“Savaş sırasında gökyüzüne dair keyif duygularının yerini dehşet almıştı. Savaş bittiğinde ise gökyüzünü kutlama dürtüsü ve sevinci ortaya çıktı, bununla beraber de gökyüzü sanatı fikri.”

Bu cümleyi okuduğum an o rengarenk, sürekli hareket eden ve insana anlamsız bir neşe veren balonları daha iyi anlamıştım. Fırsatımız varken koşturmamızın içinde 1-2 dakika durup keyif alarak izlemeye tenezzül etmediğimiz gökyüzü bizim için çok değerliydi.

ZERO Sergisi, SSM’de 14.İstanbul Bienali’yle eşzamanlı olarak açıldı. Ülkemizin geçirdiği zor zamanlardan birine tekabül ediyordu bu tarihler… Gelgelelim Zero akımını başlatanlar da aslında zorlukların içinde “sıfır”dan bir umut yeşertme mottosuyla yola çıkmıştı. 1957’de, yani II.Dünya Savaşı sonrası Düsseldorf’ta her sabah uyandıkları karamsarlığa ışık oldukları gibi 2015 Türkiye’sinde de sanatla umutları taze tutmaya yöneltti bizi. Tıpkı müzenin müdürü Nazan Ölçer’in dediği gibi…

Sergide savaş sonrası eserlerini sergileyecek bir mekan bulamayan sanatçıların sanatı en baştan başlatmaya karar vermesiyle yarattıkları eserleri görüyoruz. SSM, Heinz Mack, Otto Piene, Günther Uecker, Lucio Fontana, Yves Klein ve Piero Manzoni’nin çalışmalarıyla bezenmiş durumda.

zero - the sky over nine columns, heinz mack, 2012

The Sky Over Nine Columns – Heinz Mack, 2012

Müzenin muhteşem bahçesinde bizlere adeta “hoş geldin” diyen eser Heinz Mack’e ait 24 ayar altın mozaiklerden oluşan sütunlar.Sanatçı doğu ve batının sularla buluştuğu İstanbul’da bu eserini sergilemekten çok mutlu olduğunu dile getirmiş. İçeride de Heinz Mack’in siyah ve beyazı oldukça vurucu bir şekilde kullandığı tablolara ve ışık gölge oyunlarını farklı malzemelerle aksettirdiği çalışmalara rastlıyoruz.

zero - concetto spaziale - lucio fontana, 1957-8

Concetto Spaziale – Lucio Fontana, 1957-8

Lucia Fontana’nın tuvallere açtığı delik ve yırtıklar,kumaşla yaptığı oyunlarsa sergi girişinde sergilenen ilk eserler. Belki bu tabloları anlamlandıramamış olabilirsiniz ancak sadece baktığınızda bile garip bir çekiciliği olduğunu söylersek yanılmış olmayız.

zero - cork image ii - günther uecker, 1960

Cork Image II – Günther Uecker, 1960

Eserlerinde “zaman”, ”boşluk”, ”renk”, ”hareket” gibi kavramları irdeleyen bu sanatçılardan Günther Uecker ise, çaktığı çivilerle oluşturduğu kompozisyonlarıyla sergide yerini almış. Aynı zamanda bu çalışmaları yaparken çekilmiş videoları da sergide sunulmakta. Eserlerine baktığımızda sanatçının, sanatı boyutlarla yorumladığını ve dokular yaratarak farklı açılardan bakıldığında farklı algılar yaratmaya çalıştığını görebiliyoruz. Piero Manzoni de eserlerini tıpkı Uecker gibi boyut ve dokular üzerine kurmuş. Manzoni’nin Uecker’den farkıysa neredeyse tüm eserlerinde beyazın sadeliğini kullanması…

zero - california (ikb 69) - yves klein, 1961

California (IKB 69) – Yves Klein, 1961

Yves Klein da serginin “Renk” ayağında yer alıyordu.Kendine has bir renk yaratmış bir sanatçı için aksi mümkün olmasa gerek… Yves Klein Blue adını alan o eşsiz canlılıkta maviyi pigment olarak sergi mekanının zemininde ilk gördüğümde katı bir denizin içine düşmüş gibi hissettim. Sadece bir renk insanın aklına ne kadar şey getirebilirse o kadar… Zaten sanatçının amacı da tablolarında bu monokromluğu kullanarak izleyicinin algısındaki sınırları kaldırmak ve her bakanı farklı hisler yaşamakta özgür kılmak.

zero - inflatable objects - otto piene, 2014

Inflatable Objects – Otto Piene, 2014

Otto Piene’ninse ateşle yarattığı is ve erimiş mumlarla oluşturduğu tabloları ilk etapta gözümüze çarpıyor. Ancak bana kalırsa Piene’ye ait sergideki en dikkat çekici çalışma Gökyüzü Sanatı olarak adlandırdığı şişme objeler. Bu objeler 24 Ekim’de yaratılışına uygun şekilde gökyüzünü bir tuval olarak kullanmak ve objelere bu tuvalde rol vermek amacıyla 1 günlüğüne açık havada sergilendi. Sanatçı bu eseri için “Savaş sırasında gökyüzüne dair keyif duygularının yerini dehşet almıştı. Savaş bittiğinde ise gökyüzünü kutlama dürtüsü ve sevinci ortaya çıktı, bununla beraber de gökyüzü sanatı fikri.” demiş. Bu cümleyi okuduğum an o rengarenk, sürekli hareket eden ve insana anlamsız bir neşe veren balonları daha iyi anlamıştım. Fırsatımız varken koşturmamızın içinde 1-2 dakika durup keyif alarak izlemeye tenezzül etmediğimiz gökyüzü bizim için çok değerliydi.

Sergi 10 Ocak’a kadar Emirgan’da, Sakıp Sabancı Müzesi’nde gezilebilir.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?