Geçenlerde bir arkadaşım bana şöyle bir soru sordu: “Ya ben görsel sanatları pek anlamıyorum, anlamak istiyorum. Nereden başlamalı?” Bu konuda beni bir otorite kabul etmesi gururumu okşamadı değil tabi. Ona kendi tecrübeme dayanarak, samimi bir cevap vermeye çalıştım.

Cevabı düşünürken farkettim ki bu soruyla ilgili ayrı bir yazı bile yazılır. Konu çok geniş ve kabul edelim anlaşılması zor. Özellikle de çağdaş sanat.

Donald Judd, Untitled (Stack), 1967

Donald Judd, Untitled (Stack), 1967. Eseri New York, Museum of Modern Art’ın kalıcı koleksiyon sergisinde çekmiştim.

Bir sanatsevere nacizane tavsiyem;

Öncelikle baktığın şeyden keyif almaya calış. Sanat bir duygu işi. Günlük hayatta standby’a aldığımız duyguları harekete geçirme gücüne sahip. Bazı eserler iğrendirir, bazıları düşündürür, bazıları vicdan azabı yaratır, bazıları huzur verir ya da başka bir şey… Bazıları da anlamsızdır, sadece bakıp geçersin.

Otto Dix, Portrait of the journalist Sylvia von Harden, 1926.

Otto Dix, Portrait of the journalist Sylvia von Harden, 1926. Bu bir kitapta gördüğüm ve nedenini tam olarak açıklayamadığım şekilde sevdiğim bir eser. Evimin duvarlarında görmek isteyeceğim cinsten. (Fotoğraf: artsy.net)

Gördüklerini kendine göre anlamlandırmaya çalış. Bu konuda sergi metinleri ya da sanat hakkındaki yazıları anlamaya çok önem verme. Zaten çoğu o kadar karışık bir dille yazılıyorki yazanlar kendileri bile ne dediklerini anlamıyor. Bir eserden kendi düşüncelerinden, tecrübelerinden faydalanarak bir anlam, sembol çıkarabilirsin. Bonus, her zaman anlamlandırmak zorunda da değilsin. Türkçe’ye tam çevirilemeyen bir kalıp var İngilizce’de; appreciate art. Gördüğün şeyden keyif, zevk almak, takdir etmek anlamında. Bence önemli olan başka şeylere takılmadan önce bunu yapabilmek. Buda bizi ilk maddeye götürüyor.

Sanatçının o işi üretirken çoğunlukla bir amacı vardır, fakat bunu öğrenmek her zaman mümkün olmaz. Yanında bir açıklama yoktur mesela. Hatta bazı sanatçılar işlerini açıklamaktan hoşlanmadıklarını söylerler ki onların neden eser sergilediklerini de anlamış değilim. Sanatçıyı o mekanda bulabilirsen “neden yaptın? nasıl yaptın?” diye sormak lazım. Enteresan fikirler çıkabiliyor arkasından.

Lydia Dambassina, Mavi Yeşil Bizans Oyuncağı, 2012.

Lydia Dambassina, Mavi Yeşil Bizans Oyuncağı, 2012. Eser Kuad Galeri’nin geçmiş, Mutsuz Hazır Nesne sergisindeydi.

Müzelerde ziyaretçinin anlamasına yönelik, duvarlardaki açıklamalar ya da rehberli turlar gibi araçlar daha çok bulunur. Bu yüzden bir beginner için uygun olabilir. Ayrıca müzelerde ya da büyük kurumlar tarafından desteklenen sanat alanlarında sergiler topluma bilgi vermeye yönelik olduğundan daha doyurucu bir kavramsal çerçeveye sahip oluyorlar. Yani ‘işte sanatçı çiçekleri toplumsal eleştiri düzleminde çok çarpıcı, şöyle güzel böyle iyi kullanıyor, bu sergide de hep çiçek baskıları var.’ tadında bir sergi konusuyla karşılaşmıyorsun.

İstanbul Modern ile başlayabilirsin bence. Modern ve çağdaş sanatla başlayıp “bu da sanat mı?” diyebileceğini düşünüyorsan daha tarihsel ve sosyolojik araştırmalara dayalı sergiler düzenleyen Salt’a bakabilirsin. Bunun dışında Arter, Akbank Sanat, Borusan Contemporary, Sakıp Sabancı Müzesi, Şekerbank Açıkekran, Elgiz Müzesi gibi kurumlar da bu konudaki büyük isimlerden.

Bunun yanında galerileri de sosyal medyada göz altında tutup ilgini çeken noktada onları da ziyaret edebilirsin. Galeriler de avantaj, küçük oldukları için gezin çok uzun sürmez ve bir müzedeki gibi kafanı yorabilecek kadar çok eser görmezsin. Çoğu zaman kalabalık olmadıklarından galeri görevlisinden bilgi alıp bir iki kelam edebilirsin. Tabi konuşkan, tatlı bir insansa kendisi. Bazıları hoşgeldiniz demekten bile acizdir, onlar yokmuş gibi davranabilirsin.

Bu yazı someartsystuff.co’da yayınlanmıştır.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?