theMagger Spot ile şehrin güzelliklerini, kültür ve sanat dünyasının nimetlerini ‘yaşamakla kalmayanlar’ spot altında! Bu haftaki konuklarımız, kültür ve sanat blog ve sitelerinden üç isim: Alternatif İstanbul’dan Ezgi Aktaş, GriZine’den Papatya Tıraşın ve Gongo’dan Hande Oynar ile kısa kısa kültür ve sanat gündemini ve yaz için önerilerini konuştuk.

Ezgi Aktaş / Alternatif İstanbul

İstanbul Müzik Festivali ya da İstanbul Caz Festivali’nden bu yıl hangi 3 konseri önerirsin?

İstanbul Caz Festivali’ni bu sene de yakından takip etme niyetimiz var. Zannımca eski güzel günlerin hatırına Bryan Ferry’i kaçırmayız. Esbjörn Svensson’ın anısına yapılcak E.S.T. SYMPHONY oldukça duygusal bir konser olacağa benzer. “Caz İçin Tuhaf Bir Yer” konserlerini hep sevmişizdir, bu sene de kaçırmayız. Özellikle Kairos 4tet yakinen takip ettiğimiz İngiliz cazının iyi bir temsilcisi, dinlemek güzel olacak.

Hem deniz ve güneşin tadını çıkarabileceğimiz hem de kültürel ve sanatsal açıdan dolu dolu geçirebileceğimiz bir tatil için nereye gitmeliyiz?

Paramız ve yeterli zamanımız olsa, dünyadaki irili ufaklı tüm caz festivallerini dolaşmak gibi bir hayalimiz var. Bu sene 5-7 Temmuz’da Brighton’a yakın bir yerde gerçekleşecek Love Supreme Festival‘e takmış durumdayız. Tam da sorundaki gibi, hem iyi müziği, hem de denizi ve doğayı vaadediyor. Line-up’ı da tam bizim sevdiğimiz gibi: Bryan Ferry’den Portico Quartet’e, Melody Gardot’tan GoGo Penguin’e kadar caz sevenlerin aklını uçuracak bir programları var. Oralara kadar gitmişken Brighton’da deniz-kum-güneş üçlüsüyle hasbıhal etmeden, Londra’da 2 gün geçirip, şehrin tadını çıkarmadan dönmezdik herhalde. Hazır Londra’dayken sokak sanatçılarının son marifetlerine bakar, bağımsız kitapçılarından kitaplar alır, plakçı gezer, Portabello Road’da şöyle bir salınır, Camden Town’da sokak müzisyenlerine kulak verir, öyle dönerdik. Aslında biraz da akışa göre kendimizi şehre bırakırdık, son zamanlarda İstanbul sokaklarında görüp, pek özendiğimiz turistler gibi.

Cannes Film Festivali senin için önemli mi? Bu yıl yarışan filmlerden en merak ettiğin hangisi?

Önemli olmaz mı? Herhalde en çok gitmek istediğim ve gidersem kendimi kaybedeceğim bir festivaldir Cannes Film Festivali. Özellikle “Belirli Bir Bakış” bölümünde yarışacak filmleri merak ediyorum. Sofia Coppola’nın “The Bling Ring” ve Claire Denis’in “The Bastards” öne çıkıyor bu bölümde. Ana Yarışma Bölümü’nde ise büyük aşkım François Ozon’un “Jeune et Jolie”, Paulo Sorrentino’nun “La Grande Bellezza“, Takashi Miike ‘nin “Wara No Tate” ve nedense son dakikada eklenen Jim Jarmush’un “Only Lovers Left Alive“ı çok merak ediyorum. Pek ihtimal vermiyorum ama Jarmush alırsa pek sevinirim, sineması beni hep heyecanlandırmıştır.

Bugüne kadar yaptığın, seni en çok heyecanlandıran röportaj hangisiydi?

Galiba yanıt verirken en zorlanacağım soru bu. Yapacağımız her söyleşide kalbimiz pıt pıt atıyor çünkü sadece sevdiğimiz ve haklarında bilgi sahibi olduğumuz isimlerle söyleşiyoruz. Böylesi çok daha doğru geliyor. İlle seçmek gerekiyorsa, Ane Brun ve Patrick Wolf röportajlarımızı sayabilirim. Bu ikisi, Ane’nin ve Patrick’in samimiyetle kaplerini açtıkları, duygu-yoğun söyleşiler oldu. GoGo Penguin, Phronesis ve Roller Trio söyleşilerimiz de iyidir doğrusu; çünkü grubu çok iyi bilip, detaylara girebiliyoruz. Bu da farklılık yaratıyor.

http://www.alternatif-istanbul.net/

Papatya Tıraşın / GriZine

İstanbul Müzik Festivali ya da İstanbul Caz Festivali’nden bu yıl hangi 3 konseri önerirsin?

Genel olarak seçtiğim hiçbir konser ile inanılmaz yakınlığım yok. Sadece mekanın ambiyansına uygun konserlerde her zaman ayrı bir keyif almışımdır. Bu nedenle;

Melody Gardot: Almanya Sefareti Tarabya Yazlık Rezidansı’nda daha önce kaç konser dinledik ki!
Stefano Bollani & Hamilton de Holanda Duo: Her türlü ahşap saz ile piyano birlikteliğini sevdiğim için
Dee Dee Bridgewater ve Ramsey Lewis: Ses, armoni, melodi, ambiyansı ile gerçekten kaçmaması gereken bir konser olduğunu düşünüyorum.

Hem deniz ve güneşin tadını çıkarabileceğimiz hem de kültürel ve sanatsal açıdan dolu dolu geçirebileceğimiz bir tatil için nereye gitmeliyiz?

Benim için güneş ve deniz ile kültürel ve sanatsal geziler çok fazla bir arada değil. Ya tamamen denizin ortasında olmayı tercih ediyorum son birkaç senedir, yahut topuklara kuvvet serin iklimli şehirlerde gezmeyi. Bence her şeyi unutup yelkenli ile açılma deneyimini en az bir kere herkes denesin isterim. Bunun yanı sıra Budapeşte kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Hatta tarihleri Sziget festivaline denk getirmek hem festivalden ziyade bir karnavalın içerisinde hiçbir şeyi umursamadan takılmanın rahatlığını hem de tarihi bir şehrin dokusunu koklamayı sağlayacaktır. Aynı zamanda plajları da var!

Bu aralar İstanbul’da gezmemiz gereken en önemli sergi sence hangisi?

Önemli kelimesine istinaden…
Bir Ermeni Ailesinin Yitik Geçmişine Tanıklıklar: Dildilian Kardeşlerin Objektifinden” @ DEPO: Çünkü hepimiz bu toprakların çocuklarıyız.

Bugüne kadar yaptığın, seni en çok heyecanlandıran röportaj hangisiydi?

Yurtdışında bir festivalde yeni keşfettiğim, hemen ardından sahne arkasına gidip “Selam, harikaydınız!” dedirten müzik grupları ile yaptığım röportajlar beni heyecanlandırıyor. Ama spesifik bir isim söyleyemem. Sanırım, yayınlanmamış, hala üzerine çalıştığım hayali Virginia Woolf röportajı en heyecanlısı!

http://www.grizine.com/

theMagger’dan GriZine ArtWalk İstanbul projesi üzerine…

Hande Oynar / Gongo

İstanbul Müzik Festivali ya da İstanbul Caz Festivali’nden bu yıl hangi 3 konseri önerirsin?

Öncelikle Müzik Festivali’nde hem mekan seçimi hem de yaratıcılık açısından bayıldığım bir etkinlikten bahsedeyim: Orçun Orçunsel’in yönetiminde Orchestra’Sion eşliğinde, MAC Bebeköy’de yoga yapılacak olan A Yoga Classic! Fazla bir şey söylemeye gerek yok; acayip bir deneyim olacağı belli.

Caz Festivali’nde de seçim yapmak zor. İstanbulluyum diyen herkesin Arkeoloji Müzesi’nin bahçesinde bir konser izlemesini şiddetle öneririm. Ben gözüme, Brezilya cazından pop-rock’a kadar her telden çalan Stefano Bollani‘yle ‘bandolim’ci Hamilton de Holanda‘nın konserini kestirdim.

Daha önce izlemeyenlere tabii ki Bryan Ferry‘yi, izleyenlere de İngilizlerin yeni altın çocuğu, 84′lü Anthony Strong‘un Tarabya’daki Avusturya Başkonsolosluğu’nun bahçesindeki konserini tavsiye ederim. Bazen aşırı doz yaz akşamı romantizmi de lazım.

Hem deniz ve güneşin tadını çıkarabileceğimiz hem de kültürel ve sanatsal açıdan dolu dolu geçirebileceğimiz bir tatil için nereye gitmeliyiz?

Ben bunu sormak için yanlış kişiyim. İnsanın ilgi duyduğu konular aynı zamanda işine denk düşüyorsa zamanla ciddi bir sorun oluşuyor; tatil denen kavram ortadan kalkıyor. Her şey bir yazı konusu olabilir; bu nedenle notlar alınıyor, röportajlar yapılıyor, fotoğraflar çekiliyor. İşten geriye kalan birkaç beyin hücremi özenle korumak ve diğerlerini de şarj etmek adına birkaç yıldır deniz-güneşle kültür-sanatı birbirine karıştırmamaya özen gösteriyorum.

Ama illa ki bir tavsiye isteyenlere, Barselona derim. Mimari, çağdaş sanat, müzikle dolu bir şehir. İstanbul gibi her tarafı deniz ama büyük bir farkı var: daraldığın anda denize girebileceğin bir plaja rastlayabilirsin! Şehir zaten açıkhava müzesi gibi, parkları, caddeleri ayrı bir güzel ama sanat için adres vermek gerekirse MACBA, Fundacio Antoni Tapies, Picasso Müzesi, Fundacio Joan Miro, Galeria ProjecteSD, Galería Joan Prats ve Marlborough Gallery mutlaka tavaf edilmeli.

Bu aralar İstanbul’da gezmemiz gereken en önemli sergi sence hangisi?

The Empire Project’teki “Başıbozuk” mutlaka görülmeli derim. Deniz Üster’in şamanlarını, C.M. Kösemen’in canavarlarını ve Yuşa Yalçıntaş’ın minyatür etkili çocuklarını tanımak için harika bir fırsat.

Cannes Film Festivali senin için önemli mi? Bu yıl yarışan filmlerden en merak ettiğin hangisi?

Kesinlikle, Oscar’lardan daha önemli. En merak ettiğim, deli Jarmusch’un ‘Only Lovers Left Alive‘da gerçeküstü karakter Tilda Swinton ve güzelliğine rağmen ucube rollerinde iğreti durmayan Mia Wasikowska’yla neler yaptığı.

Bugüne kadar yaptığın, seni en çok heyecanlandıran röportaj hangisiydi?

En son Art Unlimited’in Mayıs-Haziran sayısı için yaptığım Shirin Neshat röportajında epey heyecanlandım. Beni New York SoHo’daki atölyesine davet etti. Genç ya da kariyerinin ortasında olması fark etmez, sanatçılar için mahrem bir alan atölye. Sana açmayı planlamadığı kapıları da açabilirsin, tümünü kapamasına da neden olabilirsin. Neyse ki uçağımın kalkmasına az zaman kalmış olmasına rağmen çok içten ve yoğun bir sohbete daldık. Dirimart’ta şu anda açık olan sergisi vesilesiyle Ortadoğulu olmayı, Ortadoğulu bir sanatçı olmanın getirdiklerini, iki mecrayı da kullanan bir sanatçı olarak film ile fotoğrafın oluşum sürecindeki derinlik farkını anlattı.

http://gongolive.com/

theMagger’dan Hande Oynar röportajı…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?