2026 Cannes Günlüğü #3: Neler İzledik?
Festival bitti ama filmlerin izlenimlerine dair günlüklerim bitmedi. Sene içerisinde neler konuşacağımıza dair sinyaller veren bu günlüklerin 3. kısmında 2 tane flaş film de var. Buyrun sohbete…

Full Phil
Quentin Dupieux çok ilginç bir yönetmen. Absürd mizahı ve enteresan konuları işleyişiyle Fransız sinemasında kendine ayrı bir kulvar açmış durumda uzun zamandır. Bu filminde büyük Hollywood yıldızlarıyla çalışıyor. Kristen Stewart ve Woody Harrelson’ın başrollerinde oynadığı filmin konusuna dair ne söylersem söyleyim, siz filmi izlediğinizde “Biz şu an ne izliyoruz?” diyeceksiniz… Paris’te lüks bir otel odasında yaşadıkları tuhaflıklarla bize türlü türlü huzursuzluklar vadeden bu filmi, sadece yönetmenin tarzına hakim olanlara önerebilirim. Gece yarısı galasında film ekibiyle beraber izleme şansı elde ettik, süresi itibarıyla da kolay bir seyir sunuyor diyebilirim.
Another Day
Adele Exarchopoulos’un kariyerinin en iyi performanslarından birine tanık olmayı beklemiyordum. Paris’te hayatta kalmaya çalışan, işçi sınıfına mensup bir aktris. Fakat alkolle arasında kopması pek de kolay olmayan bir bağ var. Hayatındaki sıkıntıları alkolizm ile yumuşatmaya çalışan bu kadının yaşadığı tüm problemlerin sebebi aynı yere çıkıyor. Böyle dedim diye kamu spotu gibi hissettirmesin ama. Ana karakteriyle empati kurulabilmesi çok kolay, onun hatalarını ve mutsuzluklarını anlayabilmek pek ala mümkün. Yarışma seçkisindeki Fransız filmlerine temkinli yaklaşmama rağmen bu filmi sevdim. Listenize alın derim.
Hope
Yılın merakla beklenen filmlerinden biri. Yılın en çok konuşulacak filmlerinden biri. Yılın en garip deneyimlerimden biri… Bir kasabaya dadanan canavarın çarçur ettiği hayatlara odaklanıyoruz. İlk 1 saati sinemasal bir şölen ve canavarı bir kere bile görmüyoruz. Fakat film bize canavarı göstermeye karar verdiği andan itibaren irtifa kaybediyor ve son yılların en ilginç işlerinden biri haline evriliyor. Yapmaya çalıştığı veya eleştirel yaklaştığı konuyu anlamak mümkün ama düşük kalite CGI’ların 2026 yılında yarattığı o tatsızlıkla baş edebiliyor olmanız gerekiyor öncelikle. Herkese göre değil film, ileride fragmanı gelince bir göz atmanızı tavsiye ederim.
Her Private Hell
Drive ve Neon Demon gibi filmlerin yönetmeni Refn hocanın son filmi. Sinemaya bir süre ara verdikten sonra geri döndü. Kendisinin de katıldığı bir kapalı gösterimde izledim. Sinemaya dönmeden önceki süreçte 25 dakikalığına öldüğü ve doktorlar tarafından diriltildiği bir andan bahsetti. Bunu gülerek anlatmıştı, ertesi gün basın toplantısında aynı mevzuyu ağlayarak anlattı. Hocanın mental durumu filme de yansımış. Tam olarak nereye evrilmek istediğini bilmeyen bir film. Sophie Thatcher kozunu pek kullanamıyor. Görsel anlamda aşırı steril ve stilistik yapısını, güçlü bir hikaye ile eşleyemiyor. Filmin Cannes’da aldığı ilk yorumlar maalesef korkunç. Sırf meraktan “bu neymiş ya” diyip izlenebilecek filmler listesine yazarım.
Coward
Bu yıl festivalde izlediğim en iyi filmlerden biri. Close filmiyle kitlelere kendini sevdiren yönetmen Lukas Dhont’un bu filmi, bence şu ana kadarki en iyi işi. 1. Dünya savaşında Belçika cephesinde yaşananlara mikro ölçekte yaklaşıyor. 2 asker arasında filizlenen aşkı son derece incelikli şekilde işliyor. Yönetmenin kendisiyle röportaj yapma şansım da oldu ki filmin erişilebilir hale geldiği günlerde izleriz diye düşünüyorum onu da. Ben bu filmi sinemaya aşık herkesin izlemesi gerektiğini düşünüyorum, bayıldım.
Fjord
Geldik Altın Palmiye ödülünün sahibine. Öncelikle ben bu filmi sevdim. Yönetmenini de çok severim. Rumen sinemasının en iyi yönetmenlerinden Cristian Mungiu’nun çektiği bu film, Norveç’te geçiyor. Sebastian Stan ve Renate Reinsve’nin hiç fena olmayan performansları ve filmin genel ümüğe çöken anlatısı ile oldukça sürükleyici bir yapısı var. Aile kavramına Rumen’lerin gelenekselci yaklaşımıyla Norveç tarafının modern yaklaşımını kısmen karikatürize şekilde ele alıyor. Bu karikatürizelikte seyirciyi bölen bir durum var. Ben seven tarafta kaldım, görsel anlamda da çok iyi çalışıyor. Bu sene Oscar yürüyüşüne şahit olacağımız filmlerden biri olacak gibi Fjord.
The Unknown
Lea Seydoux için yerimizi aldık. Ama ben bu filmi izlerken sıkıntıdan kendimi yiyip bitirdim. Başka insanların bedenlerinde kendini bulmak gibi oldukça ilgi çekici bir konuyu son derece hantal bir dille işleyen The Unknown bu sene benim için yarışma seçkisindeki en sıkıcı filmdi sanırım. Tavsiye edemiyorum…
4. ve son yazıyla bu senenin Cannes içeriklerinde final yapacağız, takipte kalın, sevgiler.
Kapak Fotoğrafı: Cannes 2026
İlginizi çekebilir: Eralp Alper’den 2026 Cannes Günlüğü #2

Eralp Alper 













Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!