İnstagram’ı aktif kullanıyorsanız, sevgili Sezgi Olgaç (@sezgiolgac) ile bir şekilde karşılaşmışsınızdır. İstanbul başta olmak üzere, dünyanın birçok şehrinden fotoğrafladığı ara sokaklar, rengarenk kapılar, harika manzaralar ve mutlaka gezmeniz gereken müzelerin detaylarıyla, Sezgi’nin instagram galerisi, tam anlamıyla dünya standartlarında. Bu hesabı takip ettiğimden beri, “Sezgi bugün bana nereden ilham verecek” diye düşünerek, bir sonraki paylaşımı beklerken buluyorum kendimi.

Bu söyleşide, kendisini daha yakından tanıyabilir, seyahat ve fotoğraf tutkusunun nereden geldiğini öğrenebilir, İstanbul ve yurt dışından sevdiği şehirler hakkındaki önerilerine göz atabilirsiniz. Keyifli okumalar!

Merhaba Sezgi, biz senin rengarenk fotoğraflarını ve seni uzun zamandır severek takip ediyoruz. Ama öncelikle seni tanımayanlar için kendinden biraz bahsedebilir misin?

Merhaba, teşekkürler, tabii ki. İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme bölümünden mezun olmamın ardından 10 yıl reklam yazarlığı ve caz vokallik yaptım. Kökeni lise yıllarıma dayanan fotoğraf merakımla da 6 sene önce ciddi düşünmeye başladım, şu an hayatımın büyük bir kısmını o kaplıyor.

Seyahat etme tutkun ne zaman başladı? Seyahatlerinden harika anlar paylaşıyorsun, fotoğrafçılığa ilgili miydin hep?

Fotoğrafa olan merakım lisedeyken evimize giren analog makineyi kurcalamamla başladı. Bir süre makineyi pratik ettikten sonra fotoğrafla ilgili kitap ve dergileri de takip ettim ancak fotoğrafa daha ciddi olarak eğilme şansını 2010 senesinde buldum. Seyahat merakı da küçükken ailecek yaptığımız seyahatlerden geliyor olabilir. Son 2-3 senedir çok daha fazla üstüne düşebiliyorum bu tutkumun.

Biraz seyahatlerinden bahsedelim…

Uzun zamandır gitmek istediğin Lizbon seyahatini bu yaz yaptın, 10 günlük gezinden inanılmaz fotoğraflar paylaştın. Beklediğin gibi miydi, en çok nesini sevdin ve 3 tane lokal öneri verebilir misin?

Evet, Lizbon senelerdir aklımda olan bir şehirdi, nihayet geçen yaz gidip 12 gün kaldım, tam beklediğim gibiydi. Lizbon’un en çok sabahın çok erken saatlerinde şehrin üzerine dökülüp bütün gün caddeleri, binaları, sokakları göz kamaştırırcasına aydınlatan “ışığını” sevdim. Tarif etmesi zor bir şey, Lizbon’a çok yakın mesafedeki Porto’da böyle bir şey yok mesela. Gidecek olanlara ilk önerim şehrin meşhur seyir teraslarından (Miradouro deniyor bu teraslara) Miradouro das Portas Do Sol’de gün doğumunu izlemeleri. (Gün batımını da izleyebilirsiniz ama başınız kalabalık olur, tercih sizin. :) Instagram galerimde bu noktadan çekilmiş video ve fotoğraflar bulabilirsiniz. Kitapseverler için LX Factory içindeki Livraria Ler Devagar, tasarım sevenler için el yapımı kartlar, posterler, defterlerle dolu Artes & Letras. Son önerim de sadece Lizbon merkezine odaklanmamanız olur, günübirlik seyahatler yapabileceğiniz Sintra ya da çoğu kişinin gitmediği Obidos gibi harika yerlerden birini mutlaka görün derim.

New York’un da kalbinde yeri ayrı gibi geldi bize, en çok neleri sevdin? New York’u keşfetmenin sonu yok tabi ama, birkaç tane lokal öneri verebilir misin?

New York’a iki kez gitme şansım oldu, genellikle seyahat ettiğim yerlerden İstanbul’u özlemiş olarak dönerim ama New York dönüş yolunda beni depresif duygularla baş başa bırakan tek yer diyebilirim. Son gidişimin üzerinden yaklaşık 3 sene geçti ama eskimeyecek birkaç öneri vereyim. Manhattan’ın siluetine uzaktan bakıp seyre dalmak ve bahar-yaz aylarında gidildiyse bolca keyif yapmak için DUMBO’daki Brooklyn Bridge Park. Pek kimselerin bilmediği fotojenik bir nokta olarak 9. caddedeki PATH station isimli metro istasyonu ilginç kareler çekmek isteyenlere önerilir. Bir de Brooklyn Bridge haricinde Manhattan Bridge üzerinde bir yürüyüş tavsiye ederim, böylece Brooklyn Bridge’i de uzaktan görebilirsiniz, bonus olarak da köprünün Manhattan’a yakın olan tarafında nefis Chinatown manzaraları var.

Paris fotoğraflarına hayranız! Paris hakkındaki düşüncelerini alabilir miyiz? Bize birkaç güzel lokal öneri verebilir misin?

Paris çok “dolu” bir şehir, estetik, sanatsal ve kültürel açıdan en çok tatmin duygusu yaşatan yerlerden biri. Başka şehirlere benzemeyen bütünlüklü bir karakteri var, metro istasyonlarından sokak cafe’lerine kadar bunu görebiliyorsunuz. Turistlerin bol olduğu bir yer ama dünyanın en güzel kitapçılardan biri olan Shakespeare & Company’yi öneririm. İyi bir bilgi olarak akşam saatlerinde gitmenin çok daha keyifli olduğunu ekleyeyim, hem kalabalık azalıyor hem girişinde rengarenk küçük ışıklar yanıyor. (Gece 11’e kadar açık) Çok bilinen büyük müzelerin haricinde mimarisiyle de çok özel bir yer olan Gustave Moreau müzesini öneririm. Bir de herkesin alışveriş için gittiği Galeries Lafayette’in en üst katındaki muhteşem manzarayı atlamayın derim.

 Yurt dışında, şu zamana kadar fotoğraflamaktan keyif aldığın şehir hangisi oldu?  

Havana, Küba. Benim kişisel olarak sevdiğim birçok şey bir arada, sanırım nedeni bu. Evlerdeki, sokaklardaki eskimişlik, yaşanmışlık izleri, kusurluluktan gelen şiirsellik ve güçlü nostalji duygusu. Fotoğraflarda renk kullanmayı sevdiğim için pastel renkli binalar ve capcanlı renkleriyle klasik arabalar da tam bir göz banyosu yaşatıyor. Küba’nın şahsına münhasır ve canayakın insanları, her köşeden yükselen müzik sesleri de unutulmamalı tabii.

Önünde seni heyecanlandıran seyahat planların var mı? Yakın gelecekteki planlarından biraz bahsedebilir misin bizimle? Bir de yakındaki planlarına dahil olmasalar bile, “bu şehirlere gitmek, onları fotoğraflamak hayalim” dediğin yerler var mı?

Benim için daha bu yılın seyahatleri başlamadı, birkaç hafta sonra merakla beklediğim 2 seyahatim olacak. Amsterdam ve Napoli. Hayatımın bir döneminde Hindistan’a mutlaka gitmeyi istiyorum, Fas ve Güney Amerika’ya da mutlaka gitmem gerektiğini hissediyorum.

Tam bir İstanbul aşığısın. Her yeni bir İstanbul fotoğrafından sonra kendimizi sokağa atmak istiyoruz. İstanbul’da belki de günlük rutininde yaptığın ama yaparken çok keyif aldığın birkaç aktivite söyleyebilir misin bize?

Çok teşekkür ederim. İstanbul’da yaptığım en rutin ama her zaman bana iyi gelen ve ilham veren şey Galata Köprüsü ekseninde vakit geçirmek. Köprü üzerinde bir yürüyüş olabilir, sağında ve solundaki iskelelerin etrafında vakit geçirmek de. Bir de İstanbul’un asıl zenginliği ara sokaklarında gizli diye düşünüyorum, ister şehrin en eski bölgelerinden birinde olun ister Boğaz’a kıyısı olan Arnavutköy, Bebek gibi semtlerde, ara sokakların hakkını vermeyi ihmal etmeyin.

İstanbul’da vakit geçirmeyi en çok sevdiğin semtler hangileri? theMagger okurları için önerebileceğin minik şirin kafeler ya da kahveciler var mı?

Genellikle en sık uğradığım yerler Balat, Galata, Çukurcuma ve Karaköy. Arnavutköy ve Kuzguncuk’u da çok seviyorum. Balat’ta Pop’s Balat hep keyifle vakit geçirdiğim bir yer, Çukurcuma’da Müz’ün mini-botanik-bahçesi ortamını ve güzel müzik seçimlerini seviyorum. Arnavutköy’de de Kavanoz, küçük sakin bahçesiyle huzur veren bir yer.

Göz alıcı manzaraları fotoğraflara dönüştürmek göründüğünden çok daha zor. Sen seyahatlerinde bu kadar güzel fotoğraflar çekmeyi nasıl beceriyorsun, çok zamanını alıyor mu? Birkaç tüyo verebilirsen çok seviniriz. 

Başak burcu çalışkanlığımdan gelen bol araştırma ve hazırlık yapma huyumun epey yardımı oluyor. Seyahat öncesinde en çok ilgimi çekeceğini düşündüğüm yerleri belirleyip vaktimi önceliklerime göre planlamaya çalışıyorum. Bu planlar aslında beni hiç planlamadığım sokaklara da çıkarabiliyor; bu da biraz algıların açık olmasını, sezgileri dinlemeyi gerektiriyor sanırım. Fotoğrafın temel gereklilikleri olan ışığı iyi kullanmak, kompozisyona özen göstermek ya da anı yakalamaya hazır olmak da önemli.

Sezgi’nin instagram hesabına buradan ulaşabilirsiniz.

Sevgili Sezgi, her şey için çok teşekkürler! 

Ben teşekkür ederim! <3

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?