Sevdiğim kitaplardan beni etkileyen cümleleri bir kenara yazma alışkanlığını uzun süredir bırakmıştım. Matt Haig’den okuduğum önce “Gece Yarısı Kütüphanesi” , ardından da “Hayat İmkânsız” ile bu alışkanlığıma geri döndüğümü hissediyorum.

Fotoğraf: Mathias North – unsplash.com

Bir romanı, şiiri, öyküyü tamamen okumadan her ne kadar onun hakkında tam bir yorum yapmak çok zor olsa da, başlıkların bize fikir vermekte önemli rol oynadıkları da bilinen bir gerçek. Bu kitabın ismi, başlangıçta bende hiçbir his uyandırmadı. Ne karamsar, ne de olumlu, hiçbir duygu hissedemedim. Fakat bir noktada empati yapabildim: Bazen, yaşamda deneyimlediğimiz en ufacık şeyler dahi bir şekilde o kadar karışıp zorlaşabiliyor ki, yaşamak kimi zaman hepimize ”imkânsız” görünüyor.

Matt Haig’in de romanlarında oldukça sıradan karakterleri, hayatları ele almayı tercih ediyor gibi görünürken bunları fantastik öğelerle büyük beceriyle yoğurabilme tarzını bildiğim için, bu romanın benzer bir temayı işleyeceğini tahmin ediyordum. Ki, öyle de oldu.

Fotoğraf: Sincerely Media – unsplash.com

En son kitap, ofisteki masamın üzerinde duruyordu. Birisi yaklaşıp, hafif esprili bir biçimde kitabın tam olarak şu sıraları anlattığını söyledi: “Gerçekten de bu sıralar her şey imkânsız.” Oysa bu kitabın, karamsarlıkla uzaktan yakından ilgisi yok. Ona da aynısını söyledim. Ve kitaptan, şu alıntıyı yaptım:

”Belki de başından beri imkânsızdı. Uzayda dönüp duran bir kayanın üstünde yaşamanın ne kadar garip olduğunu hiç düşünmeyişimiz; belki de esas komik olan buydu. Yoktan var olmamız, bütün evrenin yoktan var olması, var olması imkânsız bir şey olarak boşlukta belirip o evrenin içinde yaşamamız. İmkânsız hayat. Her an hatırlanması gereken bir şans.”

Fotoğraf: Gerson Repreza – unsplash.com

Günlerin yoğunluğu, hedefler koymanın ve onlara ulaşma çabasının yoruculuğu ve bu esnada deneyimlemekle yükümlü olduğumuz en basit şeylerin bile ne kadar zor hissettirebildiğini biliyorum. Bu gibi anlarda birisinin çıkıp, o sırada hakkında olumlu hissetmeyi başaramadığımız şeyleri olumlamamızı tavsiye etmesinin de ne kadar faydasız olduğunun farkındayım. Ama Matt Haig, burada olmamızın her an hatırlanması gereken bir şans olduğunu bana hatırlattığından beri, hayata daha fazla teşekkür ediyorum. 

Bazen işler planlandığı gibi gitmeyebilir, biliyorum. Zaman her şeyi değiştirir. Hisler değişir. Ama yaşadıklarımızın izleri, hep orada kalacak. Kim olduğumuzu unuttuğumuzda ve bir şeyler yolunda gitmiyor gibi hissettiğimizde, buraya kadar nasıl geldiğimizi kendimize hatırlatmak ve önümüzdeki yola devam edebilmek için. Ne olursa olsun, her zaman umutlu olabilmek için.

Geçmişimizde, bazen ısınmak ve hatırlamak için gittiğimiz bir evimiz var. Önümüzde ise, bugün ve yaşayacağımız diğer tüm günler boyunca severek duvarlarını öreceğimiz diğer evimiz var. Böylece, yeryüzünde hiçbir zaman yalnız kalmayacağız. Gerçekten bizim olan şeyler ve yerler, bizi asla terk etmez çünkü. Mutlaka bir gün denk geliriz, karşılaşırız. Böylece asla kaybolmayacağız, işte artık bundan daha çok eminim.

Fotoğraf: Callum Shaw – unsplash.com

Sizin de benim hissettiklerimi hissetmenizi istediğim için, hayatın daha çok imkânsız görünmeye başladığı bu gri ve soğuk günlerde, bu kitap önerisiyle gelmek istedim. Keyifli okumalar!

”Her daim bilinmeyen bir değişken var ve o bilinmeyen değişken çoğu zaman kendimiziz. Benim tavsiyem, gizemli olana kucak açmak. İmkânsızlıkların tadını çıkarmak.”

Kapak Fotoğrafı: Artful Living

İlginizi çekebilir: Doğa Batılı’dan Geçmişin Romantizmi, Şimdinin Gücü