“İsimsiz” adlı 12. İstanbul Bienali’nin ardından, heyecanla beklediğimiz 13. İstanbul Bienali, geçtiğimiz cumartesi günü kapılarını sanatseverlere açtı. Bildiğiniz gibi 13. İstanbul Bienali, başlığını Lale Müldür’ün “Anne, Ben Barbar Mıyım?” adlı kitabından alıyor. Fulya Erdemci’nin küratörlüğünü üstlendiği bienal, kamusal alanlardaki farklı toplumlara, kentsel dönüşüme ve ifade özgürlüğüne odaklanıyor…

Bienali gezerken hangi soruların cevabını aldım ve ilk gezişimde (kesinlikle en az 2 kez görülmesi gerektiğine inanıyorum) hangi çalışmalar aklımda kaldı? Sizlerle paylaşmak istedim…

Anne, Ben Barbar Mıyım?Aklımda kalan yapıtlara başlamadan önce, Bienali gezerken aklıma takılan soruları söylemek istiyorum sizlere:

_Farklı disiplinden insanlar bir araya gelip bir direniş, bir akım başlatabilirler mi? Kamusal alanlarda bunu gerçekleştirebilirler mi? (Gezi Parkı olayları bize bunun olabileceğini en iyi şekilde gösterdi, peki 31 Mayıs’tan önce böyle olabileceğini yine de düşünebilir miydiniz?)

_Toplumun dışında hareket etmek, doğru olmadığını düşünmediğimiz yerlerde toplum düzeni çizgisinin dışına çıkmak, içki içmek, halka açık yerde gereğinden fazla vakit geçirmek bizi “barbar” yapar mı?

_Kentsel dönüşüm ne denli yanlış? Yıkılan yerler uğruna verilen mücadeleler işe yarar mı, bu mücadeleler sonucunda oluşan yeni değerler unutulur mu, yoksa hep hatırlanır mı? Bir direniş neye göre başarılı olur?

_Yaşadığımız toplumda kendimizi ne kadar ifade edebiliyoruz? Farklı bir hareket yaptığımız zaman ötekileştirildiğimizden kamusal alanlarda kendimizi ifade etmekten çekiniyor muyuz?

…Evet, bu sorular Bienal’e girdiğimiz anda aklımıza takılan temel sorular. Onlarca sanatçı tarafından yapılan çalışmalar bu soruların cevabını verirken, bir yandan da çok daha büyük soru işaretleriyle bırakıyorlar bizi…

Şüpheli (1980) – Guillaume Bijl (Antrepo 3)

Bienal’de bir hayli ilgimi çeken yapıtlardan biri Belçikalı Guillaume Bijl’in Şüpheli (SUSPECT) adlı çalışmasıydı. Yapıt, iki tane farklı mekanda geçiyor ve bu mekanlar aslında birbirleriyle bağlantılı… İlk mekan odaya dağıtılmış objelerden oluşuyor; daha sonrasında Bijl bu yığını komşularının kendisinin “tuhaf” hareketleri ve yaşam tarzından rahatsız olduklarını bildirmek için polisi aramaları üzerine değiştiriyor. Sanatçı, ikinci mekana polisin eve geldiği zaman “şüpheli” bulduğu nesneleri koyuyor; öyle olmasalar da bu objeler “suç delilleri” gibi yan yana sergileniyor. Peki Bijl neden şüpheli bulunuyor? Yukarıdaki resimde bunun nedenlerini görebilirsiniz. Okuyamayanlar için nedenlerden birkaç tanesini sıralayım:

1. Geceleri eve geç geliyor, muhtemelen sarhoş halde.

2. Televizyonda solcuların eyleminde görüldü.

3. Uzun saçlı ve hep pantolon giyor.

7. Kitapçılarda ve halka açık parklarda çok fazla vakit geçiriyor…

Bijl’in “şüpheli” bulunmasının 8 adet nedenine bakınca, toplumun genelinin yaptığından az da olsa farklı bir şey yaptığınız zaman şüpheli olduğunuzu hatta bazılarınca “barbar” olarak nitelendirildiğinizi görebiliyorsunuz. 13. İstanbul Bienali’nin ana temasını bu kadar doğru yansıttığı için Guillaume Bijl’in bu çalışmasını çok beğendim.

Hep Burada Olan Köpeğim - Annika Eriksson

Ben Hep Burada Olan Köpeğim (2013) – Annika Eriksson (Galata Rum İlköğretim Okulu)

Ben Hep Burada Olan Köpeğim, İstanbul’un kenar mahallelerinde, şehir merkezinden uzakta yaşayan köpekleri konu alan bir video çalışması. Aslında herkesten önce “şehirli” olan köpeklerin, İstanbul’un yeni bölgelerinin şehirleşmesiyle birlikte kenar mahallelere atılmasını anlatıyor. Video, sokak köpeklerinin gözünden köpeklerin ötekileştirilmelerini, “yenileme” politikaları nedeniyle şehir dışına sürülüşlerini gözler önüne seriyor.

Ben bu videodan ciddi anlamda etkilendim; sürülen köpekler şehrin merkezinde olamadıklarından bakılamıyor ve ıssızlıkta açlıktan ölme tehlikesi ile birlikte yaşıyorlar. Ben Hep Burada Olan Köpeğim ile Eriksson bu soruyu aklımıza getiriyor; yaşadığımız şehrin, bu durumda İstanbul’un, sahipleri gerçekte kimler?

Sulukule’nin Adını Değiştirebilecekler Mi? (2007-2013) – Sulukule Platformu (Galata Rum İlköğretim Okulu)

2005 yılından beri İstanbul’un en çok büyük tartışmalarından birini konu alıyor Sulukule’nin Adını Değiştirebilecekler Mi?  adlı çalışma. Bildiğiniz gibi TOKİ’nin “Kentsel Dönüşüm” projeleri Sulukule’nin dönüştürülmesi ile başladı. 2007′den beri aktif olan Sulukule Platformu, bu çalışmasında 2005′ten beri Sulukule Mahallesi’nin ve tüm halkının yaşadıklarını, yıldan yıla zaman çizgelsi şeklinde anlatıyor. Eserin “Sulukule’nin Adını Değiştirebilecekler Mi?” başlığını da konuya ironik yaklaşımı açısından çok beğendiğimi belirtmeliyim.

Konudan sapmamak için Sulukule Platformu’nun detayına girmiyorum, ama öğrendiğim kadarıyla Sulukule Mahallesi sakinlerine eğitimden iş bulmaya her konuda sayısız destek veriyorlar. Eseri gördüğünüzde yapılan çalışmaları ve verilen destekleri daha iyi anlayacaksınız.

Not: Sulukule Kentsel Dönüşüm Projesinin iptal kararına rağmen evlerin hepsinin yıktığını ve sonunda projenin tamamlanmış olduğunu lütfen unutmayalım…

Şener Özmen - İsimsiz

İsimsiz (2005) – Şener Özmen (Galata Rum İlköğretim Okulu)

Şırnak doğumlu ve Diyarbakır’da yaşayan sanatçı Şener Özmen’in “İsimsiz” adlı yapıtı, son senelerde çok rahatsız olduğumuz, Gezi Parkı olaylarıyla daha da çok gün yüzüne çıkan “ifade özgürlüğü” temasını konu alıyor. Çalışmada yer alan 3 fotoğrafın özellikle ikincisinde Özmen’in megafonu kendi kulağında tuttuğunu görüyoruz. Bu fotoğraf, ülkemizde ifade özgürlüğünün ne kadar kısıtlı olduğunu, konuşsak da bağırsak da sesimizi kimseye kendimizi duyuramadığımızı ve bu sürecin sonucunda artık kendimizi ifade etmekten korktuğumuzu anlatıyor.

Kamusal alanlarda veya sosyal medyada düşüncelerimizi dile getirirken gerek polis gerek medya tarafından bastırılıyor olmamızın fotoğrafını Özmen “İsimsiz” adlı çalışmasında çok net bir şekilde göstermiş.

Bertille Bak - Koruyucu Acil Durum Işık Sistemi

Koruyu Acil Durum Işık Sistemi (2010), Bertille Bak (Galata Rum İlköğretim Okulu)

Fransa doğumlu Bertille Bak’ın Koruyu Acil Durum Işık Sistemi adlı çalışması da Galata Rum İlköğretim Okulu’nda gördüğüm en ilginç yapıtlardan biriydi. Bak’ın video çalışması, Bangkok’un Din Daeng mahallesinde “kötü koşullar nedeniyle” hakkında yıkılma kararı çıkan bir sitenin sakinlerinin protestosunu anlatıyor. Devlet, evleri yıkılacak site sakinlerine hiçbir maddi imkan sağlamayınca, sakinler bir devrim marşını ışıklı bir görsel koda çeviriyorlar. Site sakinlerinin her birine bir fener veriliyor ve bu insanlar fenerleri yakıp söndürerek bu devrim marşını kodluyor, pasif direnişlerini bu yolla yapıyorlar. Koruyu Acil Durum Işık Sistemi, tahmin ettiğinizden çok daha enteresan bir video. Çok iyi anlatamamış olabilirim; en yakın zamanda izleminizi öneriyorum.

Volkan Aslan - Oyunlar Oyunlar Oyunlar

Oyunlar Oyunlar Oyunlar (2013) – Volkan Aslan (Galata Rum İlköğretim Okulu)

Ankara doğumlu Volkan Aslan’ın Oyunlar Oyunlar Oyunlar adlı çalışması Olimpiyatları çok yaratıcı bir şekilde eleştiriyor. Eriyen ve şekli bozuk led ışıklarla tasarladığı Olimpiyat logosu, Olimpiyatların son yıllarda amacından bir hayli saptığını, dünya barışını ve birlikteliğini sağlamak yerine ülkeler arası bir yarış halini aldığını vurguluyor. Daha dar bir çerçeveden bakarsak, Türkiye’nin de -özellikle yazın yaşanan olaylardan sonra- Olimpiyat “yarışında” kaybetmiş olmasını da ironik bir şekilde simgeliyor olabilir tabii.

Doğruyu söylemek gerekirse, bu yapıtı Olimpiyatları kaybetmemizin akabininde görmek kendisini daha da ilginç kıldı.

Yoğun Bakım (Yapılamadı) – Rietveld Landscape (Antrepo 3)

Hollanda’da kurulan tasarım ve araştırma ofisi olan Rietveld Landscape’in yapmak isteyip gerçekleştiremediği “Yoğun Bakım” adlı enstalasyon projesi çok ilginç: Projedeki amaç, Atatürk Kültür Merkezi’ni yavaşça yanıp söner şekilde ışıklandırarak, bu ışıkların yanım sönme ritmini “bir hastanın nefes alma ritmi”ne uydurmak… Kısaca, AKM’nin çektiği acıyı göstermek. Antrepo 3′te sergilenen ise bu projenin sadece küçük bir enstalasyonu.

Şimdilik seçtiklerim bu kadar, tabii tahmin edersiniz ki bu sene Salt Beyoğlu’ndan Arter’e kadar birçok mekanda gezebileceğiniz Bienal anlattıklarımdan ibaret değil. Bu sadece 13. İstanbul Bienali 101′di. İlerleyen günlerde theMagger‘da çok daha detaylı yazılarla karşılaşacağınıza emin olabilirsiniz.

theMagger Ajanda’da 13. İstanbul Bienali hakkında bilgileri okuyabilirsiniz.

Kültür-sanat’a hala doyamadıysanız theMagger’ın “Filmekimi Tavsiyeleri”ne de göz atabilirsiniz.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

  1. Bir öncekı bienalin İsimsiz olması beni ne kadar rahatsız etmişti bilen bilir :) şimdi böyle manidar bir temayla tekrar karşımızda olması çok etkileyici, geç kalmadan gezmek lazım. Tavsiyeler ve tespitler için teşekkürler!

  2. Yazını okutken bienal katoloğu okuyormuş gibi hissettim. Ellerine sağlık, Lisya..

  3. Yazını okurken bienal kataloğu okuyormuş gibi hissettim. Ellerine sağlık, Lisya..

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?