Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri: Sessizliğin Yankısı, Adaletin Gölgesi
Murat Fıratoğlu’nun ilk uzun metraj filmi Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri, Abbas Kiarostami sinemasına uzaktan bir selam gönderiyor ama ödünç aldığı estetik yerine kendi varoluşsal meselesini kurcalayan, melankolik ve mesafeli bir hikâyeye açılıyor. Yılın en dikkat çeken ilk yönetmenlik denemelerinden biri olarak öne çıkan film, sade yapısı, tematik yoğunluğu ve biçimsel istikrarıyla yerli sinemada nadiren rastlanan bir dil öneriyor.

Filmin yüzeydeki anlatısı basit görünüyor: Maddi sıkıntılarla boğuşan bir işçinin patronuna karşı giriştiği bir intikam hikayesi. Ancak bu sadelik, izleyiciyi yanıltıyor; çünkü hikaye ilerledikçe bu öncül, içe doğru kıvrılıyor, çatallanıyor, biçimsel olarak bükülüyor. Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri, aslında bir intikam filmi değil. İntikamın gerekçesizliğini, sonucunun boşluğunu ve hatta sürecin içinde kaybolmuşluğunu izletiyor. Fıratoğlu, geleneksel değer çatışmalarını kadere, görünmezliğe ve hak ediş meselesine taşıyor. Bu da filmi sessiz ama derin bir ahlaki arayışın parçası haline getiriyor.
Filmin neredeyse tamamı kırsalda, tek bir çerçeveye yakın bir mekansal sınır içinde geçiyor. Bu tercih yalnızca estetik değil; aynı zamanda sosyolojik bir konumlanma önerisi. Karakterlerin yalnızca bireysel değil, sınıfsal bir sıkışmışlık yaşadığı açıkça hissediliyor. Modern iş güvencesizliğinin ve görünmez emeğin gölgesi arka planda sessizce dolaşıyor. Eyüp’ün sessizliği bu yüzden yalnızca kişisel değil; aynı zamanda görmezden gelinen bir sınıfın kolektif yalnızlığına işaret ediyor.

Kameranın karakterle arasına mesafe koyması, sadece anlatının biçimsel tercihi değil, içerikle sıkı sıkıya bağlı bir görsel strateji. İzleyiciye “gel, bunu birlikte yaşayalım” demiyor da; “bak, bu da böyle yaşanıyor” diyor. Bu mesafe, hem karakterin iç dünyasındaki suskunluğa hem de sistemin bireyle kurduğu yabancılaştırıcı ilişkiye görsel bir karşılık sunuyor.
Film ilerledikçe hikaye, dramatik bir çatışmadan çok, varoluşsal bir bekleyişe dönüşüyor. Eyüp ne tam anlamıyla başkaldırıyor ne de tamamen teslim oluyor. Sessizlik içinde yanan bir direniş bu: Kavga etmeyen ama geri çekilmeyen, bağırmayan ama yok da sayılmayan. Eyüp’ün intikamı da bu bağlamda tekil bir eylemden ziyade, bir tür yok sayılmışlığın içsel yankısı gibi okunabilir. Film, adaleti sonuçta değil, sürecin kendisinde arıyor; bu da onu politik olduğu kadar felsefi bir hatta da yerleştiriyor.
Final sahnesi-spoiler vermeden söylemek gerekirse-filmin kurduğu bu mesafeli evrenin içindeki bütün absürtlüğü, yalnızlığı ve sessizliği tek bir çerçevede bir araya getiriyor. Sadece eyleyenin değil, karşılayan tarafın da içsel boşluğuna odaklanarak güçlü ve ölçülü bir kapanış yaratıyor.
Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri, ilk film olmasına rağmen biçimsel olarak fazlasıyla tutarlı, içerik olarak da cesur. Sosyal adaletsizlik, emek, intikam ve bireysel sınırlar gibi temaları didaktizme düşmeden, sezgisel bir sinema diliyle ele alıyor. Fıratoğlu’nun inşa ettiği bu sessiz ama güçlü anlatı, çağdaş yerli sinemada görmeye alışık olmadığımız bir ifade alanı açıyor. Yönetmen, sinemamızda dikkatle takip edilmesi gereken yeni bir ses olabilir.
Kapak Fotoğrafı: Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri
İlginizi çekebilir: Emre Eminoğlu’dan Gecenin Kıyısı

Gizem Üstündağ







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!