Realist olmak çok kez pesimistliği de beraberinde getirir. I. Dünya Savaşı’ndan sonra toplumdaki gerçeklik algısı da çoğunlukta dipsiz bir pesimistlik olarak vuku buluyordu. Yakın zamanda SSM’de Zero sergisinde bu karamsarlığın umuda dönüştüğü sıfır noktasını izlemiştik. Askerlerden korunmak için evinin kapılarını çivileyen ve sonrasında çivileri sanat üretiminin ana malzemesi haline getiren Günther Uecker mutlaka bu umuda yönelmeden önce pek çok çağdaşı gibi insanlığa karşı hayal kırıklığı, tiksinti, nefret duymuş olmalı.

İnsanlığa duyulan tiksinti Yeni Objektiflik akımından sanatçıların da ana konusuydu. Bu akımın öncülerinden, Alman sanatçı Otto Dix’in Portrait of the Journalist Sylvia von Harden tablosundaki ellere dikkat edin. Şeker pembesi bir duvarın önünde oldukça itici görünen bir figür… Dürüst olmak gerekirse bu ironi ve sevimsizlikti beni de bu tabloya bu kadar çeken…

large-5

Otto Dix, Portrait of the journalist Sylvia von Harden, 1926 | Fotoğraf: artsy.net

Portredeki kadın, isimde bahsedildiği gibi bir gazeteci değil, çok ünlü olmayan bir yazar. Berlin’de bir cafe’de oturup içki içiyor. Dönemin Avrupa ve Amerikası’nda fark edilmeye başlanan bir kadın tipini yansıtıyor: New Women. Bu sosyal hayatta yer alan, eğitimli, kariyer sahibi, bağımsız kadınları ifade eden bir terim. Söylentiye göre Dix bu kadını sokakta görüyor ve yanına gidip ‘mutlaka senin portreni yapmalıyım, sen bütün bir dönemi temsil ediyorsun!’ diyor. Bundan kastı Von Harden’in, kadının dış görünüşü ile değil aklıyla ilgilenen bir toplum için ideal bir imge olacağıydı.

Tablo bugün Paris’teki Centre Pompidou’da sergileniyor. Ben ise bana hediye edilen, müzenin koleksiyon kitabında rastladım bu portreye. Bir eseri beğenmek, çok sevmek ve sahip olmak istemek bambaşka şeyler bence. Ve mümkün olsaydı bu tabloyu kesin alırdım.

Bu yazı ilk olarak ranakellelkci.wordpress.com’da yayınlanmıştır.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?