Güneş- Uzun zaman önceydi. Yaklaşık 7-8 sene belki. Ray boyunca yürüyerek fotoğraf çekmeye çıkmıştım. Eski trenler, demiryolu işçileri, yolcular, bekleyenler…. Yolun üzerinde rastladığım bir mezar vardı. Bu mezar tek başına bir mezardı. Üzerinde sadece bir isim ve eski TCDD genel müdürü ibaresi vardı. Aynı zamanda Paris Büyükelçi’nin mezarıydı. Bu konuyu araştırmaya başladım. Başladıkça beni içine çekti, büyüdü, her şeyin çok zor olmasıyla beraber biraz da benim yanımda gelişti. Ne ben bu filmi bıraktım ne bu film beni bıraktı… Ve araştırma için çalışmaya başladım. Araştırmanın başlarında tek başımaydım. Kütüphanelere gidiyor o dönemin gazete arşivlerine iniyor, yazılmış birkaç kitap ve araştırmanın peşine düşüyordum. Hatta ilk bu projeye başladığım üzerine her şeyi not ettiğim kocaman beyaz bir panom vardı. (hala saklarım) Ama projenin hak ettiği ve olması gereken yer benim kişisel araştırmamın çok ötesinde olması gerekmekteydi. Çünkü konu itibari ile lojistik olarak birleştirilmesi güç bir dosya oluşmaya başladı.
Yael, The Turkish Passport projesine nasıl dahil oldun?
Yael- The Turkish Passport filminin projesine yaklaşık 4 sene önce dahil oldum. Üniversite eğitimimi Amerika’da sinema üzerine yaptım. Daha sonra dinler ve felsefe üzerine mastırımı yaparken San Francisco ve New York’ta hem belgesel projelerinde hem de müzelerde çalışma imkânım oldu. Sonrasında İstanbul’a döndüm ve Bahçeşehir Üniversitesi’nin uluslararası program ve projelerinden sorumlu olarak göreve başladım. Güneş ile Bahçeşehir Üniversitesi’nde İstanbul’a dönüşümden çok kısa bir süre sonrasında tanıştık. Projenin konu ettiği dönemle ilgili daha önceden bilgim vardı ancak bu dönemi canlı tanıklarıyla birlikte filmleştirme ve kayıt altına alma fikrini Güneş’ten ilk duyduğumda inanılmaz heyecanlandım. Böylece birlikte çalışmaya karar verdik. Daha sonra BÜ İletişim Fakültesi’nin kapısını çaldık. İletişim Fakültesi’nin danışmanlığında, dünyanın en büyük soykırım müzeleri ve tarihçileri ile temasa geçtik. Hem Türkiye’de hem de yurtdışında araştırma ekipleri kurduk. Fransa, İsrail, Almanya, Amerika ve Türk Dışişleri arşivlerinde milyonlarca belgenin içerisinden Türkiye’nin o dönemdeki hikayesini araştırdık. Bu etapta, Türk Musevileri Müzesi Başkanı Naim Güleryüz tarihsel açıdan bizlere yön verdi. Gerek yazılı ve görsel belgelerin ortaya çıkarılması, gerekse de dönem tanıklarının izini sürüp röportajlarını kayıt alma birkaç senemizi aldı.