Marvel sinematik evreninin en radikal kırılma noktalarından birinin ardından gelen Spider-Man: Brand New Day, Peter Parker’ın geçmişini, ilişkilerini ve tüm konfor alanını geride bıraktığı yeni dönemin ilk somut adımı. No Way Home ile büyüsü bozulan evrende kimsenin hatırlamadığı bir Peter Parker izlediğimiz yapım, Destin Daniel Cretton yönetiminde karakteristikleşebildiği kadarıyla fark yaratma çabasında. Tom Holland’ın performans anlamında yeni bir sayfa açtığını söyleyebileceğimiz bu son filmde, hikaye içerisindeki çatışmaları izlenebilir kılan bir kadro da mevcut. Adını çizgi roman külliyatının radikal ve tartışmalı “Brand New Day” yayın çizgisinden alsa da beyaz perdede birebir bir çizgi roman uyarlaması olmak yerine farklı kulvarlar açıyor kendisine.

Spider Man Brand New Day | Fotoğraf: Variety

Çizgi romandaki 2008 tarihli Brand New Day dönemi, Mephisto ile yapılan mistik bir anlaşma sonucu Peter ve Mary Jane’in evliliğinin kelimenin tam anlamıyla gerçeklikten silindiği, hayranları ikiye bölen oldukça radikal ve fantastik bir “reset” hamlesiydi. Bu filmde ise bu mistik unsurları ve evlilik tartışmasını tamamen pas geçip sıfırlanma dinamiğini No Way Home’un sonunda Doctor Strange’in yaptığı hafıza silme büyüsüne bağlıyor. Çizgi romanda Peter hayatına Harry Osborn, Aunt May ve yeni dostlarıyla çevrili hareketli bir sosyal çevre içinde sıfırdan başlarken; filmdeki Peter tam anlamıyla izole edilmiş, kimsesiz ve yapayalnız bir yetişkinliğe adım atıyor. Aslında kaynak metne bakınca cesur bir deneme olarak kabul edilebilir filmin yaptığı şey…

No Way Home’un o devasa, çoklu-evren odaklı curcunasından sonra bu filmin vites küçültmesi hikâyeye ihtiyaç duyduğu alanı yaratmış gibi. Duygusal tonundan bahsediyorum tabii ki. Tony Stark’ın teknolojik mirasından, milyon dolarlık kostümlerden ve Avengers güvencesinden tamamen arınmış bir Peter izlemek son derece iyi geliyor. Küçük bir odada yalnızlığın yükünü omuzlayan bir karakter var karşımızda… Çizgi romandaki “Brand New Day” dönemi zamanında radikal bir kesinti olarak görülmüş olsa da film, bu sıfırlanma fikrini karaktere acı bir olgunluk katmak için doğru bir koz olarak kullanıyor. Peter’ın hem unutulmuş olmanın yarattığı duygusal boşlukla hem de New York sokaklarındaki daha somut, daha “yerel” tehditlerle mücadelesi hikayenin duygusal omurgasını sağlam tutuyor.

Spider Man Brand New Day | Fotoğraf: Variety

Filmin en çok öne çıkan taraflarından biri büyük kozmik tehditlerin yerini daha görece küçük krizlere bırakması, Peter’ın savunmasızlığını ve kırılganlığını yeniden görünür kılıyor bu durum. Karakterin her darbede gerçekten canının yanması, kostümünün yırtılması ve doğaçlama çözümler üretmek zorunda kalması, aksiyonun seyir zevkini yukarı taşıyor. Cilalı bir örümcek hikâyesi izlemeyi pek sevmiyorum…

Ancak filmin kusursuzlaşmasını engelleyen aksaklıklar, hikâyenin ritminde ve senaryo tercihlerinde baş gösteriyor. Özellikle ikinci yarıya doğru ilerlerken tempo gözle görülür bir sarkma yaşıyor. Kötü karakterin motivasyonları ilk etapta ne kadar merak kabartan cinsten temel atsa da nihayetinde Marvel’ın o çok tanıdık formül kalıplarına sıkışıp kalıyor. Peter’ın kimliksizleşmesi ve yalnızlaşması gibi muazzam bir dramatik çatışma malzemesi varken, ana akım gişe filmi kaygıları yüzünden bazı çetrefilli düğümler derinleştirilmeden, biraz aceleye getirilerek çözüme kavuşturuluyor. Kötü adam yine ikna edilmek suretiyle kötülük yapmamaya ikna ediliyor. Beni son dönemde yıpratan bir taktik bu.

Yine de tüm bu aksaklıklarına ve formülsel bocalamaya rağmen Spider-Man: Brand New Day, MCU’nun son dönemde içine düştüğü o sıkıcılığa kıyasla oldukça eli yüzü düzgün, samimi bir iş. Karakterin özündeki “sorumluluk ve bedel” temasını doğru bir noktadan kavrayan, görsel anlamda ayağı yere daha sağlam basan ve Tom Holland’ın olgunlaşan oyunculuk performansıyla ayakta duran bir iş.

Diğer içeriklerime instagram üzerindeki blogumdan (@atıptutuyorum) ulaşabilirsiniz.

Fotoğraf: IMDb

İlginizi çekebilir: Sine Magger’dan İzleme Listesi