Viktor Kossakovsky’nin imzasını taşıyan Aquarela, dünyanın farklı köşelerinden görüntülerle, farklı formlardaki suyun başrolde olduğu bir belgesel. Konuşmadan çok şey söylüyor, insanların doğa karşısındaki küçüklüğünü ve acizliğini sözcüklere ihtiyaç duymadan haykırıyor.

aquarela belgesel

Aquarela, ne olduğuna önce pek de anlam verilemeyen bir dizi görüntüyle açılıyor: Diz çökmüş, buza secde eden insan görüntüleriyle… Çok geçmeden bu görüntülerin buz tutmuş bir gölün erimekte olan buzlarına gereğinden fazla güvenmiş, otomobilleriyle buz gibi suyun içine çekilmiş insanların daha sonradan buzların ardındaki yitik araçlarını tespit etmeye çalışması olduğu anlaşılıyor. Bunu anlamadan önce buza, suya tapan bir topluluk çıkarımını yapmak kaçınılmaz; kaldı ki doksan dakika boyunca tanık olunan görüntüler, izleyeni buzun ve suyun insandan çok büyük, insandan çok daha heybetli, insandan çok daha kalıcı olduğunu hatırlatacak ve suya (tapmak değil belki ama) saygı duymayı sağlayacak cinsten…

aquarela belgesel

Suskun bir belgesel Aquarela ve söyleyeceklerini anlatmak için sözcüklere ihtiyacı yok zaten. Gösterdiği görüntülerin dünyanın neresinde olduğunu söylemeden, bir uydu gibi dolaşıyor yerkürenin etrafını. Haritalara, grafiklere, rakamlara, görüntülerin üzerine montajlanmış şemalara ihtiyaç duymadan yapıyor karşılaştırmalarını, ölçeklendirmelerini ve sınıflandırmalarını. Suyun önemini, eriyen buzullar gerçeğini, iklim değişikliğinin nedenlerini ya da sonuçlarını dikte eden biliminsanlarına ihtiyaç duymadan aciz hissettiriyor, endişe veriyor. Belgesele sadece eriyen buzun, akan suyun, suya düşen buzların, çarpan dalgaların, yıkıp geçen kasırgaların, çağlayan şelalelerin sesleri eşlik ediyor – bir de Apocalyptica‘nın Eicca Toppinen‘inin müzikleri…

aquarela belgesel

Rusya’daki Baykal Gölü‘nden başlayan belgesel, Grönland ve Sibirya‘nın buzullarına, Irma kasırgasının etkisi altındaki Florida‘ya, Venezüela’daki Angel Şelalesi‘ne uğruyor. Buzun çatlakları arasından dondurucu sularının içine çeken bir gölün karşısında canlarını ve mallarını kurtarmaya çalışan insanların mücadelesi de, okyanus dalgalarının ortasında bir başına boğuşan bir yelkencinin yalnızlığı da, kasırganın ıssızlaştırdığı sokakların kıyamet öncesi sessizliği de, metrelerce yüksekten kayaları döverek aşağı akan suların ardındaki mağaralarda ufalan insanların küçüklüğü de dünyayı sarıp sarmalayan ve yeri geldiğinde insanın karşısında çaresiz kaldığı suyu tüm görkemiyle ortaya koyuyor. Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin adını bile anmadan çarpıcı sonuçlarını gösteren Aquarela‘da, alarm veren dünyayının izlerine ve seslerine gölün normalde 2-3 hafta önce erimeye başladığına kulak misafiri olunca ya da dev kütleler halinde parçalanıp suya inen buzullarla beraber su altına inince rastlamak mümkün.

aquarela belgesel

Viktor Kossakovsky ve Ben Bernhard‘ın kamerası ölçekleri alt üst ediyor, su altından kasırganın içine, okyanus ortasından dağların tepesine birçok zorlayıcı noktadan aldığı görüntüler ne oldukları kavrandığı anda insana kendini aciz ve küçük hissettiriyor. Sessizliğin kimi yerde yerini müziğe bıraktığı anlarda, sert ama melodik bir dans etmeye başlıyor su taneleri ve buz parçaları; senfonik metal, dinleyicisi olmayanı dahi alıp götürüyor, kimi zaman korkutucu kimi zaman esprili bir tavır takınıyor. Geleneksel belgesel anlatıcılığından çok izlenimci bir tavır takınan bu belgesel, sizi suyla baş başa bırakıyor ve olabilecek en estetik şekilde bir kıyamet tellallığı yapıyor.

IMDb Puanı: 7.0/10

Emre Eminoğlu

Sinema, Kültür ve Sanat Yazarı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN