Sema Genel Karaosmanoğlu ile: 6 Şubat 2023 Hatay Depreminin Ardından
“İyilikten iyilik doğar” deriz ya; özellikle zor zamanlarda bu sözün karşılık bulduğunu daha derinden hissederiz. Son yıllarda gerek bireysel gerekse toplumsal olarak geçtiğimiz zor dönemler, insanın insana dokunmasının ve dayanışmanın ne kadar dönüştürücü olabileceğini bize yeniden hatırlattı. Büyük ya da küçük fark etmeksizin, yapılan destekler, çoğu zaman fark edilmeden hayatların seyrini değiştirebiliyor. Ve dahası, bu dayanışmaların, toplumların kaderini etkileyebilecek ölçüde güçlü sonuçlar doğurabiliyor.Bugün 6 Şubat 2026. Hatay depreminin üzerinden üç yıl geçti. 6 Şubat 2023’ten bu yana bölgede hayat hala tam anlamıyla normale dönmüş değil. Can kayıplarının bıraktığı izler silinemese de sosyal ve ekonomik toparlanma zaman isteyen bir süreç. İhtiyaçlar sona ermiş değil; yalnızca biçim değiştirmiş durumda. İlk günlerin acil yardımları ise yerini artık daha uzun vadeli iyileşme, güçlenme ve yeniden ayağa kalkma çabalarına bırakmış durumda. Üç yıl önce yaşanan o günün hafızası hâlâ taze. Bu uzun iyileşme sürecinde sahada aktif rol üstlenen sivil toplum kuruluşlarından biri de Hayata Destek. Depremin ilk günlerinden itibaren bölgede aktif rol alan dernek; barınmadan psikososyal desteğe, temel ihtiyaçlardan birçok farklı alanlarda faaliyet yürütüyor ve afet sonrası toparlanmayı uzun vadeli bir süreç olarak ele alıyor. Ancak depremin ardından geçen zaman, yalnızca yıkımı değil; dayanışmanın ve birlikte ayağa kalkma çabasının ne kadar belirleyici olduğunu da gösterdi.Bu sürecin sahadaki gerçekliğini anlamak için, bölgede çalışan Hayata Destek’in kurucusu Sema Genel Karaosmanoğlu ile konuştuk. Kendisiyle depremden üç yıl sonraki sahadaki bugünü, değişen ihtiyaçları, bugüne kadar yapılan etkili müdahaleleri ve insani yardımın bugün neyi gerektirdiğini konuştuk. Dayanışmanın ve iyiliğe olan inancın daha da çoğaldığını gördüğümüz günlerde keyifli okumalar dilerim.
Sema Hanım öncellikle vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim. İlk olarak size Hayata Destek derneğini kuruluş hikâyesinden bahsedebilir misiniz? Hayata Destek’in hikâyesi “sırt çantalı kadınlarla” başlıyor. Sizi dernek kurmaya götüren ihtiyaç neydi?
Küçüklüğümden beri seyahat etmeyi çok severdim. Annem ve babam bizi küçük yaşlardan itibaren çok gezdirdi. Yeni insanlar tanımak, farklı kültürleri görmek beni inanılmaz heyecanlandırıyordu. Ama bu merak zamanla tek başına yeterli gelmemeye başladı; gittiğim yerlerde bir fayda yaratma ihtiyacı hissetmeye başladım. İnsani yardım benim için tam da bu iki duygunun kesiştiği yer oldu: hem dünyayı tanımak hem de bir amaç için ‘orada’ olmak.
Lise yıllarında yapmak istediğim işin insani yardım olduğunu fark ettim ve üniversiteyi o tutkuyla bitirdim. Sonra bu yolculuğu benimle yürüyecek yoldaşlar ararken, Hayata Destek’i kurduğumuz kadınlarla yollarımız kesişti. Hepimizin ortak noktası aynıydı: Afganistan’dan Pakistan’a, İran’dan Hindistan’a farklı kültürlere duyduğumuz tutku ve bu coğrafyalarda gerçekten bir fark yaratma isteği. Hayata Destek, bu ortak heyecanın ve birlikte bir şey inşa etme arzusunun doğal sonucu olarak doğdu.
Hayat öykünüzü okuduğumda farklı ülkelerde,farklı sahalarda da çalıştığınızı öğrendim. Bu deneyim sizin “iyi insani yardım” anlayışınızı nasıl değiştirdi? Size kazandırdığı en büyük farkındalık neydi?
Farklı coğrafyalarda, çok farklı koşullarda çalıştım: Bem depremi sonrası çöl ortamında da Pakistan Keşmir depremi sonrası Hindikuş Dağları’nın eteklerinde de. Baskı, şiddet ve savaş yaşamış topluluklarla da… Yaşam biçimleri farklıydı, yaşanmışlıklar faklıydı, öncelikler ve beklentiler farklıydı… Ama bütün bu deneyimler bana şunu öğretti: yaklaşım her yerde aynı olmalı.
En büyük farkındalığım şu oldu: İnsanlar kendi ihtiyaçlarını en iyi kendileri biliyor. İyi insani yardım, dışarıdan ‘doğru’yu dayatmak değil; etkilenen bireyleri ve toplulukları gerçekten dinlemek demek. Yerel kültürü, yerel ilişkileri, aile ve topluluk dinamiklerini anlamadan yapılan hiçbir müdahale kalıcı olmuyor. Bu yüzden iyi insani yardım; insanları merkeze koyan ve onların kendi dillendirdikleri ihtiyaçlar ve kendi kapasiteleri üzerinden şekillenen bir yaklaşım.
Peki sahada hızlı hareket etmek gerekirken de “bağımsız ve hesap verebilir” kalmak zor. Siz bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz; hangi prosedürler ve kontrol noktaları gerektiğinde “fren” görevi görüyor?
Bizim kutup yıldızımız etik ilkelerimiz. Hızlı hareket ederken bile ihtiyaca odaklı kalabilmek, hak temelli çalışmak, eşitlik ve adaleti gözetmek, ayrım gözetmemek ve farklı çıkar odaklarından etkilenmemek zorundayız. Tarafsız ve bağımsız kalmak aslında bir tercih değil, bir sorumluluk.
Fren görevi gören en önemli konu ise güvenlik ve emniyet. 2008 yılında Pakistan’da bir bombalı saldırıda çok sevdiğimiz bir arkadaşımızı kaybettik. O günden beri biliyoruz ki afetlerin kaynağı sadece doğal olaylar değil; çoğu insani ihtiyaç insan kaynaklı çatışmalardan doğuyor. Çatışma ortamında çalışırken etkilenen toplulukların ve ekiplerimizin güvenliği her şeyin önüne geçiyor. Bu çizgiyi korumak, hız ile sorumluluk arasındaki dengeyi kurmamızı sağlıyor.
Sahadaki bu hassas denge, doğal olarak operasyonların nasıl planlandığı sorusunu da beraberinde getiriyor.Afet sahasında “önce neye, kime, nereye” kararını nasıl veriyorsunuz—Hayata Destek’te önceliklendirme ve karar zinciri nasıl işliyor?
İnsani yardımda ihtiyaç her şeyin merkezinde. En kırılgan gruplara en hızlı şekilde ulaşmak kritik: Çocuklar, kadınlar, engelli bireyler ve özel gereksinimleri olan bireyler öncelikli. Sahada sistemli ihtiyaç tespitleri yapıyoruz ve kararlarımızı buna göre alıyoruz.
Normalde yatay çalışan bir kurumuz. Katılım alanlarımız çeşitli ve herkese açık. Aynı şekilde, toplulukların öncelik belirlediği ve programları şekillendirdiği bir yaklaşımla çalışıyoruz. Büyük bir afet olduğunda, ilk gün ve haftalarda operasyonel olarak daha dikey ve hızlı karar alınan bir yapıya geçiyoruz. Afet anında ekiplerin inisiyatif alabilmesi ve net iş bölümü olması hayat kurtarıyor. Ancak çok hızlı bir şekilde etkilenmiş toplulukları devreye soktuğumuz bir işleyişe geçiyoruz. Toplulukların sözü operasyonun her zaman önünde oldu bizim için.
Bugün 6 Şubat 2026. Hatay depreminin üzerinden 3 yıl geçti. Hatay, Adıyaman ve Maraş başta olmak üzere bu süreçte yaptığınız çalışmaları ana başlıklarıyla anlatır mısınız? Acil müdahaleden bugüne odağınız nasıl evrildi?
6 Şubat Depremleri çok büyük bir yıkım yarattı. Acil müdahale ve toparlanma safhalarında insani yardımın tüm alanlarında çalıştık. İlk dönemde barınma, gıda, ısınma, su ve sanitasyon gibi temel ihtiyaçlara odaklandık; mobil hizmetler götürdük. Psikososyal destek çalışmaları yürüttük, çocuklar ve gençlerle eğitim destek faaliyetleri yaptık, haklara ve hizmetlere erişim konusunda destek verdik.
Zamanla nakit desteklere ve geçim kaynaklarının toparlanmasına yöneldik. Çünkü insanlar kendi ihtiyaçlarını en iyi kendileri karşılayabiliyor. Bugün geldiğimiz noktada hizmet götüren bir kurum olmaktan çok, toplulukların kendi liderliğini güçlendiren bir modele geçtik. Kaynağı doğrudan topluluklara aktarıyor ve onların kendi çözümlerini üretmesine alan açıyoruz.
Bugün Hatay’da en acil ihtiyaçlar neler ve “yeniden ayağa kalkma” için sizce en kritik 2–3 öncelik hangileri? Eğer tek bir alana odaklanmak zorunda kalsaydık —barınma, geçim kaynakları, eğitim, sağlık, psikososyal destek, altyapı— hangisini seçerdiniz? Ve neden bunları önceliklendirirdiniz?
Üç yıl geçmiş olsa da toparlanma uzun bir süreç. Tek bir ihtiyacı soyutlamak mümkün değil; bütüncül bir iyileşme gerekiyor. Evler yapılıyor ama çevre planlaması, sosyal ilişkiler, eğitim tesisleri, öğretmenlerin iyilik hali, travma yaşamış çocukların duygu durumunu yönetme gibi çok boyutlu konular birlikte ele alınmadıkça kalitesi kalıcı olarak iyileşemiyor. Burada asıl mesele “ne yaptığımız” değil, “nasıl yaptığımız”. “Build back better” yaklaşımı, yani daha adil, daha güvenli ve daha sürdürülebilir şekilde; çok paydaşlı ve bütüncül yeniden inşa süreci kritik.
Peki sizce kamuoyunun gözünden kaçan ama sahada hâlâ çok yakıcı olan ihtiyaç ve gerçek ne?
Bölge hâlâ bir afet bölgesi. Girilemeyen sokaklar var, altyapı eksik, ulaşım zor. Normal hayata dönüş hâlâ çok uzak. Ama en büyük ihtiyaç fiziksel değil: Hatırlanmak.İ nsanların en çok ihtiyaç duyduğu şey dayanışmanın sürmesi. ‘Askıda Kışlık Desteği’ kampanyamızı da tam bu yüzden; yani hem temel ihtiyaçların karşılanması hem de sembolik olarak çok önemsiyoruz. Bu destek sadece bir yardım paketi değil; “sizi unutmadık” demenin en anlamlı yollarından biri.
Hayata Destek derneğinin bugüne kadar “iyi müdahale/iyi uygulama” diye örnek göstereceğiniz 2–3 çalışmalarından bahsedebilir misiniz?
Topluluk liderliğinde güçlenme çalışmalarımızla gurur duyuyoruz. Depremin ilk gününden beri insanlar birbirlerinin yarasını sardı ve biz sadece kolaylaştırıcı olduk. Biz şunu gördük: Topluluklar kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek güce ve dirayete sahip. Bu yüzden insani yardım çalışmaları için aldığımız hibeleri doğrudan onlara aktarmaya başladık. Bu yaklaşım Hayata Destek için bir dönüm noktası oldu ve gelecekte daha da büyütmek istediğimiz bir model.
Bugün Türkiye’de insani yardımın en büyük açığı sizce ne—ve bu açığı kapatmak için hangi yaklaşım işe yarıyor?
İnsani yardımda en büyük açığımız sistemli bir bağış mekanizmasının eksikliği. 6 Şubat sonrası herkes yardım etmek istedi ama bunu nasıl ve hangi kanallardan, hangi sivil örgütler üzerinden yapacağını bilmiyordu. Daha örgütlü bir finansman modeline ihtiyacımız var Türkiye’de; hem bireylerin hem şirketlerin bağış yapabileceği bir mekanizma. Tam da bu ihtiyaç nedeniyle, Hayata Destek olarak afet ve risk bölgelerindeki topluluklara; yereldeki sivil inisiyatiflere doğrudan kaynak aktaracak bir finansman mekanizması üzerine çalışıyoruz. Bu, Türkiye’deki afet ve risk azaltma çalışmaları bağlamında büyük bir boşluğu dolduracak.
Dayanışmayı ve iyilik hareketlerini sürdürülebilir kılmak için bizlere verebileceğiniz öneriler nelerdir peki?
Dayanışmayı kriz anlarına sıkıştırmamak gerekiyor. Sosyal fayda yaratma, insan haklarını koruma, dünyayı daha yaşanabilir bir yere dönüştürme refleksi toplumda var; mesele bunu kalıcı bir alışkanlığa dönüştürmek. Sistemli bağış yapılabilecek mekanizmalar, iklim değişikliğine uyum sağlayacak yerel inisiyatifler; depreme, orman yangınına, sele hazırlıklı olabileceğimiz; afetler meydana geldiğinde hızlıca toparlanabileceğimiz yaklaşımlar ve aktörlere düzenli destek ve uzun soluklu toplumsal hafıza yaratabilmek burada anahtar. Dayanışma bir anlık bir refleks değil, bir ilişki biçimi. Bu ilişki biçimi süreklilik kazandığında gerçekten dönüştürücü oluyor.
theMagger okurlarına, yardımlaşmanın gücüne inanan biri olarak sormak isterim: Dayanışmayı eyleme çevirmek isteyen bir okur bugün nereden başlamalı—sizce en etkili ilk adımı nedir?
En etkili ilk adım, küçük ama düzenli bir bağlılık kurmak. Büyük şeyler yapmak gerekmiyor. Güvendiğiniz bir kuruma düzenli destek vermek, ufak da olsa düzenli bağış yapmak, yereldeki bir inisiyatife ya da bir dayanışma ağına dâhil olmak bile büyük fark yaratır.
Hayata Destek’in ‘Askıda Kışlık Desteği’ gibi modeller tam da bu yüzden önemli: Herkesin erişebileceği bir dayanışma kapısı açıyor. Yardım etmek değil, birlikte ayakta kalmak için bir minik bir adım atmak…
Askıda Kışlık Desteği Hakkında:
Hayata Destek, 6 Şubat Depremlerinin 3. yıldönümünde ‘Askıda Kışlık Desteği’ kampanyasını hayata geçirdi. Kampanya kapsamında, derneğin iktisadi işletmesi destekar’da satışa sunulan özel tasarım kazaklar, çoraplar, kişisel bakım ürünlerini satın alıp, deprem bölgesinde ihtiyacı olanlara ulaştırabilir; dayanışmanın bir parçası olabilirsiniz. Ayrıntılı bilgi için: destekar.org
Kapak Fotoğrafı: Kerem Uzel
İlginizi çekebilir: Bület Tunga Yılmaz’dan 6 Şubat Depreminin Ardından

Nuray İmre 











Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!