Bath: Jane Austen'ın Sayfalarından Fırlayan Bir Şehir

Ege Ebcin
SEYAHAT|19 Ekim 2026
Bath: Jane Austen'ın Sayfalarından Fırlayan Bir Şehir

Şimdi size bir şehirden bahsetmek istiyorum. Bal rengi taş binaların arasında yürürken bir yanınız Jane Austen’ın romanlarında, bir yanınız Romalıların 2000 yıl önce inşa ettiği hamamların içinde kalıyor. Sonbaharın o yumuşak ışığı da şehrin üzerine düştüğünde, ortaya tam bir kartpostal çıkıyor. İşte bu yüzden valizimit opladımve soluğu İngiltere’nin en zarif şehirlerinden birinde aldım: Bath.

Burası hem 2000 yıllık bir Roma kaplıcası hem de 18. yüzyılın en zarif İngiliz mimarisinin sahnesi. UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan şehir, bal rengi Bath taşından yapılmış Georgian mimarisi, yarım ay şeklindeki caddeleri ve içindeki termal sularla İngiltere’nin geri kalanından tamamen farklı bir doku sunuyor. Jane Austen hayranları için bir hac yeri, spa tutkunları için bir kaçamak, tarih meraklıları için ise açık hava müzesi niteliğinde. Londra’dan trenle bir buçuk saatlik mesafede olması da onu hafta sonu kaçamakları için ideal kılıyor.

Bunları Da Okuyun

Bath’de Yapılması Gerekenler

Royal Crescent

Pulteney Bridge ve Pulteney Weir

Şehrin üzerine kurulu, üzerinde dükkânlar bulunan nadir köprülerden biri olan Pulteney Bridge, Bath’ın en fotojenik noktalarından biri. Hemen altındaki Pulteney Weir ise nehrin su seviyesini dengelemek için yapılmış. Eğer su akışını dengelemezlerse, şehir su altında kalabilirmiş. 1700’ler sonrası yapılan restorasyonla üç kademeli olarak oluşturulmuş.

Roman Baths

Bath’ın adını aldığı yer burası. MS 70 civarında inşa edilen ve hâlâ doğal termal suyla beslenen Roman Baths, Antik Roma mühendisliğinin İngiltere’deki en iyi korunmuş örneklerinden biri. Yeraltından çıkan suyun sıcaklığı yaklaşık 46 derece. Burayı zamanının private member club’ı olarak düşünebilirsiniz. Birçok toplantı, özel görüşmeler de burada yapılır, birçok önemli karar da burada alınırmış. Müzenin içerisinde sadece hamamları değil, burada yapılan kazıda bulunan birçok Roma dönemi eserlerini de görebilirsiniz. Buranın sadece müze olarak kullanıldığını ve sıcak suya girilmediğini hatırlatmak isterim.

House of Frankenstein

Şehrin biraz daha karanlık yüzünü keşfetmek isteyenler için House of Frankenstein, gotik atmosferi ve korku evi deneyimiyle keyifli bir alternatif sunuyor. Frankenstein romanının arkasındaki hikâyeye odaklanan interaktif bir müze. Hem müze tarafı hem de korku evi tarafı GERÇEKTEN çok korkunç! Klasik tarihi rotanın arasına heyecan katmak isteyenlere öneririm.

Thermae Bath Spa

Bath’a gelip termal sularını denemeden dönmek olmaz. Şehrin tek doğal termal spa’sı olan Thermae Bath Spa’nın çatı katındaki açık havuzunda, şehrin çatılarını seyrederken sıcak suyun keyfini çıkarabilirsiniz. Girişte kıyafetlerinizi bıraktığınız dolaba kamera ve telefonunuzu bırakmanız gerekiyor. İçeride hiçbir şekilde çekim yapamazsınız, yasak. Ben özel izinle açılış öncesi giriş yapabildiğim için çekim yapabildim.

Gelelim İngilizlerin olmazsa olmazına: Akşamüstü çayları! Bath’ın “afternoon tea” kültürünü en iyi yaşayabileceğiniz yer, tarihi Roman Baths kompleksinin hemen yanındaki The Pump Room Restaurant. Canlı piyano eşliğinde, üç katlı tabaklarla servis edilen klasik İngiliz afternoon tea deneyimi için ideal. Londra’da birçok kez afternoon tea denemiş biri olarak, yaşadığım en güzel çay deneyimiydi diyebilirim. Eğer benim gibi tek bir yerde bunu deneyimleyecekseniz, mekânınız belli.

Şehrin en eski evlerinden birinde yer alan Sally Lunn’s, adını taşıyan meşhur tatlı çöreğiyle biliniyor. Aynı zamanda Bath’ın en eski evi. Müzesi çok küçük ve ücretsiz. Bitiminde de bun alabiliyorsunuz. İçerisi çok küçük olduğu için siparişinizi dışarıda bekliyorsunuz. Siparişiniz hazır olduğunda sizin numaranızı söyleyip siparişinizi teslim ediyorlar. Ben pek beğenmedim tadını. Tabii ki herkesin damak zevki farklıdır. Normalde böyle şeyler demem ama eğer kalabalıksanız önce bir tane alıp deneyin, beğenirseniz tekrar alırsınız.

Şık ve modern bir akşam yemeği için The Bird, mevsimsel menüsü ve şık atmosferiyle öne çıkıyor. Daha samimi ve rahat bir pub atmosferi arayanlar içinse The Pig & Fiddle iyi bir seçenek; canlı müzik eşliğinde bir bira içmek için de ideal.

Jane Austen’ın sayfalarında gezindiğiniz, Romalıların izinden yürüdüğünüz bu şehirde geçirdiğiniz her an, aslında bir romanın içine adım atmak gibi. Bath, sonbaharın o yumuşak ışığıyla buluştuğunda kendi hikayenizi yazmanız için mükemmel bir sahne sunuyor.

Kapak Fotoğrafı: Ege Ebcin

İlginizi çekebilir: Bülent Tunga Yılmaz’dan Cotswolds

Yazı Yorumları (0)
Bu yazıya ilk yorumu siz yazın!