için, 2020 hedeflerimden birini gerçekleştiriyor olmanın tarifsiz mutluluğu var üzerimde. Bu kez 17. yüzyılın Fransa’sındayım, büyük mizah dehası Molière’in tüm dünyada en fazla konuşulan ve tartışılan oyunlarından Tartuffe’ün tam ortasında.

Tartuffe
Tartuffe | Fotoğraf: Instagram / @mamarttiyatro

Ünlü Fransız oyun yazarı Molière’in başyapıtı olarak kabul edilen Tartuffe’ün hikayesinden söz etmek istiyorum size önce. Dediğim gibi, yüzsüz / ikiyüzlü anlamına gelen Tartuffe, Molière’in belki de en fazla tartışılan oyunu. İlk olarak 1664 yılında yazılıp Versailles Sarayı’nda izleyiciyle buluşuyor ve dini, din adamlarını ve kiliseyi olumsuz bir şekilde yansıttığı gerekçesiyle 5 yıl boyunca yasaklanıyor. Molière ise, bu yasak karşısında duruşundan ödün vermiyor ve komedi türünün, doğası ve görevi gereği, insanları eğlendirmenin yanı sıra; topluma ve sisteme eleştiri getirmek olduğunu vurguluyor. Baktığınızda oyun yazılalı 300 yıldan fazla oluyor. Buna rağmen oyunda geçenlerin, özellikle de yapılan eleştirilerin günümüzde hala geçerliliğini koruyor olması, sizce de çok etkileyici değil mi?

Tartuffe’ün konusuna gelirsek… Tam bir sistem eleştirisi. Varlıklı Pernelle Ailesi ve dışarıdan dünyanın en dindar, en muhafazakar ve ahlaklı insanı gibi görünen Tartuffe arasında geçen olayları konu alıyor. Oysa Tartuffe hiç de göründüğü gibi değil; tek düşündüğü, ailenin babası Orgon’un sahip olduğu tüm malı, mülkü sömürebilmek. İnanır mısınız, başarıyor da bunu – dini kullanarak.

Tartuffe
Tartuffe | Fotoğraf: Instagram / @mamarttiyatro

Tartuffe, Orgon’u hem çok dindar hem de çok dürüst bir insan olduğuna ikna ediyor. Orgon, ona o kadar güvenmeye başlıyor ki; yaşadığı evi üzerine geçirmek bir yana, sevdiği adamla hali hazırda nişanlı olan kızını da Tartuffe ile evlendirmeye karar veriyor. Oyunda Orgon dışında herkes Tartuffe’ün ikiyüzlülüğünün farkında, hatta bunu Orgon’a gösterebilmek için her yolu deniyorlar. Ta ki, evde çalışan yardımcı kadın Dorine, yani aristokrat Pernelle Ailesi’nin dışında olan ve dolayısıyla olaylara daha farklı bir bakış açısıyla yaklaşabilen tek kişi bir plan yapana kadar. Heyecanı kaçırmamak adına, olayların nasıl geliştiğinden daha fazla bahsetmeyeceğim ancak bu noktadan sonra oyunla ilgili düşüncelerime geçiyorum; yer yer spoiler’lar olabilir, şimdiden söylemiş olayım.

Oyunun en çarpıcı yönü, dinin aristokrasiyi nasıl kontrolü altına aldığını apaçık bir şekilde ortaya koyması. Tüm konularda dinin dokunulmazlığını öne süren ve böylece Orgnon’un aklına girerek her ne istiyorsa onu gerçek kılan Tartuffe, işine gelmeyen bir durumla karşılaştığı anda sarf ettiği cümlelerle – örneğin, dindar da olsa neticede bir ‘erkek’ olduğunu söylemesiyle, kendini biz izleyicilerin gözünde ele veriyor. Oyun boyunca sorguluyoruz: Evet, Tartuffe’ün ikiyüzlülüğü çok açık; aldatan da o, kazanan da. Peki ya Pernelle Ailesi; onlar çok mu farklılar Tartuffe’ten? Layıklar mı aldatıldıklarını öğrenmeye, doğrunun kendilerine gösterilmesine?

Tartuffe
Tartuffe | Fotoğraf: Instagram / @mamarttiyatro

Bu soruları soruyorum çünkü oyunla ilgili çok derine inmeden düşündüğünüzde, otomatik olarak Tartuffe’u suçlu görüyorsunuz. Tamam – hiç öyle olmamasına rağmen, çok sofu olduğunu iddia eden ve büründüğü dindar rolünü kullanarak aileyi sömüren biri var karşımızda. Peki ya Pernelle Ailesi; suçlu değil mi ilk aşamada biraz olsun sorgulamadığı için? Burada özellikle Orgnon’dan söz ediyorum, kendisi dışında tüm aile üyeleri olan bitenin farkında çünkü. Hadi diyelim aralarında sorgulayanlar vardı, akılları neredeydi bugüne kadar? İşte bu bana dokunmayan yılan bin yaşasın’cılık onları o ana getiren. En nihayetinde de kandırılıyorlar zaten, her şeyi gün yüzüne çıkaransa evdeki yardımcı kadın Dorine oluyor. Yani emekçi kesimi temsil eden karakter. Sizce tesadüf mü?

Oyunu biraz da teknik açılardan incelemek istiyorum. Öncelikle Mam’Art Tiyatro‘yu ayakta alkışlamak istiyorum çünkü bence Tartuffe sezonun en başarılı yapımlarından biri. Projeye olan adanmışlıklarını oyunun her saniyesinde hissettiğim oyuncuların olağanüstü performanslarından çok etkilendiğim dekoruna, tek kelimeyle kaçırılmaması gereken bir oyun. Bu noktada; yönetmen koltuğunda oturan Emrah Eren’in yenilikçi yorumuna ve Irmak Bahçeci’nin ellerinde, yazılmasının ardından geçen yüzyıllara rağmen gücünden hiçbir şey kaybetmeyen metnin çeviri ve uyarlamasına şapka çıkarmak istiyorum. Oyuncular; Beyti Ergin (Tartuffe), Fatih Al (Orgon), Goncagül Sunar (Elmire), Ziver Armağan Açıl (Valere), Sevi Demirçivi (Marianne), Sefa Tantoğlu (Damis), Cemil Büyükdöğerli (Cleante), Feri Baycu Güler (Dorine) zaten mükemmel bir iş koymuşlar ortaya.

Tartuffe
Tartuffe | Fotoğraf: Instagram / @mamarttiyatro

Kostümler Sadık Kızılağaç’a, dekor Melih Karakurt’a emanet edilmiş; her ikisini de çok başarılı buldum. Kostümler dönemin ruhunu en iyi açıdan yansıtacak şekilde, en ince detayları düşünülerek tasarlanmış; dekordaysa işlevsellik gözetilmiş. Bu kadar sade ve minimal, aynı zamanda da etkili ve oyuna hizmet eden bir dekor yaratmak kolay iş değil. Yan yatmış bir haç görüntüsünde olan dekor, oyun boyunca Pernelle Ailesi’nin evi olarak kullanılıyor. Dolayısıyla, oyunun ta en başında, oyuncular henüz sahneye girmeden yalnızca dekora baktığınızda bile, az sonra din konusu özelinde sunulacak ironik bakış açılarıyla tanışıyorsunuz.

Tolga Çebi’nin ellerinden çıkan müziklere ve tabii Faruk Üstün’e ait sözlerine ayrıca değinmeliyim. Oyunda esas anlatılmak istenenlerin izleyiciye ulaşmasını kolaylaştırdıkları gibi, hem destekleyici hem de eğlenceli bir nitelik taşıyorlar; fazlasıyla da akılda kalıcılar. Ancak belirtmeliyim, zaman zaman oyunun tümüne yayılan kafiyeli yapıyı takip etmekte zorlanmadım değil. Işık tasarımında Yakup Çartık’ı ve koreografi için Utku Demirkaya’yı da tebrik ediyorum; çok daha interaktif, neşeli ve canlı bulduğum oyunun ikinci perdesinde, ilk perdede olduğu gibi emekleri büyük.

Tartuffe
Tartuffe | Fotoğraf: Instagram / @mamarttiyatro

Demek istediğim, Molière’in izlediğimiz bu yeni yorumuyla günümüzden kendimize çokça pay biçtik. Oyunun yazıldığı dönemden günümüze, hala geçerliliğini koruyan sayısız nokta, bizi çokça güldürdüğü gibi, eminim kendi kendimizle kaldığımızda derinden sorgulayacağımız pek çok konu bıraktı ardında. Cep telefonuyla çekilen selfie’ler de epeyce destekliyor adaptasyonun günümüze yakınlığını. Oyunun tanıtım yazısında özellikle belirtilen Not: Olay Fransa’da geçmektedir uyarısı da oldukça yerinde bu açıdan baktığımda. Sahi, bu gözlerimize bu denli sokulmamış olsa çok yakınlarımızda bir yerde geçtiği izlenimine de kapılabilirdim ben.

Hepimizi kendine soracağı başka sorularla baş başa bırakıyor oyun sona ererken. Bana sorarsanız, işe evimizde, iş yerimizde, sokakta, otobüste, hayatlarımızın tam merkezindeki Tartuffe(lar)’ı deşifre etmekle başlamalı. Önce farkında olmalı, sonra harekete geçmeli. Farkındalık yoksa, aldanmak kolay; tıpkı Pernelle Ailesi gibi.

Oyunu izlerken not etmekten kendimi alamadığım birkaç replikle sonlandırmak istiyorum yazımı. Kim bilir, her biri sizlerde ne uyandıracak!

  • (Tartuffe, Orgon’un eşine) Yaradılanı da sevmeli Yaradan yüzünden. O sevmemizi ister birbirimizi. Hem ben size bakınca Tanrı’yı görüyorum. (…) İbadetin de türleri vardır elbet. Ben size bakıp Tanrı’ya ibadet ediyorum.
  • (Tartuffe) Mutluluğumuz aptallığın üzerinde yükselecek!
  • (Dorine) Bakalım senin hükmün ne kadar sürecek?
  • (Pernelle Ailesi) Bir ömür aldanarak geçiyor, bize müstehak!

Kapak fotoğrafı: Zorlu PSM

Bilet almak için tıklayın.

İlginizi çekebilir: İrem Bali’den Harem Kabare