Her ne kadar anlattıklarım ortaya karamsar bir tablo çizmiş gibi görünse de ve “bir besteci olarak bu durum beni çok endişelendiriyor” tarzı sayısız yorumla karşılaşmış olsam da, bu yeniliklerin hepsinin bende müthiş bir heyecan uyandırdığını ve bizlere çok daha çeşitli müzik deneyimleri yaşatacağını düşündüğümü itiraf ediyorum. Çoğumuz çok severek dinlediğimiz bir şarkıda – bestede bazı yerleri tekrar tekrar geri sarıp dinlemiş bazı yerleri de atlayarak geçmişizdir. Çünkü çoğumuz bir başkasının zihninden, zevkinden dökülen işleri dinledik ve onlar bir kere ortaya çıktı mı artık dokunulamazdı. Bize düşen kendi zevkimize en yakın sanatçıları, müzikleri bulmak ve biraz da kendimizi dinlediklerimize adapte etmemizdi. Şu ana kadar.
Sanatın herhangi bir dalının yok olabileceğine, değersizleşeceğine inanmayan biri olarak bu durumu biraz da fotoğraf makinesinin icadının ardından resme ve görsel sanatlara bakışımızdaki dönüşüme benzetiyorum. Fotoğraf makinesi korkulanın aksine resmi öldürmedi, tam tersi, ressamları daha farklı bakış açılarıyla bakmaya ve yeni şeyler ortaya koymaya zorlayarak onların ufkunu açtı. Bir yandan da hem görsel sanatlarda hem başka alanlarda yeni sanat dallarının doğuşuna olanak tanıdı ve binlerce insanın içinde yatan yeteneklerin ortaya çıkabilmesi için bir araç oldu. Kim bilir, belki de bu yapay zeka yazılımlar müziğin fotoğraf makinesidir.
Bitirirken, sizleri bilgisayar uzmanı, besteci ve yapay zeka müzik yazılımı AIVA‘nın kurucu üyesi Pierre Barreau’nun ilham verici sunumuyla baş başa bırakıyorum: