Bez Çantanın Ötesinde: Sürdürülebilirlik Nedir, Ne Değildir?
Sürdürülebilirlik bugün neredeyse herkesin dilinde ama ne kadar çok konuşuluyorsa, o kadar da basitleştiriliyor. Bez çantalar, metal pipetler, cam mataralar… İyi niyetli, ama yetmez çünkü sürdürülebilirlik, aksesuarlarla değil alışkanlıklarla, hızla ve sistemle kurduğumuz ilişkiyle ilgilidir. Metal ya da cam pipetler ortaya çıkınca bir akım olarak her eve yirmi pipet almakla sürdürülebilir yaşamı desteklemiş oluyor muyuz?

Bugün yaşadığımız çevresel krizleri yalnızca bireysel duyarsızlıkla açıklayamayız. Sorun daha derinde, daha yapısal. Hızlı üretim, hızlı tüketim, plansız büyüme ve sınırsız seçenek fikri üzerine kurulu bir ekonomik düzenin içindeyiz ve bu düzen, farkında olsak da olmasak da, bizi sürekli daha fazlasına çağırıyor.
Sürdürülebilirlik Nedir, Ne Değildir?

Sürdürülebilirlik çoğu zaman “daha az zarar vermek” olarak anlatılır. Oysa mesele yalnızca zarar azaltmak değildir. Asıl mesele, zararı üreten sistemi görmek ve onunla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşünmektir.
Bir ürünün:
Nereden geldiğini,
Nasıl üretildiğini,
Kim tarafından, hangi koşullarda yapıldığını,
Ne kadar süreyle kullanılacağını,
- Sonunda nereye gideceğini birlikte düşünmeyi gerektirir.
Sürdürülebilirlik, bağlantıları görme becerisidir. Bir tişörtle su tüketimi arasındaki bağı, bir indirim kampanyasıyla aşırı üretim arasındaki ilişkiyi, “ucuzluk” hissiyle görünmeyen emek arasındaki çelişkiyi fark edebilmektir. Bu yüzden sürdürülebilirlik yalnızca çevresel değil aynı zamanda ekonomik, toplumsal ve zihinsel bir meseledir.
Neden Bez Çanta Yetmez?

Bez çanta önemlidir ama tek başına bir çözüm değildir. Eğer: Dolaplar her sezon yenileniyorsa henüz eskimemiş, işlevini yitirmemiş kıyafetler “artık bana hitap etmiyor” gerekçesiyle kenara kaldırılıyorsa… Bitmeden yeni kozmetik ürünleri alınıyorsa aynı işlevi gören serumlar, kremler, maskeler çekmecelerde yarım yarım bekliyorsa… Parfümler yarıya gelmeden yenileri ekleniyorsa aynı notalara sahip ama farklı şişelerde onlarca koku birikiyorsa… Okunmayan kitaplar üst üste yığılıyor, “Bir gün okurum” niyetiyle alınan basılı yayınlar hiç açılmadan raflarda bekliyorsa…
İzlenmeyen dijital platformlar aktif kalıyor, aylarca dokunulmayan abonelikler sessizce devam ediyorsa… Dergiler, gazeteler gerçekten okunmasa bile “basılı olsun, arşivlik” düşüncesiyle alınmaya devam ediliyorsa… “Bir gün lazım olur” diyerek alınan mutfak aletleri, küçük ev eşyaları, organizer’lar, kutular, şişeler hiç kullanılmadan dolaplarda yer kaplıyorsa… Çevreci bir mutfak, sürdürülebilir bir yaşam kurma niyetiyle henüz işlevini yitirmemiş plastik kaplar, tencereler, temizlik ürünleri bir anda çöpe gönderilip yerlerine “daha doğru” olanlar satın alınıyorsa… Yani bir şey gerçekten eskimeden, tüketilmeden, ömrünü tamamlamadan sırf “yenisi daha iyi” olduğu için değiştiriliyorsa… Burada bir çelişki vardır. Çünkü sürdürülebilirlik, yalnızca ne satın aldığımızla ilgili değildir.
Asıl mesele, ne kadar hızlı vazgeçtiğimizdir. Bir ürünü tüketmeden yenisini almak, bir alışkanlığı dönüştürmeden üstüne yenisini eklemek, eskiyi “yanlış” ilan edip yeniyi satın almak… Bunların hiçbiri sistemi yavaşlatmaz. Aksine, onu daha da hızlandırır. Gerçek sürdürülebilirlik bazen yeni bir şey almakla değil, var olanla devam edebilme sabrıyla ilgilidir.
Bir krem bitene kadar beklemek, bir parfümü son damlasına kadar kullanmak, bir kitabı gerçekten okumadan yenisini almamak, bir mutfak eşyasını “daha çevreci” olanla değiştirmeden önce mevcut olanın ömrünü tamamlamasına izin vermek… Bunlar küçük gibi görünen ama sistemi doğrudan etkileyen tercihlerdir çünkü sürdürülebilirlik çoğu zaman eklemek değil, erteleme, bekleme ve tamamlamayı seçmektir ve belki de en zor olan budur.
Makro Sürdürülebilirlik: Bireyin Sistemle Teması

Bizler çoğu zaman kendimizi bu konuda fark yaratabilmek adına güçsüz hissederiz ama hepimiz her an, farkında olmadan sistemle sürekli temas halindeyiz. Her harcama, bir ekonomik oydur. Bir ürünü satın almak, o üretim biçimine “devam edin” demektir. Satın almamak ise sessiz ama etkili bir itirazdır. Ulaşım alışkanlıklarımız bile bu sistemin parçasıdır. Kısa mesafelerde yürümek yerine araba kullanımı, toplu taşımadan kaçınma refleksi… Bunlar bireysel tercihlerdir ama makro sonuçlar üretir.
Aynı şekilde son yıllarda onarım kültürünün kaybolması da tesadüf olmasa gerek. Tamir ettirmek yerine yenisini almak sistemi besler. Oysa onarım, yeni üretimi durduran ya da en azından yavaşlatan en güçlü eylemlerden biridir. İkinci el, paylaşım, yeniden kullanım… Bunlar yalnızca ekonomik tercihler değil tüketim hızını yavaşlatan başlıca unsurlardır.
Zaman Ekonomisi: En Az Konuşulan Alan
Sürdürülebilirliğin belki de en az konuşulan boyutu zamandır. Daha çok tüketebilmek için daha çok çalışırız. Daha çok çalıştıkça daha çok tüketiriz. Bu döngü hem bizi yorar hem sistemi hızlandırır. Oysa daha az tüketmek, yalnızca çevresel değil zihinsel ve duygusal bir ferahlık da yaratır.
Sürdürülebilirlik kusursuz olmak değildir. Herkesin her şeyi doğru yapması gerekmez. Ama herkesin durup düşünmesi gerekir: Bu alışkanlık neyi besliyor? Bu hız kimin işine yarıyor? Ben hangi sistemi ayakta tutuyorum? Sürdürülebilirlik bir yasaklar listesi değildir. Bir yavaşlama davetidir. Daha az değil, daha bilinçli. Daha fakir değil, daha yeterli. Gerçek dönüşüm, gündelik hayatın küçük ama sürekli tercihlerinde başlar ve belki de asıl soru şudur: Daha fazlasına sahip olmak mı, yoksa sahip olduklarımızla daha uzun ve daha iyi yaşamak mı?
Kapak Fotoğraf: unsplash.com/@elevatedsociety
İlginizi çekebilir: Beauty Magger’dan Sürdürülebilir Güzelliğin Yeni Odağı

Esra Yazıcıoğlu 








Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!