18. İstanbul Caz Festivali, 1-19 Temmuz tarihleri arasında, ardında İstanbul’a aşık olmuş onlarca caz sanatçısı, yüzlerce caz parçası ve müziğe doymuş bir şehir bırakarak 28 Temmuz’daki Joss Stone konseri ile sona erdi. İKSV’nin seçtiği, Caz Festivali’nin blogger’larından biri olarak 8 ayrı gece, 16 ayrı performans izleme; birbirinden farklı mekanlarda birbirinden efsanevi sanatçıları dinleme fırsatı buldum. Buyrun, Jamie Cullum’dan Paul Simon’a, Elif Çağlar’dan Randy Crawford’a festival günlüğüm…

Bu yıl 18. kez İKSV tarafından düzenlenen İstanbul Caz Festivali, “Caz Kalpli” İstanbullu müzikseverleri birbirinden önemli sanatçılarla buluşturdu. Festival programındaki en önemli etkinlik olan ve bu yıl ikinci kez cazı sokağa taşıyan “Tünel Şenliği” ve caz için oldukça alternatif  bir mekan sunan “A Strange Place for Jazz” birer performans ile yetinmeyenleri sevindirirken; “European Jazz Club” projesi de genç Türk caz sanatçılarını Avrupalı ustalarla Salon’da bir araya getirdi festival boyunca.

Ortaköy’de muhteşem bir manzaraya karşı açılan festival, benim için “Tünel Şenliği”nde yaşadığım maraton ile başladı, beni hayranı olduğum birçok isimle buluşturarak ve birbirinden etkileyici yeni sanatçılarla tanıştırarak devam edip, Joss Stone şarkıları ile sona erdi. İşbirliği için İKSV’ye, bu yazıya eşlik eden fotoğrafların çekildiği Sony Cyber-shot’ıma çok teşekkürler…

30 Haziran Perşembe

Festival, The Marmara Esma Sultan’da düzenlenen törenle başladı. Garanti Bankası’nın ana sponsorluğunda düzenlenen festivalin açılış töreninde yıllarını müziğe ve müzik eğitimine adamış bir isim, vurmalı çalgılar ve ritim ustası Okay Temiz, Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü Eczacıbaşı’nın elinden aldı.

2 Temmuz Cumartesi: Tünel Şenliği

Festivalin içindeki sokak festivali “Tünel Şenliği” ikinci kez, fakat bu yıl çok daha fazla mekan ve sanatçının katılımı ile gerçekleşti.  Tünel ve Galata civarındaki 22 mekanda, 32 konser ve 5 partiye ev sahipliği yapan şenlik boyunca ben de oradan oraya, gözüm elimdeki haritada, kulağım cazda koşuşturup durdum. İzlediğim ilk performans geçtiğimiz günlerde Avusturya’dan bir dünya birinciliği ile dönen Boğaziçi Üniversitesi Müzik Kulübü Caz Korosu’na aitti.  Koro uyumu ve tınısı ile büyüleyici seslerle açtı festivalimi.

Daha sonra Galata Meydanı’na yöneldim ve festival boyunca İstanbul’un farklı semtlerine de enstrümanları ile konuk olan New Orleans’lı grup Original Pinettes Brass Band’i izledim. Grup, yerini önceki gün ödüllendirilen Okay Temiz’e ve Ritim Atölyesi öğrencilerine bıraktı. Bu yaz şehrin türlü festivalinde izleme fırsatı bulduğumuz, dezavantajlı müzisyenleri sahneye çıkararak başarılı bir sosyal projeye imza atan Social Inclusion Band ve Latin Jazz grubu Jozi Levi Brazil Project tekrar tekrar Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezi’ni ziyaret etmemi sağladı gece boyunca. Şenliğin heyecanla beklediğim performanslarından biri için Tünel Meydanı’na, Jehan Barbur’a koştum sonra. Sanatçının Pinhani’den “İstanbul’da” şarkısını söylemesi gecenin en tatlı anlarından biriydi benim için. Gecemin yıldızı ise kesinlikle çok yakın bir zamanda keşfettiğim Elif Çağlar oldu. Çağlar’ın Salon’daki performansı, çıkış albümü “M.U.S.I.C.”ten seçtiği parçalarla doluydu ve usta caz sanatçılarımızdan İmer Demirer’in eşliği bu performansa çok şey kattı.

4 Temmuz Pazartesi: Mano a Mano

İstanbul gibi güzel bir şehrin sahip olduğu alternatif konser mekanlarına her daim hak ettiği ilgiyi gösteren İKSV, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin avlusunu yine es geçmedi ve cazla buluşturdu. Sahnede, festivalin hemen öncesinde yeni albümü “Mano a Mano”yu çıkaran ve bu albümden parçaları Avrupa’da ilk kez İstanbul’da çalan caz piyanisti Michel Camilo vardı. Camilo’ya basta Michael Bowie ve perküsyonda Giovanni Hidalgo eşlik etti. Karayip ve Latin müziği esintili parçaları, müzenin ve ışıklandırmasının yarattığı büyüleyici ortamda dinlemek çok zevkliydi.

6 Temmuz Çarşamba: Jamie Cullum

Şüphesiz ki, festivalin en çok konuşulan, en çok beğenilen konseri ve performansı santralistanbul Kıyı Amfi’deki Jamie Cullum konseri oldu. Birçok İstanbullu’nun ilk kez bulunduğu bir konser mekanı olarak oldukça tatmin edici bulunan Kıyı Amfi, Jamie Cullum sayesinde bir enerji patlamasına mekan oldu. Sanatçı gece boyunca sahnenin bir ucundan diğerine koştu, piyanonun üstüne çıktı, aşağı zıpladı, seyircilerin arasına karıştı, beatbox yaptı, perküsyonun başına geçti, koştu, konuştu ve inanın bir saniye yerinde durmadı. Karşısında bu denli hiperaktif bir sanatçı gören izleyicinin de ne kadar enerji dolduğunu anlatmaya gerek yok sanırım. Sevilen ve bilinen şarkısı “Twentysomething” bir yana, tüm seyircinin heyecanla bir ağızdan bağırmak için beklediği Rihanna cover’ı “Please Don’t Stop the Music”, gecenin zirvesiydi. Hayatımda muhtemelen bir örneğine daha tanık olamayacağım bir güzellik ise sanatçının ezanın melodisinin üzerine çaldığı doğaçlama ile minarelerden gelen sese eşlik etmesiydi.

9 Temmuz Cumartesi: A Strange Place for Jazz”

Adını en sevdiğim caz gruplarından Esbjörn Svensson Trio’nun “Strange Place for Snow” albümünden alan etkinlik, İKSV’nin mekan kullanımını –iyi anlamda- en çok abarttığı konser oldu. Haliç Tersanesi’ne kurulan sahnede birbiri ardına sahne alan Dan Berglund’s Tonbruket, Arto Tunçboyacıyan’ın eşlik ettiği İlhan Erşahin’s Love Trio ve Randy Brecker/Bill Evans Soulbop feat. Medeski Martin & Wood ile cazseverlere uzun ve güzel bir gece yaşattı. Mekan seçimi ile İstanbul’un kültür karmaşasını ve güzelliğini gözler önüne seren etkinlikte beni en memnun eden performans Tonbruket’inki oldu. Esbjörn Svensson’un ölümünden sonra basçısı Dan Berglund’un kurduğu grupta Beglund’un yanı sıra gitarda Johan Lindström, piyanoda Martin Hederos ve davulda Andreas Werliin bulunuyor. e.s.t’nin çizgisinde ve oldukça kuzeyli olan bu grubu İstanbul’da yeniden göreceğimize eminim.

13 Temmuz Çarşamba: Randy Crawford / Natalie Cole

Harbiye Açıkhava Tiyatrosu, bir gecede iki dev kadın vokali birden ağırladı. Joe Letteri’nin eşlik ettiği, pamuk şeker sesli Randy Crawford “One Day I’ll Fly Away”, “Street Life” ve “Almaz” gibi efsaneleşmiş şarkılarını yorumladı. Performansının büyük çoğunluğunda oturan Crawford, yine de sahnenin ilginç köşelerine oturarak ya da bacaklarını seyirciye açıp esprili seksi pozlar vererek sıkıcılıktan uzaklaştı. Dinlendirici ve rahatlatıcı bir ses ve birbirinden güzel şarkılarla gecenin ilk yarısını mükemmelleştirdi. Gecenin ikinci konuğu ise 9 Grammy ödüllü Natalie Cole’du. Cole, daha büyük olduğu Crawford’a göre oldukça genç, fakat çok daha soğuk ve mesafeliydi. Babası Nat King Cole’un kaydı ile yaptığı düet, bize güzel anlar yaşatan bir detaydı.

15 Temmuz Cuma: Yeni Ozanlar – Patrick Wolf

Önceki yıllarda Rufus Wainwright, Kings of Convenience ve Imogen Heap gibi isimleri ağırlamış olan “Yeni Ozanlar” serisinin bu yılki konuğu İngiliz şarkıcı ve besteci Patrick Wolf oldu. Ufak bir aksaklık nedeniyle bir gün geç izleyebildiğimiz (ve bu nedenle ne yazık ki Buika ve Aynur’un solistleri arasında bulunduğu ilginç Javier Limón projesi “Mujeres de agua”yı kaçırdığımız) Patrick Wolf, İstanbul Modern’in bahçesindeki kısa performansı nedeniyle sevenlerini ne yazık ki üzdü. Sanatçı, üzücü derecedeki kısa performansı boyunca ukuleleden viyolaya kadar birçok farklı enstrümanı eline aldı ve sevilen birçok parçasını çaldı. Genellikle konserlerinde yer vermediği “Damaris”i de internetten gelen istekler doğrultusunda çalmayı ihmal etmedi. Daracık beyaz pantolonu ve boynundaki kocaman nazar boncuğu ile dikkatleri yalnızca müziği ile üzerine çekmedi Patrick Wolf. Şarkı aralarında haklar ve özgürlükler hakkında kısa mesajlar veren ve sıkça Türkçe cümleler de sarf eden Patrick Wolf’a kesinlikle doyamadık.

19 Temmuz Salı: Paul Simon

Festivalin headliner’ı diyebileceğimiz isim, Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda ayakta duracak yer bile bırakmayan, Paul Simon idi. Simon & Garfunkel’ın Simon’ı, “Sound of Silence” ve “Mrs.Robinson” gibi harika şarkıların yaratıcısı, solo kariyeri ile “50 Ways to Leave Your Lover” ve “You Can Call Me Al” gibi şarkılara imza atmış bu ustayı ilk kez İstanbul’da dinlemek büyük bir nimetti.  Gece boyunca neredeyse her şarkıyı ayrı bir gitarla çalan Simon, programını bitirdikten sonra 8 şarkı daha çaldı.

28 Temmuz Perşembe: Joss Stone

Jamie Cullum konseri sonrasında bir kez daha santralistanbul kıyı amfiye düştü yolum. Festivalin son konseri, İngiliz soul şarkıcısı Joss Stone’u bizlerle buluşturdu. Dünyanın en tatlı insanlarından, tatmin edici bir performans için sesi kadar saçlarını da iyi kullanan bu kadın, “You Had Me” diyerek gösterdiği isyankar yanını unutturacak, sımsıcak bir gece yaşattı bizlere. En Joss Stone’un kendisi kadar vokalistlerinin de sesleri ile büyülendiğimiz bu konser ile veda etti İstanbul Caz Festivali.

 

Festivallerle dolu Temmuz ayının ardından sakin ve tatil odaklı bir Ağustos yaşıyoruz İstanbul’da. Eylülle beraber kültür/sanatta yeni sezon başlıyor. Bakalım bu sezon beraberinde neler getirecek.

Emre Eminoğlu

Magger, Kültür ve Sanat Blogger'ı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?