Zeytinlik alanların ve sahillerin imara açılmasıyla ilgili yasanın gündemde olduğu geçtiğimiz hafta, sancılı bir sürecin ve durumun ciddiyetini, boyutlarını ve zeytinin önemini anlatmaya çalışan haklı tepkiler sonucu bu yasa tasarısının geri çekilmesiyle sonlandı. Geri dönüşü olmayacak düzenlemelerin zeytini ve zeytinlikleri tehdit ettiği bu dönemde, biz de #ZeytinimeDokunma diyoruz.

img_7482

Fotoğraf: 365brac.wordpress.com

Zeytinciliğin anavatanı İtalya zeytin üretiminde başı çekerken, diğer Akdeniz ülkeleri de zeytin üretimi pastasında en fazla payı olan ülkeler ve bunlardan biri de dünyanın zeytin üretiminin yaklaşık %10’unu üstlenen Türkiye. Cumhuriyet döneminden beri, özellikle Ege kıyılarında gelişen zeytincilik, 1939 yılından beri yasal düzenlemelerle güvence altına alnmış durumda. Bu düzenlemeler zeytinlik alanlarda imara ve zeytinyağı dışındaki sanayileşmeye izin vermediği gibi, zeytin ağacı kesenlere hapis cezası öngörüyor. Önerilerin yeni yasa ise (birçoğu hektar başına 10-12 ağaç barındıran) zeytinliklerin hektar başına 15 ağaç barındırması gerektirdiğin, aksi takdirde bu alanların zeytinlik sayılmayacağını ve imara, sanayileşmeye açık olabileceğini söylüyor. Dahası, zeytinlikler bu koşulu karşılasa dahi zeytin ağaçlarını kesenlere öngörülen ceza para cezasına indirgeniyor. Tüm bunlara karşı gösterilen yoğun tepki, yasanın zeytinlik alanlarla ilgili bu maddelerinin geri çekilmesine ve tekrardan düzenlenmesine neden oldu. Dileriz, neredeyse yüz yıldır koruduğumuz zeytinlik alanlarımız, zeytin üretimimimiz, yeşil, zeytin kokulu Ege sahillerimiz ve lezzetli zeytin ve zeytinyağlarımız böyle bir tehlikeyle karşı karşıya bırakılmaz.

Montenegro Adventures 2006 - CSTI

Fotoğraf: tarimdanhaber.com

“İstanbul’dan her kaçışım iki kokuya çıkar. Ağaca karışmış zeytinyağı kokusu ya da deniz kenarında kurunduğum havlu. Bilinçli bir seçim değil. Gözlerimi kapıyor ve kokuyu takip ediyorum. Biri babaannemin büyüdüğü taş evin ağaçlı mutfağına çıkıyor diğeri beni büyüten sahillere. Her biri Ege, hep Ege… Antik kentlerinde güç, bağında bahçesinde huzur, denizinde hayat bulduğum Ege. Ayvalık’tan Muğla’ya kadar evim olan coğrafya; dünya batarken sığınmak istediğim tek adres… ‘Şu Ege’nin iki yakası birdir. Denizi ve zeytini durdukça…’  Böyle derdi anadili zeytin memleketi deniz mübadele dedeleri ve nineleri.Torunlarıyız onların, bir ağacın altında toplandık. Denizi ve zeytini selamlıyoruz, Ege bir ve daim kalsın!”

– Çağla Meknuze Kırant

zeytin_agaci

Fotoğraf: seferihisar.com

“Egeli değilim ama her Ege ziyaretimde “Egeli olmalıymışım” derim. Çeşme’ye (İzmir), Bodrum’a (Muğla), Ayvalık’a, Cunda’ya (Balıkesir) her birine ayrı aşığım. Ege’nin zeytin ağaçlarının görüntüsü, kokusu arabayla ve yaya olarak yanlarından her geçtiğimde mutluluk verir bana. Onun dışında zeytinyağı tutkunuyum. Sıradan bir zeytinyağı kullanmamaya özen gösteririm, Ege’nin zeytin ağaçlarından olmalı benim zeytinyağım; ki soframa lezzet gelsin, iştah açan bir koku gelsin. “Sakız”ın hikayesini eskiler anlatınca hep içim gider. Sakız ağaçlarının Ege’de zamanında çok fazla olduğunu, sonra “gittiklerini” ve bizim bu yüzden sakızı komşumuz Yunanistan’dan aldığımızı öğrendiğim gün inanılmaz üzülmüştüm. Milyonlarca zeytin ağacının “kaybolmasından” bahsediliyor. Çok korkutucu!

Umarım herkes aslında ne kadar şanslı olduğumuzun farkındadır, Türkiye inanılmaz bereketli bir ülke. Dünyadaki zeytin ağaçlarının %10’undan fazlası Türkiye’de… İnanabiliyor musunuz? Başta zeytinyağı, zeytini ve yüzlerce ürünü ile aslında müthiş bir ülkede yaşıyoruz… Bunlara sahip çıkalım. Yok olmalarına göz yummayalım.”

– Lisya Kalma

#zeytinimedokunma

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?