Kazuo Ishiguro’nun Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldıktan sonra yazdığı ilk roman olma özelliğini taşıyan Klara ile Güneş, son yıllarda okuduğum en etkileyici romanlar listesine en yüksekten girdi… Üstelik bu listenin ilk sıralarında yine Ishiguro’dan “Günden Kalanlar” romanı vardı. Ishiguro, zihnimdeki ve gönlümdeki tahtını kimselere bırakmamaya devam ediyor.

Kazuo Ishiguro
Kazuo Ishiguro | Fotoğraf: Oggito

Klara ile Güneş, yapay zekanın ana temasını oluşturduğu, distopik bir yeni dünya romanı. Yine Ishiguro’nun tam anlamıyla bir distopyayı anlattığı “Beni Asla Bırakma” romanını okuyanların da aşina olduğu, sakin ve dokunaklı bir şekilde ele alıyor kimi zaman korkutucu, kimi zaman umut verici olan teknolojik gelişmeleri. Bu kitap, dünyanın ne yönlerde değişebileceğinin bir başka göstergesi olmasının yanı sıra, “insan olmak” hususunda inanılmaz düşündürücü bir inceleme, etkileyici ve unutulmaz bir baş yapıt.

Klara, çocukların “yapay arkadaşları” olmak için üretilen bir “YA”. Türünün en ileri seviyesi olan B3’ler mağazaya yeni yeni gelirken, kendisi bir B2 ve bir yuvası olmasını çok istiyor. Klara, özel bir YA. Üstün bir gözlem yeteneğine, insani duyguları anlama, anlamlandırma ve yaşama çabasına sahip. Onu bir yapay zeka olarak düşünmek öyle zor ki. Nitekim romanın dünyasında da herkes onun özel yönlerini fark etmekten geri duramıyor.

Güneş
Güneş | Fotoğraf: Dawid Zawiła (unsplash.com)

Josie’nin Klara’yı seçmesi ile Klara yuvasını buluyor ve dünyaya aç bir şekilde her şeyi gözlemleyip dersler çıkarmaya devam ediyor. Onun gözlemlediği dünyayı okurken biz de açıkça anlatılmasa da; genetik iyileştirmelerin, “yükseltilmiş” çocukların, dışlanmış ailelerin ve her distopyada muhakkak gördüğümüz, bu dünyanın kurallarına göre yaşamayı reddeden toplulukların varlığını fark ediyoruz. 

Klara’nın farkına vardığı detaylara, vicdanına, fedakarlıklarına ve akıllılığına sevgi duyuyoruz. Ishiguro’nun ise bir “yapay arkadaş”ı, bir robot olduğunu ve  duygularının insanlardan bambaşka oluşunu unutturmadan sevgi duyulası, kendine has özelliklere sahip bir “varlık” olarak hissettirişine hayran kalmamak elde değil.

Roman, başta da söylediğim gibi, insan olmanın ne olduğunu incelerken insanın bir özü, onu herkesten ayıran bir yönü var mıdır, bunu tartıyor. Bu sorgulamayı, spoiler olmaması adına burada bahsetmeyeceğim şekilde roman somutlaştırıyor ve kitabın sonunda Klara bu konuyla ilgili şu cümleyi kuruyor: “Çok özel bir şey vardı, ama bu Josie’nin içinde değildi. Onu sevenlerin içindeydi.” Bu ifadesi ile Klara, insanların içinde onları biricik kılan bir şey olmasa, bu bulunamasa bile insanların birbirini severken bu özel şeyi yarattığını söylüyor ve bize keşfedilecek bir soru bırakıyor: Bizi sevenler olmadan da özel miyiz her birimiz? 

Ishiguro, sanki asıl kendisinin sahip olduğu muazzam gözlem yeteneğini yansıtmış Klara ile. Ishiguro’nun insanlığa dair, insanın dışından, objektif ama duygulu bakışı beni en çok etkileyen şey oldu bu romandaki. 

Romanı okuduktan sonra, Ercan Günova’nın “Klara ile Güneş: Dijitalleşen Çağda İnsan Olmak” isimli makalesini okudum ve kitabı kimi yönleriyle daha iyi idrak etmeme ve düşünmeme vesile oldu. Kitabı okuyan herkesin göz atmasını tavsiye ederim. Ayrıca Deniz Yüce Başarır, “Ben Okurum” isimli Podcast serisinin bir bölümünde Deniz Türkali ile Klara ile Güneş’i konuşmuş. Bu seride Deniz Türkali de, “Ishiguro’yu okuyun çünkü insanın kafasını çok açan bir romancı, edebiyat zevkini çok geliştiren bir romancı. Ishiguro’yu okuyun ve dünyaya başka bir gözle yeniden bakmayı deneyin,” diyerek hislerimi paylaşıyor… Kim bilir, yakında belki de Ishiguro külliyatından başka bir romanın incelemesinde görüşmek üzere! 

Kapak Fotoğrafı: Instagram.com/llocksgold

İlginizi çekebilir: Elif Nur Uyanık’tan Kapı