Heidelberg’e vardığınızda şehir size hemen kucak açan türden bir karşılama yapmıyor belki ama bir iki saat içinde neden bu kadar sevildiğini kolaylıkla anlıyorsunuz. Küçük, sakin ama karakteri olan bir yer. Bulunduğu bölgenin turistik yükünü de buzdolabı gibi sırtlıyor. Her şey yerli yerinde; fazla modernleşmemiş, taşlaşmamış da. Tam kararında korunmuş bir şehir hissi var. Çabasız bir şekilde güzelliğini korumuş, makyajsız bir atmosfere sahip. Turistik ama yorucu değil, güzel ama kendini beğenmiş değil. Gün boyunca yaptığınız tek şey sokaklarda yürüyüp “şurası da çok güzelmiş” demek olabilir ve eminim telefonunuzdan yapacağınız minik araştırmalarla şehri gezerken öğrenmek çok keyifli hissettirecektir. Bence bu tarz spontane bir gezinin parçası olmak için nokta atış bir tercih Heidelberg.

7c243424-aed8-432d-9234-bb432580ac85
Heidelberg | Fotoğraf: Eralp Alper

Şehirdeki en meşhur şey tabii ki kale (büyük sürpriz). Ama kale kadar kaleye çıkan yol da insanı tavlıyor. Hafif yokuş, ağaçlarla çevrili, oldukça sessiz. Yukarı çıktıkça şehir yavaşça altınızda kalıyor ve şehrin alametifarikası ortaya çıkıyor. Kaleye vardığınızda içeri girmeden sadece dışarıdan bile izlemeniz yeterli. Ama illa içerileri de keşfedeyim diyorsanız harikulade bir ‘Eczacılık müzesi’ var içinde. Enteresan bilgiler edinip unutmadan eşe dosta satabilirsiniz… Ayrıca biraz olsun fotoğraf çekmekten keyif alan biriyseniz, şehrin her noktası bunun için harika bir zemin oluşturuyor. Biz hafif rüzgarlı ve yağmurlu bir günde gezmemize rağmen yüzlerce fotoğraf çekme fırsatı bulduk. Her kadrajda sinemasal bir ton var, yine ekstra efor sarf etmeye gerek yok…

9f470f6d-913f-455b-9fd3-20b290f877d8
Heidelberg | Fotoğraf: Eralp Alper

Yürüyerek gezmekten başka bir alternatif yok. Olsa da tercih edilesi bir yöntem olmazdı zaten. Heidelberg üniversitesi şehrin ana damarlarından biri, her köşe başında onun izlerini görmek mümkün. Ayrıca Almanya’nın en eski üniversitesi, 1386 yılında kurulmuş. Avrupa’nın en iyi tıp fakültesi olduğu söyleniyor. Gençler, bisikletler, kitapçılar her yerden akın akın geliyor. Bir anda bir avludan klasik müzik sesleri geliyor, sonra bir sahaf romantizmi yaşamalık kitapçı görüyorsunuz vesaire derken aldığınız keyif doğal yollardan katlanıyor. Bu şehirde her şey biraz rastlantı gibi. Her köşe başı bir sonraki durağınızı kendiliğinden belirliyor. Çok uğraşmadan kendinizi güzel bir rotanın içinde buluyorsunuz. Almanya’da sokaklarında kaybolunası şehirler çoğunlukta değil bence ama Heidelberg bu yönüyle büyük fark yaratıyor. Romantizm akımına omuz verdiği her yerinden belli oluyor diyelim.

dc1acafa-bfcb-46de-883c-5bf21439be3a
Heidelberg | Fotoğraf: Eralp Alper

Turistik olması feci şekilde kazıklanacağınız anlamına gelmiyor, zira lokallerin yaşadığı hayata dahil olmak çok da zor değil. Biz paskalya döneminde ziyaret etmemize rağmen yoğun bir turist keşmekeşi söz konusu değildi. Şehrin güzelliğine dair şu da var, bir söylentiye göre, Nazi Almanyası bombalanırken Heidelberg’in güzelliğine kıyamayan Amerikan generalleri bu şehri bilerek pas geçmiş. Bu tür ‘insafa gelme’ hikayeleri de şehirle özdeşleşmiş. Ayrıca ünlü yazar Goethe’nin de müptelası olduğu bu şehir için Goethe “zihnin ve ruhun buluşma noktası” demiş. Yerel biralar konusunda elinizi korkak alıştırmayın, bu konuya ilgisi olanlar için bol bol seçenek mevcut.

Özetle Heidelberg’den ayrılırken “bir gün yine gelirim” diyorsunuz ama bu cümle klasik bir temenni gibi değil, gerçek bir düşünce gibi hissettiriyor. Çünkü şehir küçük, eksik bırakmıyor, şurasını da gezmek lazımdı dedirtmiyor ama tekrar gelmeye de açık kapı bırakıyor. Alman disipliniyle Akdeniz rahatlığının küçük bir buluşması gibi. Batı Almanya rotası yapanlar için listede tepeye yazılası. Sevgiler.

Kapak Fotoğrafı: Eralp Alper

İlginizi çekebilir: Umut Hanioğlu’dan Leipzig