Kendine Ait Bir Patika: Kaçkarlar’da Koşan Kadınlar
Bir bebeğin sonda beklediği 100K; “Koşamazsın” denilen bir sporcunun kazandığı 50K; bir zamanlar kadınların sırtlarında yük taşıdığı yayla yolları… Geçtiğimiz haftalarda gerçekleşen Kaçkar by UTMB 2026’da her mesafenin ardında başka bir kadın hikâyesi vardı. Hepsinin yolu aynı yere çıkıyordu: Kendine ait zamandan vazgeçmemeye.

Virginia Woolf 1928 sonbaharında, bir kadının yazabilmesi için parası ve kendine ait bir odası olması gerektiğini söylemişti. Aynı yıl Amsterdam’da 800 metreyi bitiren kadınların yığıldığını yazmıştı bazı gazeteler. O günden bugüne kadınlar uzun mesafede çok yol aldı. Kaçkarlar’da bu yol, bir zamanlar kadınların sırtlarında yükle aştığı yayla patikalarından geçiyor. Saat dört. Ayder’de tulum çalıyor, gece henüz yerinden kıpırdamamış. 60 ülkeden yaklaşık iki bin koşucuyu buluşturan Kaçkar by UTMB 2026’nın ilk başlangıcı bu. Rize Valisi İhsan Selim Baydaş da başlangıç alanında; en uzun parkura çıkan 149 koşucu uğurluyor. UTMB sınıflandırmasında 100K diye geçen bu parkurun burada uzunluğu 82 kilometre; 5.600 metre tırmanış ve 24 saatlik süre sınırı var. Yoğun kar ve çığ riski yüzünden geçen yıl iptal edilen parkur, bu yıl ilk kez koşuluyor. Ve bu yıl Kaçkar by UTMB koşucularının yüzde 35,9’u kadın. Kalabalığın içinde Elena Polyakova Kırık da var. Yirmi bir aylık oğlu Daniel Erdem, bitiş çizgisinde annesini bekleyecek.
Ayder’den döndükten, yarış dağda yaşanmış bir günden hatıraya dönüştükten sonra Elena’nın sosyal medyada paylaştığı raporu okudum. İlk tırmanışı karanlıkta olduğu için gözden çok kulağa seslenen ayrıntılarla anlatmıştı: Koşucuların nefesleri, çamura basan ayakkabıların şapırtısı, batonların taşlara vuruşu… Bütün günü bir kontrol noktasından diğerine ulaşma derdine geçirirken zihninde bir soru dönüp durmuştu: “Bebek bensiz ne yapıyor?”
Bu sırada bense “Ayder’in hanımlarından bazıları 20K koşarken ben dört kilometreyi koşamayacak mıydım?” diye düşündüm. 100K, 50K, 20K’nın yanında 4K ‘tatlış’ dursa da üç kilometresinin tırmanış olduğuna yemin edebilir, belki Google Haritalar’dan ispatlayabilirim bile. Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın da katıldığı halk koşusunun ilk bir buçuk dakikasından sonra gözüm ‘Pes ettim‘ diyecek bir yandaş aradı ama çıkmadı; mecburen parkur bitti, ben de bittim. Bacaklar yanıyor, ciğerler itiraz ediyor, koşanların yüzünde ise o tuhaf gülümseme beliriyor… İç sesi ise şöyle diyor “Mutluluğun koşmakla da ilgisi var mı, Abidin?” Ben soluklanırken Elena’nın önünde daha saatlerce yol vardı; güneş vadiden çekilince kafa lambasını yeniden yakacaktı. O gün Ayder’de koşan kadınların her birinin hikâyesi başkaydı. Kiminin aklında bir bebek, kiminin belinde eski bir kaza, kiminin ayağının altında annesinin yaya aştığı bir göç yolu vardı.
Bir Oda Bir Patika
Elena 1981’de Rusya’nın Astrahan bölgesinde doğmuş. Spordaki disiplin evde başlamış: Sabah kalkılır, yatak toplanır, yemek de temizlik de birlikte yapılırmış; “Aslında her şey küçük şeylerden başlıyor” demişti Elena. Ağabeyi piyano çalarmış, o da üç yıl piyano çalışmış ama sonunda dayanamamış. “Müziği çok seviyorum ama oturarak çalışamadım” diyor.
Okuldaki beden eğitimi öğretmeni eski bir maratoncuymuş; mesafeler de Elena’yla büyümüş: 800 ve 1500 metre, sonra 3, 5 ve 10 kilometre… Türkiye’ye yerleştikten sonra ilk yarı maratonunu, maratonunu ve ultrasını burada koşmuş; 2018’de Mont Blanc’ın çevresindeki 170 kilometrelik parkuru tamamlamış, 2021’de Lena’nın Küçük Yolculuğu adlı kitabı yayımlanmış. Kaçkarlar’a da yabancı değilmiş: 2016’da Ayder’deki bir koşuda kadınlar birincisi olmuş. Türkiye’de en sevdiği parkuru sorduğumda Karadeniz’i, Uludağ’ı, Likya Yolu’nu ve Aladağlar’ı saymıştı; sonra da yazının kapısını açan o cümleyi kurmuştu: “Kendimi hem bedenen hem ruhen sağlıklı hissetmek için kendime ait bir alan lazım. Doğada koşu bana ait.”
Bu söz, ister istemez Virginia Woolf’u aklıma getiriyor. Woolf’un Ekim 1928’de Cambridge’in Newnham ve Girton kolejlerinde yaptığı konuşmalar, bir yıl sonra Kendine Ait Bir Oda adıyla kitaplaşmıştı. Elena’nın odası dört duvarlı değil; aile takviminde açılan bir zaman aralığı. Elena ile eşi koşu saatlerini bebeğin bakımına göre bölüşüyorlar. Eşi sabah koşuya çıktığında bebeğe Elena bakıyor; evden çalışan eşi öğle molasında bebeği devraldığında ise Elena kendi antrenmanına çıkıyor. Babaanne de bebeğin bakımına destek veren bu düzenin sessiz ortaklarından biri.
Elena’ya kadınların kendini hep sonraya bırakmasını sordum. “Hepimizde var” dedi ve çevresinde duyduğu cümleleri sıraladı: “Anne oldun, artık her şeyi bırak. Evlendin, artık evde otur; seyahat etme, koşma.” Onun itirazı anneliğe değil; toplumun, anne olan bir kadından bütün öteki kimliklerini geride bırakmasını beklemesineydi. Kendi hayatında ise eşi ve ailesi onu koşmaktan vazgeçirmiyor, tam tersine kendine ait alanı koruyabilmesi için destekliyor.
Uzun mesafeden kadınları eksilten şeyin zaman olduğunu anlıyor insan. Yarış dünyası da bunu geç de olsa hesaba katmaya başlamış. Sophie Power’ın 2018’de UTMB parkurunda üç aylık bebeğini emzirirken çekilen fotoğrafı, yarış takvimlerinin hamilelik ve annelik karşısında ne kadar katı kaldığını göstermişti. UTMB World Series 2023’te hamilelik durumunda erteleme ve geri ödeme hakkı getirmiş; 2026’da aynı hak tüp bebek tedavisi görenlere, evlat edinenlere ve taşıyıcı annelik sürecindeki sporculara da tanınmış. Kurallar geç değişmiş olsa da artık bu konuların üstü çizilmiyor.
Yığılmayan Kadınlar
1928 Amsterdam Olimpiyatları, kadınların atletizmde ilk kez yarıştığı olimpiyatmış; 2 Ağustos’ta koşulan 800 metre de programın en uzun koşusuymuş. Dokuz kadın başlamış, dokuzu da bitirmiş. Almanya’dan Lina Radke 2 dakika 16,8 saniyeyle dünya rekoru kırmış, Japonya’nın ilk kadın olimpiyatçısı Kinue Hitomi ikinci olmuş; altı sporcu, o güne kadarki dünya rekorundan daha hızlı koşmuş.
Hikâye burada bitseydi spor tarihine iyi bir yarış olarak geçip gidecekti belki fakat ertesi gün bazı gazeteler pistte yaşanandan başka bir yarış anlatmış. Kadınların finişte topluca yığıldığı, mesafeye dayanamadığı yazılmış; Chicago Tribune muhabiri William Shirer beş sporcunun yere çöktüğünü öne sürmüş, Amerikan futbolu koçu Knute Rockne da bu yarışı kadınlara yakışmayan, rahatsız edici bir gösteri gibi sunmuş. Yıllar sonra yeniden incelenen görüntülerde dokuz sporcunun da bitiş çizgisini geçtiği, bitiş çizgisinden sonra tek bir sporcunun yere düştüğü görülmüş ki bu da anormal bir durum değil sanırım.
Buna rağmen o yıldan sonra kadınların 800 metresi olimpiyat programından çıkarılmış. 1960’a kadar… Otuz iki yıl. Bir haber, koca bir kuşağın koşabileceği mesafeyi gerçekten kısaltabilir mi? Kısaltmış!
Uzun mesafenin kapısı sonunda açılmış. Usulca çalınarak değil, doğrudan itilerek hem de… Bobbi Gibb 1966’da Boston Maratonu’nu numarasız koşmuş; bir yıl sonra Kathrine Switzer adını “K. V. Switzer” diye yazarak 261 numarayla kaydolmuş. Yarış görevlisi Jock Semple parkurun ortasında üstüne atılıp onu yarıştan çıkarmaya çalışmış, Switzer devam etmiş ve 4 saat 20 dakikada finişe ulaşmış. Boston kadınlara 1972’de resmen açılmış.
Türkiye Atletizm Federasyonu’nun kadınlar maratonu rekor çizelgesinin ilk satırında Ülker Kutlu’nun 1983’te İstanbul’da koştuğu 3:11:09 yer alıyor. Bir yıl sonra Los Angeles’ta ilk olimpik kadın maratonu koşulmuş. Bakiye Duran 1989 Avrasya Maratonu’yla profesyonel koşuya başlamış; 2000’de Hollanda’daki 100 kilometrelik yarışta Avrupa üçüncüsü olmuş ve Türkiye’nin ilk kadın ultra maratoncusu diye anılmış. Birkaç on yıl önce kadın bedeni için “fazla” sayılan mesafe, artık “fazla” görülmüyor.
Peki o günlerden bugüne gerçekte kim yığılmıştı? Koşan kadınlar mı, onların önüne sınır çizen ön yargılar mı? Cevap Boston’dan İstanbul’a, Kaçkarlar’dan dünyanın başka dağlarına uzanan parkurlarda; her bitiş çizgisinde sayıları biraz daha artan kadınlarda… UTMB World Series parkurlarında 2025 sezonunda 44.563 kadın koşmuş; bu sayı bütün katılımcıların yüzde 30’una karşılık geliyor. Kaçkarlar’ın 2026 sonuçlarında 100K’nın kadınlar kategorisinde birincisi Joanna Tallmann, ikinci ise geçen yılın 20K birincisi Beyza Güzel. Tuğçe Karakaya 50K’yı kazanırken, Sara Alonso 20K’yı, Nergis Durmuş da Ayder 4K’yı kadınlarda birinci bitirdi.
Sırtta Yük Göğüste Numara
“Eskiden yaylaya ineklerle yaya olarak giderdik, sırtımızda yük, ot ve yağ taşırdık. O günlerin hem zorluğu hem güzelliği vardı. Şimdi o yollar parkur oldu.” Yayla sakini Cemile Çelik’in cümlesinde iki kelime aynı yokuşun iki adımı gibi: “Yaylaya”, “yaya”.
Çamlıhemşin’de yaylaya çıkışın adı yaz göçü. Genellikle mayıs sonunda ya da haziran başında başlayan yolculuğun ardından yaylada yaklaşık üç ay kalınır. Kalabalık gruplar hâlinde yola çıkmaya “köç etmek”, eşya ve hayvan taşımaya yardım edenlere “köççü” denir. Yaz ortasında Vartevor gelir. Bu, Çamlıhemşin yaylalarında ertesi yıl hayvanlara yedirilecek otun biçildiği dönemin adıdır; iş biter, tulumla horon başlar. Dönüşün adı güz göçüdür.
Uğur Biryol’un Gurbet Pastası: Hemşinliler, Göç ve Pastacılık kitabında, erkeklerin gurbete gidişinin köyde kalan kadınlara bıraktığı yük anlatılıyor. Hemşinli erkekler Birinci Dünya Savaşı öncesinde çalışmak için Rusya’ya gitmiş, fırın ve pastanelerde ustalaşmıştı. Köyde ve yaylada kalan kadınların omzuna tarla, hayvanlar ve evle birlikte göçün yükü de biniyordu. Erkekler gurbette hamur açarken yaylaya giden yolu çoğu kez kadınlar açık tuttu.
Yayla sakini Kevser Çelik de çocukluğunun yollarını anlatıyor: “Eskiden yaylaya yük taşırdık, araba yoktu. Annelerimiz, babalarımız o yollardan yayan gidip gelirdi. Şimdi çocukların, gençlerin bu yollarda sağlıklı bir şekilde yarışıp gezmelerini görüp seviniyorum.” Çamlıhemşin Belediye Başkanı Ömer Altun bu yolları “asırlık patikalar” diye anıyor. Bir zamanlar yükü, hayvanı ve yayla göçünü taşıyan patikalar, yarış günü dünyanın türlü yerinden gelen koşuculara iz oluyor.
Elena’nın yarış raporunda o patikaların isimleri bir tespih gibi dizilmişti: Hazindak, Samistal, Yukarı Kavrun, Çeymakçur, Palakçur, Avusor, Koçdüzü, Dadala, Aşağı Kaçkar, Huser… Mezovit Vadisi’nden yükselen, UTMB’nin parkur sayfasında “Mezovit Geçidi” adıyla gösterilen Serdar Aşıtı’nda yükseklik 3.200 metreye ulaşıyor. Patika kimi yerde dört ayak üzerinde ilerlemeyi gerektirecek kadar teknikleşiyor; kimi yerde Avusor Gölü yeşille mavi arasında parlıyormuş. Koçdüzü’nün adındaki “düz”e güvenmemek gerekiyormuş; Elena o bölüm için “tatlı-acılı bir ilerleyiş” diyordu.
O gün 20K’da 55 yaşındaki Ayderli turizm işletmecisi Nazmiye Dalga da koşuyordu. Ayder’de herkes onu “Nazmiye abla” diye tanıyor. Sabah altı buçukta dükkânının hazırlığını yapıyor, öğleden sonra Kaçkarlar’ın eteklerinde 13-14 kilometrelik antrenmanına çıkıyor; patikaya vurduğunda, kendi sözleriyle, geriye “ağaçlar, toprak ve ben” kalıyordu. Dizlerindeki ağrıya ve sıvı kaybına rağmen temposunu artırmış, önceki yılın süresini kısaltmak için 20K parkuruna ikinci kez dönmüştü. Başındaki poşu da yarış günü için giyilmiş yöresel bir kostüm değil, patikalardaki gündelik hâlin parçası.
Ayder 4K’yı ise Çamlıhemşin Kayak Takımı’ndan iki kardeş kazandı. Nergis Durmuş kadınlarda, ağabeyi Ömer Asaf Durmuş erkeklerde birinci oldu. Kışın kayak, yazın patika; bu dağların insanlarında spor da mevsimle birlikte biçim değiştiriyor. (4K demişken beni soracak olursanız, önemli olan gönüllerde birinci olmak değil mi?)
Gelelim 50K’ya. Milli triatlet Tuğçe Karakaya’ya, bisiklet antrenmanında geçirdiği trafik kazasının ardından belindeki sorun nedeniyle “Koşamazsın” denmiş. Güçlendirme çalışmalarıyla spora dönen Karakaya o gün Kaçkarlar’da 44 kilometrelik parkuru 5 saat 54 dakika 10 saniyede tamamlayarak kadınlarda birinci oldu.
Run Like Her Kaçkar
Tuğçe, karşısına dikilen o büyük “Koşamazsın” cümlesini geride bırakmıştı. Fakat koşuya henüz hiç başlamamış kadınların önünde başka eşikler de duruyor. İhtiyacımız yarış ilanlarından, koşunun bedene ne kadar iyi geldiğini anlatan verilerden önce hikâye belki; koşan kadınların gerçek hikâyeleri… Bir de elbette yanımızda koşacak birini bulmak.
Kaçkar by UTMB, kadınların patika koşusuna katılımını desteklemek amacıyla hazırladığı Run Like Her girişimini 8 Mart 2026’da duyurmuş. Adının Türkçe’de tek bir karşılığı yok: “O kadın gibi koş” anlamına gelen slogan, “Bir kadın gibi koş” diye de okunabilir. UTMB World Series çatısındaki başka yarışlarda da kadınların patika ve dağ koşularına katılımını artırmaya yönelik çalışmalar yürütülüyor; ABD’deki The Start Line Project ile Tenerife’deki Woman in Trail bunlardan ikisi. Kaçkar’daki girişimdeyse farklı ülkelerden kadınlar her ayın son cuma günü kendi hikâyelerini anlatıyor; annelikten antrenmana, tereddütlerden ilk yarışa kadar…
Yarıştan yaklaşık iki ay önce, temmuzda, Run Like Her bu kez kadın koşucular için düzenlenen bir kampla Kaçkarlar’a gelmişti. Elena Polyakova Kırık, Beyza Güzel, Free to Run elçisi Fatima Painda ve ASICS FrontRunner Türkiye kaptanı Başak Ağdaş Ünal, Ayder’den Yukarı Kavrun’a koşmuşlardı. Elena’yı bu yazıda tanıdık; Beyza ile Fatima birazdan yeniden karşımıza çıkacak. Yedi kıtada maraton koşmuş Fransız gazeteci Cécile Bertin onların hikâyelerini yazıya geçirirken, girişimi hazırlayan ekipten Carole Muller de programın başındaymış. Tulum dinlemiş, çay bahçesine girmişler. Birkaç saat çay toplamak onlar için muhtemelen unutmayacakları bir deneyim; vadinin kadınları içinse bir rutin… Muller’in uzun vadeli dileği, günün birinde start çizgisinde kadınlarla erkekleri eşit sayıda görmek.
“1>0”
Beyza Güzel, 31 yaşında bir iç mimar. Koşmaya pandemi günlerinde başlamış; altı yıl içinde 40, 60, 80 kilometre derken 100–120 kilometrelik yarışlara kadar ilerlemiş. Yoğun iş temposunun arasına antrenmanı sığdırabilmek için kimi sabahlar dörtte, beşte kalkıyormuş. Bu ısrarın kendince küçük, akılda kalıcı bir karşılığı var: “1>0. Bir şey yapmak, hiçbir şey yapmamaktan her zaman daha iyidir.”
Beyza 2025’te Kaçkar 20K’nın kadınlar birincisi olmuştu. Bu yıl ise 100K’da yarıştı. Tabii aksilikler ve kazalar nasıl hayatın parçasıysa; ne kadar idmanlı olunursa olunsun, ekip ne kadar profesyonel olursa olsun burada da olumsuz durumlarla karşılaşılması oldukça normal. 100K rotasının Seldar Aşıtı’ndan sonra teknik, kayalık bir bölümde Beyza’nın ayağı kaymış, birkaç kez yuvarlanmış. Arkasından gelen Joanna Tallmann yanına inmiş, onu kaldırmış, düşen batonlarını toplamış. Bu yarışlarda tehlikedeki koşucuya yardım etmek iyi niyete bırakılmış bir davranış değil; yönetmelik bunu zorunlu tutuyor, yardım etmeden geçmenin karşılığıysa diskalifiye. Fakat birini yerden kaldırmakla, korktuğunu fark edip elini uzatmak ve onunla yaklaşık bir kilometre el ele ilerlemek aynı şey değil elbette. Beyza o eli tutmuş; aynı yarışta birbirine rakip iki kadın, kayalık patikada yan yana yürümüşler… Joanna finişe 15 saat 13 dakikada ulaşarak kadınlarda birinci, Beyza 15 saat 18 dakikada ikinci olmuş. Sonuç tablosu aralarındaki beş dakikayı yazıyor; birlikte geçtikleri o kilometreyi değil. Kuralın nerede bittiğini, yol arkadaşlığının nerede başladığını ise ölçmek kolay değil…
Kaçkarlar’a uzaktan gelen kadınlardan biri de Fatima Painda’ydı. Afganistan dağlarında büyümüş, Taliban’dan kaçarak Londra’ya yerleşmiş. Kadınların koşu yoluyla güçlenmesini destekleyen Free to Run’ın elçisi olarak Afgan kadınların ve kız çocuklarının spora erişimi için sesini yükseltiyor. “Afganistan’daki her kadın ve kız çocuğu herhangi bir yarışın start çizgisinde olmayı hak ediyor” demişti. Fatima 82 kilometreyi 23 saat 6 dakikada tamamladı; kadınlarda 12’nci oldu.
Güz Göçü
Elena’nın raporu beni yeniden yarış gecesine götürüyor. Saat gece yarısına yirmi dakika var. Elena 19 saat 39 dakikada bitiş çizgisine geliyor ve genel klasmanda 39’uncu, kadınlarda yedinci, 45-49 yaş grubunda birinci. Raporunun sonuna kontrol noktalarına, güvenlik ekiplerine ve yaylalardaki desteğe teşekkür düşüyor.
Yarıştan bir gün önce ona oğlunun kendisini nasıl hatırlamasını istediğini sormuştum. Elena tek cümlelik bir cevap vermemişti. Oğlunun seçimlerinde özgür olmasını, yeni şeyler denemesini ve insan gerçekten bir şeyi istediğinde yapabileceğini bilmesini istiyordu. Annesinin nasıl yaşadığını görsün, başkalarını kırmadan ve çevresine saygı duyarak kendi hayatından memnun olacağı seçimler yapsın.
Eylül ayıyla Çamlıhemşin’de yaylalardan dönüş, güz göçü başlıyor. 2026’da Kaçkar’ın parkurları 16 yaşında bir kayakçıyı, 30 yaşında bir triatleti, 31 yaşında bir iç mimarı, 45 yaşında bir anneyi 55 yaşında bir Ayder işletmecisini ve yüzlerce kadını taşıdı. Cemile ve Kevser Çelik gibi o yolları bir zamanlar yükle, yaya aşmış kadınlar da yarış gününü heyecanla izledi.
Woolf, para ve kendine ait bir oda istemişti. Aslında orada başka iki sözcük daha var: İstek ve irade. Elena’nın odası öğle molasında açılıyor, Beyza’nınki sabah dörtte… Hazır bekleyen bir oda yok; ikisi de kendine ait zamanı günün içinden çekip çıkarıyor. Belki kendine ait patika da böyle başlıyor. İstemek ve o isteğin peşini bırakmamak.
Kaptırken son bir söz daha söylemek isterim: O büyülü manzaralarda daha fazla adımlamak için ve her şey bittiğinde yüzde oluşan kızarıklıkla sebebi belirsiz gülümseme için kim bilir, belki ben de önümüzdeki yıl 20K koşarım (veya yürürüm). Bu yıl yabancı bir koşucunun başına geldiği gibi umarım karşıma ayı çıkmaz!
Kapak Fotoğrafı: Kaçkar By UTMB
İlginizi çekebilir: Esra Saruhan’dan Karadeniz’in Güçlü Kadınlarının Peşinde Bir Panayır
Sümeyra Gümrah 















Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!