Bir silüeti uzaktan tanımak, belirli bir siyahı bir tasarımcıyla eşleştirmek ya da yıllar sonra bile aynı markada kendimizden bir şey bulmak. Bazı isimlerin gardırobumuzdaki yeri zamanla çok daha kişisel bir anlam kazanıyor. 

Gardırobumuzda yıllarca bizimle kalan parçaları düşünün. Bir ceketin omzu, bir gömleğin kesimi ya da giydiğimiz anda kendimizi “biz” hissettiren bir silüet. Markalarla kurduğumuz bağ buradan başlıyor. Önce bir parçayı seviyor, ardından tasarımcının referanslarına ve tavrına yaklaşıyoruz; zamanla parçayla birlikte ait olduğu kültür de gardırobumuza giriyor. Çoğu zaman da o kültürde, kendi geldiğimiz yerden tanıdık bir şey buluyoruz. 

Peki bir markayı kült yapan ne? COMMUNITÉ FW26 seçkisine bakarken bu sorunun peşine düştük. Farklı coğrafyalardan, dönemlerden ve tasarım geleneklerinden gelen isimlerin her biri zaman içinde kendine özgü bir dil kuruyor ve her dil, kendini onda bulan bir topluluk yaratıyor.

Bir İmzanın Hafızası

Bazı tasarımcıları logosunu görmeden tanırız; kumaşın bedendeki duruşu, belirli bir renk paleti ya da hafızaya yerleşen bir silüet yeter. Yıllar boyunca tekrar eden bu kodlar bir noktadan sonra markanın görsel hafızasına dönüşür. Bu hafızayı paylaşanlar da birbirini ilk bakışta tanır. 

COMMUNITÉ FW26 | Fotoğraf: COMMUNITÉ

1981’de Paris’te bir şey değişti. Japon tasarımcılar podyuma çıktığında, bedeni saran ve sergileyen bir modanın karşısına, bedenle kumaş arasına mesafe koyan bir dil koydular. O günden bu yana modayı bir süsleme değil, bir düşünme biçimi olarak görenler için Yohji Yamamoto bunun en güçlü örneklerinden biri. Siyah, onun dünyasında hacmi ve hareketi belirleyen bir ifade biçimi; Japon kültüründen beslenen asimetrik kesimler ve kendine özgü tempo bu dili tamamlıyor. 

Birkaç yıl sonra bu kez Antwerp’ten bir kırılma geldi. 1980’lerin ortasında Antwerp Kraliyet Sanat Akademisi’nden çıkan bir grup genç tasarımcı, Belçika’yı modanın haritasına yerleştirdi. Bu kuşağın en renkli sesi Dries Van Noten oldu. Kuşaklardır giyimle uğraşan bir aileden gelen tasarımcının dünyasında renk, desen ve doku yan yana geldikçe zengin, kolayca tanınan bir görsel dil ortaya çıkıyor. Baskılar, nakışlar ve beklenmedik malzeme eşleşmeleri bu dünyanın yıllar içinde yerleşen imzalarından.

COMMUNITÉ FW26 | Fotoğraf: COMMUNITÉ

Giydiklerimiz Bizi Ne Kadar Anlatıyor? 

Gardırobumuza giren markaları seçerken bir şehre, bir müzik kültürüne, bir döneme ya da tasarımcının dünyaya bakışına duyduğumuz yakınlık da devreye giriyor.

COMMUNITÉ FW26 | Fotoğraf: COMMUNITÉ

Aynı Antwerp kuşağından Ann Demeulemeester ise müzikten gelen bir kültürü gardıroba taşıdı. 70’lerin punk ve rock sahnesi, şiirle müziği aynı sahnede buluşturan Patti Smith’in duruşu onun en bilinen ilham kaynaklarından. Ann Demeulemeester bu mirasla başka bir yerden benzer bir tanınabilirlik kuruyor. Antwerp ekolü, müzik, şiir ve punk kültürü; siyah ile beyazın, sertlikle kırılganlığın buluştuğu şiirsel bir gardıropta karşılık buluyor. 

1970’ler ise erkek giyiminin kurallarının gevşediği yıllardı. Takım elbise ofisten gece kulübüne, sinemadan sahneye taşındı; Serge Gainsbourg’un rahatlığı ve Cassavetes filmlerinin doğallığı o dönemin erkeğini tarif ediyordu. Adını Cassavetes’in 1970 tarihli filminden alan Husbands bu mirası bugüne taşıyor. Marka, erkek gardırobuna Paris, sinema, müzik ve 1970’lerin tavrını taşıyor. Güçlü omuzlar, yüksek belli pantolonlar ve uzun ceketlerle şekillenen terzilik anlayışı, takım elbiseye daha kişisel ve günlük hayatın ritmine yakın bir karakter kazandırıyor. 

COMMUNITÉ FW26 | Fotoğraf: COMMUNITÉ

Peki insanlar neden bu markalara yöneliyor? Çünkü her birinde kendileriyle ortak bir şey buluyorlar. Yohji Yamamoto’ya yönelen, kendini sergilemek yerine kendi alanını kurmayı; Dries Van Noten’a yönelen, tek bir kalıba sığmayan ve farklı referanslardan beslenen bir kimliği; Ann Demeulemeester’e yönelen, müzikle ve şiirle büyümüş bir ruhu; Husbands’a yönelen ise takım elbiseyi bir kural değil, kendini ifade etmenin en özenli yolu olarak gören bir serbestliği paylaşıyor. Bir markayı seçtiğimizde aslında onunla ortak bir değeri, bir tavrı, bir dünyaya bakışı paylaşıyoruz. Seçtiğimiz tarz da hangi hikâyeye ait olduğumuzu söylüyor; günün ritmi, bulunduğumuz yer ve ruh halimiz bu dili her seferinde başka bir yerden besliyor. 

COMMUNITÉ: Farklı Dünyalar, Aynı Keşif

COMMUNITÉ FW26, bütün bu farklı marka kültürlerini yan yana getirirken her birine kendi dünyasını kuracak alan bırakıyor. Bir tasarımcının silüetinden diğerinin renklerine, terzilikten daha deneysel bir moda diline uzanan geçişler, kişisel stilin de ne kadar farklı referanstan beslenebileceğini ve herkesin kendi kültürünü bambaşka bir coğrafyanın tasarımında bulabileceğini hatırlatıyor. Ortak bir değerin etrafında bir araya gelmek, COMMUNITÉ’nin adında da saklı.

Galataport İstanbul ve İstinyePark’ta COMMUNITÉ deneyimi moda seçkisinden güzellik, yaşam ve tasarıma uzanan daha katmanlı bir rota. Workshop alanları, bakım odaları, farklı deneyimler ve etkinlikler de bu rotanın içine karışıyor. Bir marka için uğradığınız bir gün, kendinizi yeni bir tasarımcının parçalarına bakarken, bir bakım deneyimine zaman ayırırken ya da tasarım dünyasında oyalanırken bulabiliyorsunuz.

COMMUNITÉ Store | Fotoğraf: COMMUNITÉ

COMMUNITÉ’nin en heyecan verici taraflarından biri, farklı dünyalar arasında kendi ritminizi kurabilmeniz. Ne aradığınızı bilerek gelebilir, birkaç adım sonra aklınızda bambaşka bir isim, yeni bir stil referansı ya da uzun zamandır merak ettiğiniz bir deneyimle devam edebilirsiniz. Kısacası, COMMUNITÉ’de farklı dünyalar yan yana gelirken rotayı kendi ilginiz ve ritminiz belirliyor ve biz buna bayılıyoruz.

Size yakın gelen markaları, hikâyeleri ve tasarım dünyalarını COMMUNITÉ Galataport İstanbul ve İstinyePark mağazalarında keşfetmeye başlayın.

Kapak Fotoğrafı: COMMUNITÉ