Ben de Paris’e adımımı atar atmaz, ilk iş, bu büyülü kitabevine attım kendimi. Zaman nasıl aktı anlamadım. Neden bu kadar huzur doldum, hala bir cevabım yok. Bu hissin bana özel bir şey olmadığının farkındayım ama, içerideki herkes çok mutluydu, içerideki herkes uzun süre kitabevinde kaldı ve kendilerine kaybettiler özenle seçilmiş kitapların içinde.
Ayrıca bir kez daha işini tutkuyla yapan insanların etrafa yaydıkları o enerjiye şahit oldum. Kitabevinin tüm çalışanları, insanları mutlu ederek mutlu oldukları için çok huzurlulardı. Aralarındaki konuşmalara da uzun bir süre kulak misafiri olmam sebebi ile de rahatlıkla söyleyebilirim ki, hepsi birer kitap aşığı, öyle ki, yeni kitaplar geldiği zaman bunu birbirleri ile paylaşan, son zamanlarda okudukları güzel kitapları birbirlerine anlatan, birbirlerine yeni şeyler öneren insanlardan oluşan bu dünyaya ait ama başka bir dünyada bir yer orası. George Whitmann’ın dediği gibi, gerçek bir ütopya orası!
İlk gün gitmemle doyamadığım kitap dükkanına bir kez daha gittim, hatta şöyle ki, Paris’teki ilk ve son durağım oldu bu yer. Birbirinden güzel kitaplar aldım ve evet hepsini özel Shakespeare and Company mühürü ile damgalattım. Kitap zevkim hakkında, kasadaki kızdan övgü almanın verdiği mutluluk ile uçağımı yakalamak üzere yola çıktım.