Mr. Scorsese: Tarafsız ve Özgün Bir Belgesel Serisi
Scorsese üzerine yapılan taptaze bir belgesel dizisi. Bir yönetmenin kariyerinin üzerinde yükseldiği her tuğlayı göstermeye niyetlenen bir çalışma. Anlatısının merkezindeki adama “ağam, paşam” demek yerine onu kusurlarıyla bir insan olarak anlatma derdinde. Sürekli kendisiyle tartışan, sinemayla kavga eden bir adamı izletiyor bize Rebecca Miller. Şahsen kendisinin bu bakış açısı ve detaylarda kaybolmayışıyla belgeseli büyük keyif alarak izledim. Özellikle Scorsese’nin göçmen kimliği ile inşa ettiği hayatına, yaşadığı zorlukların ve üstünden geçtiği engebelerin detaylarına dair duygu sömürüsüz bir anlatı olması çok kıymetli. Çünkü bu tarz büyük isimlerin halihazırda yaşarken belgeseli çekildiğinde ortaya çıkan sonuç biraz tatsız olabiliyor. Bunun çok sayıda örneği var.

Beş bölüm bittikten sonra bu dizinin daha uzun olabileceğine dair bazı fikirler zihninizde belirebilir. Ama 8 bölüm olsaydı da daha fazlasını istermişiz gibi geliyor bana… Scorsese o kadar anlatmayı seven bir insan ki, bu onu başka insanlar tarafından da çok büyük bir keyifle anlatılabilir kılıyor. Her ürettiği eseri ayrı ayrı ele alırken, dönemsel olarak kendisinin o yıllarda neler hissettiklerine odaklanma çabası oldukça başarılı. Bir kere adam her şeyi hatırlıyor, bu nasıl olabilir anlamadım. Aynı hafıza hepimize nasip olur umarım…
İnanç kavramıyla mücadele ettiği anlar, uyuşturucunun hayatında bıraktığı izler, parayla ve parasızlıkla olan ilişkisi, şansları ve şanssızlıkları… Yani belgesel biraz filmlerinden biraz da adamın kendisinden bahsedeyim düsturuyla ilerlemiyor. Hepsi iç içe geçmiş durumda ve Scorsese’nin etrafındaki insanların bu adam hakkında söyleyeceği şeyler, kendisini gözümüzde büyütmediğimizin bir kanıtı bence. Çocukluk arkadaşlarıyla koruduğu ilişkisi, Hollywood dünyasına girme çabası ve duvardan top gibi sekişi. Bildiği topraklarda çektiği filmlerin yarattığı devasa farklar. Bu adam hayatı boyunca ne yaptıysa kendine dair bir şeylerden ilham almış. Kimi insan bunu çok konformist bulabilir ama ben aynı fikirde değilim. Kimi sanatçı kendi atmosferinde üretmekten keyif alır ve işini bu kadar iyi yapan birine “sen neden şöyle eserler üretmiyorsun” diyemeyiz.

Belgeseli izlerken bir şey daha düşündüm: Bu adama dair pek fikri olmayan birini de tavlayabilecek bir iş olmuş. Yani bundan 50 sene sonra sinemaya orta derece ilgili bir insanın karşısına geçtiğinde, “yahu bu nasıl bir adammış” dememesi kolay değil. İlk bölüm bittiğinde kapatıp, filmlerini izleyip, sonra yeniden izlemeye devam eder diye düşünüyorum. 50 sene sonraki o insan, belki bu yazıyı da okuyorsundur kim bilir (abart)…
İzlerken keyif aldığımız bir çok bölüm mevcut tabi ama Robert De Niro’lu kesitler bambaşka. Zira Scorsese’nin hayatından bir kişiyi çıkarsanız tuz buz olur, o da De Niro üstad. Dibe vurduğunda da orada, onu yukarı çıkarırken de orada. Paraya ihtiyacı olduğunda da, başarıya muhtaç olduğunda da. Hep doğru zamanda doğru yerde olabilen bu adama saygı duymaktan başka çare yok. Onun haricinde son bölümde Scorsese’nin ailesiyle kurduğu bağların yıllar geçtikçe nasıl evrildiğini harika bir şekilde gösteriyor Miller. Savruk ve güvenilmez bir ilişki insanıyken, bu dönemde evrildiği hal göz yaşartan türden. Hem eşine olan desteği hem kızıyla olan filtresiz iletişimi harikulade.

Dikkatimi çeken bir başka şey daha var. Bu tarz yapımlarda her eserine “aaa onun yeri ayrıdır” minvalinde yaklaşan bir sürü sanatçı var. Scorsese kendi işlerine o kadar gerçekçi yaklaşıyor ki, inanılmaz. Bu seviyede olan insanların egosunu yönetebilmesi başlı başına bir olay bence. The King of Comedy veya Cape Fear gibi filmler hakkında konuşurken söyledikleri şeyler o kadar ağdasız ki beni çok tatmin etti. En sevdiğim filmi olan The King of Comedy’e kendisinin bu şekilde mesafeli olması damağımda bambaşka bir tat bırakmadı desem yalan olur.
Genel olarak barındırdığı tüm detaylarla sinemayı seven herkese göre bir şeyler vadeden Mr. Scorsese, yılın en güçlü yapımlarından biri. Ana akıma oynamayacağı kesin. Ama izlemek için yeterli derecede sebebi olan herkesi için güzel bir fırsat, kaçırmayın derim.
Sinema dünyasına ve filmlere dair paylaşımlarıma Instagram üzerindeki film blogumdan (@atıptutuyorum) ulaşabilirsiniz.
Kapak Fotoğrafı: Mr. Scorsese
İlginizi çekebilir: Eralp Alper’den The Things You Kill

Eralp Alper







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!