Köpeklere ve Duvarlara Dair: 60 Sayfada Yūko Tsushima
Sevdiğimiz biri, ailemizin bir üyesi, umutlarımız, gençliğimiz; kimi zaman akıp giden bir yağmur seline, bazen bir şemsiyeye, bazen bir duvara ve bazen de durup dururken ortadan kaybolan bir köpeğe dönüşüyor. Hayat, en az yağmurun şemsiyemize akan damlaları, ötesine asla geçemediğimiz ve arkasını göremediğimiz sert bir duvar kadar gerçek. İşte, tam da bu noktada Yūko Tsushima hakkında konuşmalıyız.
Geçenlerde elime 60 küsur sayfalık, incecik bir kitap geçti: Yūko Tsushima’nın Köpeklere ve Duvarlara Dair’i. Hani bazen bazı kitaplar olur ya, fiziksel olarak çok hafiftir ama okuyup bitirdiğinde ağırlığını göğsünde hissedersin; işte tam öyle bir şey.
Kitap aslında iki uzun öyküden oluşuyor. Okurken şunu hissettim: Tsushima, öyle süslü cümlelerin arkasına saklanmıyor. Çok sade, çok duru ama bir o kadar da sarsıcı bir dili var. Hikâyelerin merkezinde hep “dul anneler” ve onların çocuklarıyla hayata tutunma çabası var. Ama yazar burada bizi bir “kutsal anne” masalına ya da sloganlara boğmuyor; olduğu gibi, tüm zorluğu ve mutsuzluğuyla anlatıyor.
Yazarın kendi hayat hikâyesini az çok bilince (ki babası ünlü yazar Osamu Dazai, o daha bebekken intihar etmiş), öykülerdeki o “eksik erkek” figürü daha da anlam kazanıyor. Tsushima’nın hayatındaki erkekler —babası, abisi, hatta kendi oğlu— hep trajik şekillerde hayatından çıkmışlar. Bu yüzden öykülerdeki babalar ya ölü ya da bir gölge gibiler.
Beni en çok etkileyen kısım, yazarın mutsuzluğa bakış açısı oldu. Bir yerde diyor ki: “Mutlu insanlar duyarlılıklarını kaybedebilir… İnsanlar mutsuzluk sayesinde zenginleşebilir.” Yani mutsuzluğu bir felaket değil, insanı büyüten, gerçek doğamızı keşfetmemizi sağlayan bir “eşik” olarak görüyor. Bir taşa takılıp düşmeden o taşın orada olduğunu fark etmeyiz ya, onun gibi.
Öykülerde iki temel simge var: Su ve Duvarlar. Su; hem hayat veren hem de sevdiklerini ondan koparıp alan bir şey. Babasının ve oğlunun suyla ilgili ölümleri, ilk öyküdeki akvaryum ve deniz detaylarını daha bir manidar kılıyor. Duvarlar ise; hem koruyor hem de dış dünyadan, “normal” sayılanlardan ayırıyor. Zihinsel engelli abisiyle olan ilişkisinden izler taşıyan ikinci öyküde, o duvarların nasıl bir yalnızlığa dönüştüğünü çok derinden hissediyorsunuz.
Yazarı kendime yakın hissetmemi sağlayan en büyük etkenlerden biri, yukarıda bahsettiğim gibi hayatındaki kayıpları, kazançları, sevgilerini, bazen de umutsuzluğunu objelerle anlatması oldu benim için. Hisler ve kayıplar kimi zaman insanın içinde doğup sonra ölen görünmez hayaletlere benzeseler de onların üzerimizdeki etkisinin ne kadar somut ve gerçek olduğunu bir kez daha hatırlayabiliyoruz belki de Tsushima ile. En az yağmurun şemsiyemize akan damlaları, ötesine asla geçemediğimiz ve arkasını göremediğimiz sert bir duvar kadar gerçek.
Kapak Fotoğrafı: Aysu Altaş
İlginizi çekebilir: Berfin Gençaslan’dan Bahçıvan ve Ölüm Üzerine

Aysu Altaş 








Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!