Long Play Müzik Filmleri Festivali: Şehrin Yeni Festivalinin Ardından
İstanbul’da ve Türkiye’deki köklü festivaller yolculuklarına devam ederken, bir yandan da her yıl yeni film festivallerinin ajandalarımıza eklenmesi beni çok mutlu ediyor. Bunlardan biri de bu yıl ilk kez, 5-7 Aralık tarihleri arasında düzenlenen Long Play Müzik Filmleri Festivali idi. Üstelik festival, yine bu yıl ilk kez düzenlenen İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali ile aynı ekibin imzasını taşıyordu.
Festival kapsamında Whiplash (2014, Damien Chazelle), Aşk, Mark ve Ölüm (2022, Cem Kaya), Crossing the Bridge: The Sound of Istanbul (2005, Fatih Akın) ve Neredesin Firuze (2004, Ezel Akay) gibi müzikle ilişkisi ile öne çıkan filmlerin, hepsi de doyurucu söyleşilerle zenginleşen özel gösterimlerinin yanı sıra bir de belgesel film yarışması vardı. Dört ülkeden sekiz filmin yarıştığı festivalde ödül Türkiye’den Bir Orkestranın İzinde (2024, Musa Ak, Hasan ve Basri Özdemir) filminin oldu.
İlk yılını geride bırakan festivali, festival direktörü Gökçe Kaan Demirkıran ile konuştuk.
Müzikle kişisel ilişkinden biraz bahsedebilir misin? Sadece bir dinleyici misin, yoksa amatör ya da profesyonel bir üretimin de oldu mu?
Gökçe Kaan Demirkıran: Müzikle çok sınırlı şekilde bir dönem uğraştım. Ama sınırlı şekilde kaldı. Dinleyici olmak, müzik üzerine düşünmek, müzik tarihine bakmak hep ilgimi çekti. Özgeçmişime de bir not düştüm: “Vakit bulduğunda müzik yapmak istiyor.” diye. Umarım bir gün müzik yapabilirim.

İstanbul’daki eski ya da halen devam eden film festivallerini düşündüğümde !f Music ya da Musikişinas gibi bölümlerden anlıyorum ki müzik filmlerine ilgisi olan bir seyirci hep var. Sadece müzik filmlerine yer veren tematik bir film festivali yapma fikri ve ihtiyacını biraz açar mısın?
Gökçe Kaan Demirkıran: Kişisel bir yerden çıktı. Diğer büyük ve köklü festivallerin seçkilerinden ilham almadım aslında. Müzik temalı bir film festivali yapmak çok akla gelmeyecek bir şey değil. Mutlaka birilerinin aklına gelmiştir. Biz yaptık. Ben tartışma alanları açmak istiyorum. Farklı alanlardan sanatçıların, izleyicilerin, yazarların gelip bir film üzerine tartışabildikleri bir alan olsun istiyorum. Müzik konuşulması gereken bir konu, keza sinema da öyle. Her şeyi de büyük festivallerden bekleyemeyiz.
Yeşilçam’ın müzikle ilişkisi, popüler şarkıcıların rol aldığı Yeşilçam filmleri sinemamızda önemli bir yer tutuyor. Müzik filmleri açısından bu dönemle günümüz Türkiye sineması arasında nasıl farklar veya benzerlikler görüyorsun?
Gökçe Kaan Demirkıran: Benim festivalde tartışılmasını istediğim konulardan biri de buydu. Yeşilçam’daki müzikli filmler ve şarkıcı filmleri de müzik filmi olarak değerlendirilebilir. Bunlar tartışılsın ve fikir birliği olmasa bile fikirler oluşsun istiyorum. Günümüz sinemasının önemli bir bölümü Yeşilçam geleneğini takip ediyor. Bunu bazen mahcup bir şekilde dile getirenler oluyor. Ancak açık açık söylemek gerekirse Yeşilçam bir şekilde devam ediyor. Şunu da eklemek isterim, birçok konuda olduğu gibi bu konuda da doğru bir tartışma yürütemiyoruz. Yeşilçam ya gereksiz bir hamasetle övülüyor ya da çok üstenci bir bakışla görmezden geliniyor. Bizim entelektüel dünyamızın klasikleşmiş bir meselesi bu bence.
Festivalin filmler dışında müzikle ve müzikseverlerle ilişkisi nasıldı?
Gökçe Kaan Demirkıran: Festivale çok sayıda müzisyen, arşivci geldi. Kaset imzalatanlar da oldu, plak imzalatanlar da, dvd imzalatanlar da. Müzisyenler sahne dışında nadiren beyaz perdenin önünde olur, bu da çok güzel oldu.

Özel gösterimler arasında çok iyi filmler vardı. Cem Kaya ve Fatih Akın’ın belgesellerine de bayılırım ama 20 yılı devirmiş Neredesin Firuze gösterimi özellikle heyecanlandırdı beni. Neredesin Firuze’yi ilk izlediğinde neler hissetmiştin ve soundtrack albümündeki favorin nedir?
Gökçe Kaan Demirkıran: Ben Neredesin Firuze’yi çok seven bir film izleyicisi değilim. (Gülüyor.) Ancak çok önemli bir filmdir ve yirminci yılıydı. Tekrar konuşulması gerekiyordu, tekrar izlenmesi gerekiyordu. Sağ olsun Ezel Akay teklifimizi geri çevirmedi, çok güzel bir film sonrası söyleşisi oldu. Bence çok önemli şeyler söyledi. Bir ara keşke kaydedebilseydik diye de hayıflandım. Albümdeki favorimle ilgili çok arka planda kalmış bir şarkıyı söyleyeceğim. Ezel Akay’ın kardeşi Eren Kazım Akay’ın ilk albümünden Gaip Yol diye bir parça vardı. Burcu Güneş söylemişti sanırım soundtrack’te de. O şarkıyı söyleyebilirim.

2025, yine senin öncülük ettiğin Spor Filmleri Festivali’nin de ilk senesiydi. O festival nasıl geçti? İki festivalin süreçleri benzer şekilde mi ilerliyor, bu deneyimin ikinci bir festival için ne ölçüde faydası oldu?
Gökçe Kaan Demirkıran: Bir yılda iki festival yapmak biraz yorucuydu. Ancak bir Z raporu çıkardığımda, benim için çok öğretici süreçler olduğunu söyleyebilirim. Keza ekip için de öyle. Çok fazla insana temas ettiğimizi düşünüyorum. Gençlerin çok yararlandığını düşünüyorum. Artık önümüzdeki maçlara bakacağız.
Son olarak, Instagram hesabınızda izleyiciye sormuştunuz, oradan kopya çekeyim;
- Filmi yapılmalı dediğin bir müzisyen var mı?
– Var, bir tanesini yapmaya çalışıyorum. Umarım tamamlayabilirim.
Onun dışında Şerif Muhittin Targan’ın hayatı film olsa ilginç olabilirdi.
- En sevdiğin müzik filmi hangisi?
– Benim böyle enlerim pek yoktur. Bazı filmlerin içindeki müzik tartışmalarını çok seviyorum. Mesela La La Land’in içindeki geleneksel caz ve modern caz meselesi çok ilgimi çekmişti. Bu detaylar benim zihnimde kalan izler oluyor.
- Bu arada bu postlara gelen yorumlarda seni şaşırtan bir yanıt oldu mu?
– Şaşırdığım olmadı ama epey isim varmış. Birilerinin film çekmesi gerekiyor!



Emre Eminoğlu







İlk yorumu siz yazın!