T. Volkan Aslan ile: "Seyir" Albümü Üzerine
Müzisyen, akademisyen ve kültür yöneticisi T. Volkan Aslan, “Seyir” adlı ilk stüdyo albümünü müzikseverlerin beğenisine sundu. Sony Music etiketiyle yayımlanan enstrümantal albüm, geleneksel Anadolu enstrümanlarını çağdaş ve minimal düzenlemelerle bir araya getiriyor. Albümdeki düzenlemeler T. Volkan Aslan, Kerem Can Aslan ve Rodizan imzası taşırken Cahit Berkay başta olmak üzere farklı disiplinlerden ve müzikal geleneklerden gelen güçlü isimler albüme eşlik ediyor. Albümün yaratım sürecine dair merak ettiklerimi Tolga Volkan Aslan ile konuştuk.
Albümde; yaylı tamburda Cahit Berkay, trompette Şenova Ülker, meyde T. Volkan Aslan, kemanede Ozan Bircan, neyde Burak Malçok, trombonda Mathew Benjamin Solomon, kemanda Gabriel Jean Jose Meidinger, perküsyonda Kerem Can Aslan ve Alşan Ozan Aslan, kavalda Serkan Yıldırım, gitarda Çağrı Gözeten ve Utku Çakmak, piyanoda Mert Ağırlar, basta Onur Kamer, kamançada Arslan Hazreti, dudukta Gürkan Akyol, saksafonda Deniz Pektaş, tulumda Selim Bölükbaşı, altı telli oğur sazında Burak Aykaç ve klavyede Mert Ağırlar yer alıyor. Mix ve mastering’i Mert Ağırlar’a ait olan albüm; “Seyir”, “Bahar”, “Nefes”, “Ses”, “Simas”, “Nefes” (Deniz Mahir Kartal Remix), “Bahar” (BaBa ZuLa Remix) adlı yedi parçadan oluşuyor.

İlk olarak albümünüzün isminden başlamak isterim. Bir kelime bazen bütün bir yaratım sürecini arkasından sürükleyebilir. “Seyir” kelimesi hem kişisel dünyanızda hem de bir sanatçı olarak sizde nasıl bir duygu dünyası yaratıyor? Bu kelimenin araladığı kapı, albümün yaratım yolculuğunu nasıl şekillendirdi?
Aslına bakarsanız “Seyir” ile anlatmak istediğim, benim hayattaki yolculuğum. Bu yolculuktaki her şeyi bir şekilde “Seyir” ismiyle bütünleştirmeye çalıştım: üzüntülerimi, umudumu, sevincimi… Hayat yolculuğunda karşılaştığımız durumları hepimiz farklı biçimlerde ifade ediyoruz. “Seyir” de benim için bir ifade etme biçimiydi. Albümdeki şarkılar ve orada yakalamaya çalıştığım öz, yine kendimim. Bunu enstrümantal bir anlayışla aktarmak istedim. Eğer herkesin kendi seyrinde, kendi yolculuğunda ve kendi hayatında bir şeyler bulabileceği bir eser ortaya koyabildiysem ne mutlu bana.
“Seyir” kelimesi hem bir hareketi, yolculuğu ve akışı hem de mesafeli bir izleme, tanıklık etme halini barındırıyor. Bir müzisyen, akademisyen ve kültür yöneticisi olarak etrafınızdaki meselelere tanıklık etme biçiminiz, nasıl bir sağaltım sürecinden geçtikten sonra birer şarkı formuna bürünüyor?
Benim açımdan besteleme veya bir esere ulaşma süreci biraz uzun evreli oluyor. Çeşitli duyguların ve anların yaşandığı evrelerden sonra insanda doğal bir birikim oluşuyor. Bu birikim de zamanla hafif mırıldanmalara, ardından melodilere dönüşüyor. Üzerinden zaman geçiyor, yeni katmanlar ekleniyor, üzerine konuşuyoruz. Bazen unutup kenara bırakıyorum, bazen de yeniden gündeme getiriyorum. Ancak zaman zaman tekrar dönüp hatırladığım, “Bunu burada bırakmıştım,” deyip yeniden üzerine çalıştığım devingen bir üretim süreci bu. Uzun süredir kültür ve sanat hayatının içerisindeyim. Öğretmenlik, derlemecilik yaptım, köyleri dolaştım. Kültür yöneticiliği görevini üstlendim, sahnede ve stüdyoda oldum. Otuz senedir bütün bu dünyanın bir parçası olarak kalmaya gayret ettim. Her insan gibi siz de yaşadıklarınızla öğreniyor ve tecrübe kazanıyorsunuz. Doğal olarak da yaşadıklarınızı duyguya vurup ifade ediyorsunuz. Bazen meselelere dışarıdan bakıp bir duyguya yaklaşmaya çalıştım, bazen de birebir içinde kaldım diyebiliriz.
Albümünüz enstrümantal parçalardan oluşuyor. Müzik çoğu zaman kendini ortaya koymak için kelimelere ve sözlere ihtiyaç duymaz ama yine de bir düşüncenin, duygunun ya da saklı bir sözün dinlediğimiz şeyin arkasında durduğunu biliriz. Albümde yer alan “Seyir”, “Bahar”, “Nefes”, “Ses” ve “Simas” gibi parça isimleri dinleyicide güçlü ve sınırsız çağrışımlar yaratıyor. Yine de sizden bu şarkıların ardında yatan hikâyeleri ve ilham kaynaklarını kısaca duymak isteriz.
Neşem, sevincim, kayıplarım, üzüntüm, hasretim, kırılganlığım ve direngenliğim… Yani bana dair her şey, tüm hikâyelerim bu şarkıların içinde. Örneğin “Simas”, yıllar önce sahnelenen bir dans tiyatrosunun ana tematik müziğiydi. O dönem köy derlemelerinden bulduğum bir maniden yola çıkmıştık; o maninin ruhuyla, üzerinde dans edilebilecek bir ezgi oluşturmaya çalışırken bu eser doğdu. Albümde buna benzer başka çalışmalar da var. “Bahar”, benim gibi herkesin umudunu simgeliyor. Bazen düşeriz ve yeniden ayağa kalkma ihtiyacı hissederiz; zaten düşmezsek kalkmayı da öğrenemeyiz. “Bahar” tam olarak böyle bir duygu. Zaman zaman umutsuzluğa kapıldığımda “Göğe bakalım,” deyip gökyüzüne baktığım ve beni de umutlandıran bir eser. Bir eseri, bir besteyi yorumlarken tam olarak tek bir duyguya dayanmasını her zaman bekleyemeyiz belki ama en azından bu çalışmaların bütünselliğini, ifade ettiğim gibi kendi kişisel yolculuğumun ve bu yolculuktaki karşılaşmalarımın bir ürünü olarak tanımlayabilirim.
Geleneksel Anadolu enstrümanlarını çağdaş ve minimal düzenlemelerle bir araya getirdiğiniz albümün oldukça sinematik bir atmosferi var. Dinleyicilerinizin kulaklarına müziğiniz çalındığında, onlara nasıl bir dünya vadediyorsunuz?
Albümün müzikal dili, benim yıllar içerisinde biriktirdiğim ve yapmaktan en çok keyif aldığım tarzı barındırıyor. Trombonlarla, trompetlerle mey çalmayı; geleneksel sazların yanında Batı sazlarını kullanmayı tercih eden bir müzikal sistemi seviyorum. Mey, bence halk müziğinin en önemli enstrümanlarından biri. Çalmaya başladığım ilk andan itibaren hep böyle denemeler yapmaya çalıştım; onu bulunduğu normun, alışılmış formun dışında bir müzik türünün içinde icra etmeye çabaladım ve izin verdiği sınırları zorladım. Keza asma davulu ve bağlamayı da bu çağdaş tarzın içinde, farklı bir kullanım biçimiyle göstermeye çalışıyorum. Bu zaten dinleyicilerin kulağına yabancı değil; müzik tarihimizin içerisinde buna benzer pek çok önemli eser var. Ben de enstrümantal olarak bu anlayışa yakın olmayı seviyorum.
Albümle ilgili olarak “geçmiş ile bugünü aynı nefeste buluşturmak” ifadesini kullanıyorsunuz. Geçmişi bugünle ilişkilendirmek ve onu çağdaş dünyanın diliyle yeniden üretmek, aslında hem bir mirasa sahip çıkma halini hem de geleceğe dair bir söz söyleme imkânını barındırıyor. “Seyir” albümünün zamanla nasıl bir ilişki kurmasını istediniz ve albümün ortaya çıktığı bu döneme dair neler söylemek istediniz?
Geleneksel çalgılarımızı modern normlarla buluştururken gözden kaçırmamamız gereken temel bir gerçek var: Gelenek biz olsak da olmasak da, ne yapılırsa yapılsın var olmaya devam edecek ve hiçbir zaman tükenmeyecek köklü bir mirastır. Bizim denemelerimiz ise bu mirasın içindeki o güzel ve özgün parçaları, örneğin mey enstrümanının o geleneksel formunu ve tadını, yeniden eserler üreterek farklı formlarda deneme ve göstermeye çalışma hâlidir. Geleneksel müziğimizin formları ve normları bir taraftan çok sıkı ve sağlam dururken diğer taraftan da onları yeni meselelerin, yeni müzik türlerinin ve yeni aranjelerin içerisinde denemenin bir sakıncası olduğunu düşünmüyorum. Tam tersi, bunun müzik dünyamızı zenginleştireceğine inanıyorum. Farklı formları ve normları deneyerek dünyadaki müzikal dolaşımın bir parçası olabilecek çok yetenekli müzisyenlerimiz var tüm Türkiye’de. Herkesin bir şekilde bu entegrasyonun içerisinde dünya müziğiyle konuşmaya çalıştığını da görüyorum. Benimki de böyle naçizane bir çaba. Aslında “geçmiş ile bugünün buluşması”ndan ziyade, biraz da benim geçmişim ile bugünümün aynı nefeste buluşması diyebiliriz. Özellikle nefesli sazların yoğun kullanıldığı bir albüm bu. Albümdeki buluşmalarda hepimiz aslında nefesimizle; Selim Bölükbaşı ile, Şenova Ülker ile, Gürkan Akyol ile, trombonla, trompetle, dudukla nefeslerimizi birleştiriyor ve hep beraber derin, ortak bir nefes alıyoruz.
Albümde atmosferi farklı yönlere taşıyan BaBa ZuLa ve Deniz Mahir Kartal remix’leri var. Bunun yanında Cahit Berkay başta olmak üzere farklı disiplinlerden ve geleneklerden gelen isimlerle de çalışmışsınız. Bu güçlü isimlerle birlikte ortaya çıkan parçalar, sizin ve dinleyicileriniz açısından nasıl bir keşif alanı sunmayı hedefliyor?
Albümde çok farklı disiplinlerden gelen, her biri kendi alanında usta isimlerle çalışma şansı yakaladım. Sevgili Arslan Hazreti normalde albüm kayıtlarında kolay kolay çalmaz. Sağ olsun, dostluğumuza binaen bu albümde yer aldı; Selim Bölükbaşı da öyle. Baslar ve gitarlar muazzamdı, arkadaşlarımın hepsine teşekkür ederim. Bunun yanında Cahit Berkay gibi bir çınarla aynı albümde çalışma şansı yakaladım. Eseri benimsedi; sağ olsun, bütün yoğunluğuna ve telaşına rağmen stüdyoya gelip çaldı. Bana çok büyük destek oldu, çok büyük moral verdi. Onun müzikal dünyasının bir köşesinde var olabilmek benim için son derece kıymetli çünkü Türkiye’de film müziklerinin ve enstrümantal müziğin zirvesinde bugüne kadar hep Cahit Berkay’ı gördük, hâlâ da görmeye devam ediyoruz. BaBa ZuLa çok dostane bir şekilde “Bahar” şarkısını sevdi, onu remikslemek üzerine oturup konuştuk. Gerçekten de katkıları inanılmazdı. Deniz Mahir Kartal ile, hani “Onun çocukluğunu bilirim,” derler ya, benim gençliğimden onun çocukluğuna uzanan ortak bir hikâyemiz var. Yaptığı müziği çok beğeniyor ve ona saygı duyuyorum. O da “Nefes”i, günümüz dinleyicisinin daha aşina olduğu popüler bir müzikal sound’un içine yerleştirerek esere farklı bir tarz kattı. Bu benim için de yeni bir deneyimdi ve albümün geneline büyük bir dinamizm kazandırdığını düşünüyorum. Herkes eserlere kendinden bir şeyler kattı. Onlara çok fazla sınır koymadık, duyguyu daha yoğun bir ifade biçimiyle vermeye çalıştık. Her enstrümanın kendi rengini olabildiğince öne çıkarmaya gayret ettik. Ortaya böyle bir albüm çıktı. Umarım dinleyicide karşılığını bulan ve beğeni toplayan bir çalışma olur. Ben en azından sesimi duyurmaktan ve arkadaşlarımla bir arada böyle bir albüme imza atmış olmaktan dolayı çok mutluyum.
“Seyir” sizin ilk stüdyo albümünüz ve eminim kişisel ve müzikal yaşamınız için önemli bir durak olmuştur. Şimdi albümünüze dönüp baktığınızda neler hissediyorsunuz? Bundan sonraki müzikal yolculuğunuz için bu albüm size ve dinleyicinize neler vadediyor?
Benim için şüphesiz çok önemli bir durak oldu çünkü bu albümü zihnimde çok uzun süre beklettim. Bir taraftan, kendime ve müziğime bu zamanı daha önce ayırmadığım için şimdi kendime kızıyorum. Diğer taraftan da olgunlaşma beklentisi dolayısıyla insan fazla ayrıntıcı olabiliyor, belki de o an doğru zaman olmadığını düşünüyor. Daha cesaretli olmak, mesleki yaşamdan çok fazla taviz vermemek lazım. Benim bugünden geçmişime dair söyleyebileceğim şeyler bunlar. Belki bunu bir on yıl önce denemeliydim belki de tam zamanı şimdiydi, bilemiyorum. Ancak bu çalışma şu anda benim için harika bir motivasyon kaynağı oldu. Diğer bestelerimin toparlanması ve onların üzerinde yeniden çalışmak konusunda ciddi bir itici güç kazandım. O yüzden de gelecek için oldukça hevesli ve istekliyim. Bu albümün ardından, ikincisi için yavaş yavaş yeni fikirler biriktirmeye ve bu biriktirdiklerimi titizlikle incelemeye başladım. Umarım çok uzun sürmeden ikinci albümle, müziğimi dinlemeye değer bulan herkese hızlı bir şekilde yanıt verebilirim.
Kapak Fotoğrafı: Sami Türk
İlginizi çekebilir: Enes Kudu’dan Mert Pekduraner ile: “İnsan Kendi Heykelini Taşıyamaz”

Enes Kudu 




Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!