The Chair Company: Tim Robinson ve Yeni Cringe Gösterisi
SNL kökenli komedyenlerden, Netflix için üç sezon boyunca sürdürdüğü mikro-formattaki skeç komedisi “I Think You Should Leave with Tim Robinson” ile tanıyabileceğiniz Tim Robinson’ın yeni projesi, HBO Max’te yayınlanmaya başlayan komedi dizisi “The Chair Company”. Dizi, komedyenin abartılı saçmalıklarla dolu kariyerine izleyicinin en sık karşılaştığı fakat kendisinin pek de alışık olmadığı bir formatta yeni bir halka ekliyor: Robinson, kendi tarzından ödün vermeden “cringe” ve durum komedisinden beslenen kısa şakalarını kurgusal bir çerçeveye oturtmayı, olaylara gelişim, karakterine dönüşüm imkanı veren bir hikaye anlatmayı başarıyor.

Açıkçası Tim Robinson‘ı SNL‘de (Saturday Night Live) çalıştığı dört yıl boyunca kamera önündeki sayılı performansıyla hatırlamıyorum. Fakat bugün, sonraki işlerine aşina bir izleyici olarak, SNL’in kamera arkasındaki, yani senaryo odasındaki etkisini hissedebiliyor, o dönemden hatırladığım hangi ya da ne tür skeçlerde imzası olabileceğini kestirebiliyorum. SNL’den mezun olduktan sonra, Netflix’in ünsüz komedyenlere birer bölüm ayırıp özgür bir alan açtığı komedi serisi The Characters‘taki bölümü, Tim Robinson‘ı doğru düzgün izlediğim ilk yapımdı. Ardından yine Netflix için yaptığı I Think You Should Leave with Tim Robinson geldi. Her biri 4-5 skeçten oluşan bölümleriyle bu kısa formatlı komedi programı, tam bir “cringe show” olarak adlandırılabilir. Program, özellikle iş hayatında karşılaştığımız, kısa sessizliklerin ardından hemen unutulan utanç verici durumların, anlık kızgınlıklar ve kırgınlıkların ya da havadan sudan konuşulan sıkıcı muhabbetler sırasında söylenen samimiyetsiz cümlelerin fazlaca ciddiye alınması, üzerine fazlaca düşünülmesi ya da gerçek anlamlarıyla ele alınması durumunda ortaya neler çıkabileceğinin fazlaca abartılı tasvirlerinden oluşuyordu.
Ardından Andrew DeYoung’ın yazıp yönettiği, Tim Robinson ile Paul Rudd‘ın başrollerini paylaştığı film Friendship geldi. Robinson’ın filmde kendi skeçlerindeki karakterlerin bir harmanını canlandırdığı anlaşılsa da, senaryonun başkasının elinden çıktığı ve bunun yarattığı sınırların onu kısıtladığı belliydi. Sosyal yaşamlarında farklı derecelerde ezilen iki erkeğin dostluğunun önce hayranlık, ardından düşmanlığa evrildiği bir toksik erkeklik komedisi olan film, bana umduğumu verememişiti. Robinson, ilk uzun formatlı ve “konulu” işinde bana göre sınıfta kalmıştı.

The Chair Company, Robinson’un diğer işlerinde bizi karşı karşıya getirdiği durumlardaki kadar sıradan ve hayatın içinden bir çıkış noktasına sahip: Yenilenme aşamasındaki bir alışveriş merkezinin yönetim kadrosunda çalışan sıradan bir adam, Ron Trosper, lansman toplantısı sırasında herkesin gözü önünde sandalyeden düşmesi sonucu tarif edilemez bir utanç duyuyor. Olaydan sandalyeyi üreten şirketi sorumlu tutmak isteyen Ron, şirkete ulaşamadıkça öfkesi büyüyor, komplo teorileri dallanıp budaklanıyor ve bu saplantılı kovalamaca hayal dahi edilemeycek boyutlara ulaşıyor. Bu sırada işini ve ailesini ihmal etmeye başlayan Ron, akılalmaz hatalar yapma ve bunları örtbas etmek için en az hataları kadar akılalmaz bahaneler uydurma döngüsüne giriyor. Kısacası, başkası adına utanılacak derecede saçma noktalara evrilen bir gündelik yaşam ve insan ilişkileri kabusu var The Chair Company‘nin merkezinde. Bu bağlamda Robinson’un önceki işlerindeki birçok farklı karakteri ve skeci yumak haline getirdiğini, belli bir çerçeveye oturttuğunu ve bir dizi olarak paketlediğini söylemek mümkün. Ve bu kez, Friendship‘in aksine (It Think You Should Leave with Tim Robinson‘da da birlikte çalıştığı Zach Kanin’in ortaklığının da etkisiyle) hem Robinson’ın kendi tarzından ödün vermemesi hem de tekil saçmalıklardan vazgeçilmeden merak uyandıran çizgisel bir hikaye kurgulanmış olması sevindirici.

The Chair Company, skeç komedisinden farklı olarak sürekli yan karakterler gerekitiryor haliyle. Dizide Tim Robinson‘a eşlik eden kalabalık kadroda en az onun kadar “cringe” olmayı başaran isimler bir araya getirilmiş. Yan karakterlerin çoğu Ron karakterinin iş arkadaşları ve ailesinden oluşuyor. Aralarında en çok gördüğümüz isim eşini canlandıran Lake Bell olsa da, onun ilk sezonda yeterince kendini gösteremediğini ve dizinin dikenli doğasına fazla “normal” kaçtığını düşündüm. Ron’un kızı rolündeki Sophia Lillis ve asistanı rolündeki Moonie Fishburn ise övgüyü ve dikkati hak ediyor. Tim Robinson‘ın komedisine ayak uydurabilerek yıldızlaşan isim ise kilit bir roldeki Joseph Tudisco. Ağzından çıkan her kelimeden ses tonuna, bir şey söylemezken yapmakla meşgul olduğu her eylemden mimiklerine, Mike Santini karakteri en az Tim Robinson külliyatındaki herhangi bir karakter kadar rahatsızlık verici – iyi anlamda.
The Chair Company‘nin, dolayısıyla Tim Robinson‘ın yer aldığı her projenin doğası “rahatsızlık verici” ve “cringe” olmayı gerektiyormuş gibi geliyor zaten. Küçük bir çocukken merakla orayı burayı kurcaladığımız o dönemde, canımızı yakan bir eylemle karşılaştığımızda ondan hemen ders alamaz, belki sonucun farklı olacağını düşünerek bile isteye tekrar ederiz ya… Tim Robinson skeçlerini izlemek öyle bir rahatsızlık edici bağımlılık oluşturmuştu bende. The Chair Company de farksız değil. Robinson’ın abartılı saçmalıkları ve rahatsızlık verici “cringe show’u”, bile isteye izlemeye devam edeceğiniz ama her sahneden sonra “ben bunu neden izliyorum ki?” diye kendinizi sorgulayacağınız bir döngüye girmek gibi. Üstelik bu kez HBO’ya yakışır bir merak uyandırıcı hikaye bonusuyla…
The Chair Company‘nin 8 bölümlük ilk sezonunun şimdilik iki bölümü HBO Max’te yayında; bu yazı ilk sezonun 1 Aralık’ta yayınlanacak sezon finali dışındaki bölümler izlendikten sonra hazırlandı.


Emre Eminoğlu







İlk yorumu siz yazın!