Son dönemde Spotify’da lo-fi jazz listelerine takılıp kalıyor musunuz? Yoksa Sevdaliza’nın parçalarında kendinizi başka bir evrende bulup gözünüzü post-modernimsi albüm kapaklarında mı açıyorsunuz? Belki de bir sabah, Fikret Kızılok’un yaşlanmayan sesinde çocukluğunuza döndünüz, kim bilir? Müzik, yalnızca kulaklarımızda değil, aynı zamanda beynimizde ve ruhumuzda yankı bulan bir deneyim. Uzun zamandır playlistlere sıkışsa da bizimle, tarihimizle, kolektif kültürümüzle iç içe bir fenomen. Üstelik bu yankının bilimsel karşılığı da var, ya da var mı? 

Ezginin İçinde Kaybolmak | Fotoğraf: Andrej Lisakov – unsplash.com

Beynimizin DJ’i Kim?

Sanırım müzik, insanlık tarihinin en eski, en derinleşmiş iletişim biçimlerinden biri. Sözler bazen yetersiz kalabiliyorken bazen de bir melodi, bir ritim bizi bambaşka bir evrene taşıyor. Hatta çoğu zaman bir şarkının sözlerini unutuyoruz ama melodisi öyle derinleşmiş oluyor ki beynimiz o şarkıyla ilişkilendirdiğimiz anıyı, duyguyu geri getirmek için çığlık atıyor. Peki, bu müzik ve beyin bağlantısının arkasında ne var? Psikoloji ve nörobilim açısından baktığımızda müzik sadece bir eğlence aracı değil aynı zamanda beynimizin kimyasal ve duygusal yapılarıyla doğrudan bağ kuran bir güçtür diyebiliyor muyuz?

Daniel J. Levitin, ”Müziğin Etkisindeki Beyin” olarak Türkçe’ye çevrilen ve oldukça da güzel olan kitabında bir şarkı çaldığında beynimizin adeta bir dans pistine dönüştüğünü söylüyor. Görünüşe göre, müzik dinlerken sadece kulağımız değil; prefrontal korteks, hipokampus, amigdala, hatta beynimizin ödül merkezi olan ventral striatum bile harekete geçiyor. Galonlarca dopamin salgılanıyor, biz de kendimizi iyi hissediyoruz. Tam anlamıyla kimyasal bir parti, Hooray!!

Ezginin İçinde Kaybolmak | Fotoğraf: Aleksandr Popov – unsplash.com

Birlikte Çalalım: Müzik ve Sosyal Bağlar

Son dönemdeki kültürel etkinliklere bir göz atarsak İstanbul Caz Festivali’nden Red Bull SoundClash’e, genç kuşağın YouTube’daki Tiny Desk performanslarına duyduğu ilgiye kadar müzik, kolektif bir deneyim yaratıyor. O halde müzik, bizi yalnızlaştıran değil, bir araya getiren bir sanat formu dersek yanlış olur mu? Bir ritme ayak uydurmak, başkalarıyla senkronize hareket etmek… Bunlar sadece dans pistlerinde değil, ilkel kabilelerin ritüellerinden bugünün kalabalık konser alanlarına kadar varlığını sürdüren ve o gruba ait üyeler arasında yakınlık hissiyatı oluşturan bağ kurma biçimleri. Evrimsel biyolog Geoffrey Miller’ın çok sevdiğim kitabı “The Mating Mind”da da dediği gibi, müzik ve sanat, hayatta kalma kadar birlikte yaşama stratejilerimizin de önemli bir parçası. Bu bağlamda, müziğin hem sosyal bağlarımızı hem de iş birliği yapma becerimizi pekiştiren evrimsel bir adaptasyon olarak şekillenmiş olabileceğini de görmezden gelemeyiz.

Ezginin İçinde Kaybolmak | Fotoğraf: Mick Haupt – unsplash.com

Beynin Hafıza Albümü: Şarkıların İçindeki Anılar

Tabi bununla da sınırlı değil, müzik, ödül merkezleri dışında duygusal hafıza ve empati yapmamızı sağlayan, adına limbik dediğimiz sistemi de harekete geçiriyor. Nörobilim ustalarından Oliver Sacks “Müzikofili” kitabında anlatıyor: Müzik, Alzheimer hastalarında bile anıları canlandırabiliyor. Çünkü beyin, özellikle hipokampus ve amigdala, müziği duygusal bağlamda kodluyor. Yani eski bir şarkı duyduğumuzda, sadece o melodiyi değil; çağrıştırdığı kokuyu, mekânı ve duyguyu da hatırlıyoruz. Tüm bunlar da müziğin üzerimizde neden bu kadar güçlü bir etkisi olduğunu açıklıyor gibi. 

Ezginin İçinde Kaybolmak | Fotoğraf: Kelly Sikkema – unsplash.com

Adeta Bir Terapi: Müzik ve Psikolojik Dönüşüm

Bunun dışında psikolojik anlamda da bir yansıma etkisi yaratıyor diyebiliriz. Müzik terapisi artık alternatif değil, tamamlayıcı bir tedavi aracı olarak kabul görüyor. Depresyon, kaygı bozuklukları ve hatta travma sonrası stres bozukluğu üzerinde olumlu etkileri bilimsel olarak da kanıtlanmış durumda. Çünkü müzik, karar verme, düşünme, tepki kontrolü ve daha nicelerini yaptığımız prefrontal kortekste rahatlatıcı bir etki yaratıyor. Düşüncelerimizi düzenliyor, duygularımızı ifade edebileceğimiz güvenli bir alan sunuyor.

Ezginin İçinde Kaybolmak | Fotoğraf: Marija Zaric – unsplash.com

Final Notası: Ezginin Evrensel Dili

Müziğin bu çok ama çok katmanlı yapısı; hem kültürel hem duygusal hem de nörolojik anlamda, onu sadece bir eğlence değil, aynı zamanda bir iletişim, iyileşme ve bağ kurma biçimi yapıyor. Tıpkı isminin çağrıştırdığı gibi, ezgiler bir araya geliyor ve bizi baştan sona şekillendiriyor. Bir şarkı biterken bir diğeri başlıyor. Bu döngüde, biz de sürekli bir değişim ve dönüşüm içinde, bir ezginin peşinden gidiyoruz. O yüzden playlistimiz bize yalnızca müzik değil aynı zamanda bizi de anlatıyor olabilir.

Ve belki de müzik bu yüzden bu kadar evrensel. Bazen ne kadar coşkulu bir sesle çalsak da müziğin gücü ruhumuzda bir yankı bulmuyor. Ama bazen bir kuple, kaybolmuş anıları, unutulmuş duyguları gün yüzüne çıkarıyor. Zamanın ve mekânın ötesinde bir yerde, duyguların tam merkezinde buluşuyoruz onunla.

Kapak Fotoğrafı: Getty Images – unsplash.com

İlginizi çekebilir: Aysu Aktepe’den Sleepover