Arka planda çalan kusursuz bir klasik müzik sample’ının üzerine, bir şair titizliğiyle yazılmış çok katmanlı kafiyeler dizen, kelime oyunlarıyla zihninizi zorlayan bir sanatçı düşünün. İlginçtir ki geleneksel müzik otoriteleri veya toplumun herhangi bir kesimindeki birçok insan için bu sofistike ve zeki yapı hâlâ bir “sanat” olarak değil, sadece bir “alt kültür” olarak görülüyor. Oysa stadyumları dolduran, milyarlarca dinlenmeye ulaşan ve bazı nesillerin duygu durumunu en iyi özetleyen bir müzik türünü hâlâ “gürültü” veya “serseri müziği” olarak etiketlemek, müziğin evrimini görememekten ve onu bozmaktan başka bir şey değil. Öncelikle bu müzik türü hakkında neden böyle düşünüldüğünü açıklamak istiyorum. Aslında tek bir neden yok; karşımızda birden fazla önyargı duvarı var. 

rap_muzik_h58977_7ffe4
Sokağın Yeni Klasiği | Fotoğraf: Shutterstock

Entelektüel çevrelerin ve geleneksel medyanın rap müziği dışlamasının en büyük sebebi üretildiği yerdir. (Bu arada rap müziğin içinde de son derece entelektüel bir kesim vardır, bu da bir dipnot olarak kenarda dursun.) Rap; parlak zeminli konservatuvar salonlarında veya pahalı stüdyolarda değil, gettolarda (bir kentin azınlıkça yerleşilen bölümü), yeraltı partilerinde ve sokakta doğdu. Toplumun o bahsettiğim kesimleri için, akademik eğitimden geçmemiş, kuralsız bir şekilde kendi imkanlarıyla sanatını icra etmeye çalışan kişilerin ürettiğinin “sanat” sayılması büyük bir tehdittir. Burada şunu da eklemem gerek: Her rapçi akademik eğitim almamış değildir. Ancak sırf sokaktan, kenar mahallelerden geldiği ve kurumsal bir onay damgası almadığı için bu kültürü “serseri müziği” diyerek itibarsızlaştırmak, aslında sokağın kendi sanatını yaratabilmesine duyulan derin bir tahammülsüzlüktür.
 

Üretim Şeklini Anlayamamak

Müzik otoritelerinin rap’i “gürültü” olarak kodlamasının teknik bir sebebi de var: Üretim şeklini kavrayamamaları. Geleneksel müzik anlayışına göre bir eserin sanat sayılabilmesi için sahnede gitar çalan, keman arşeleyen birileri olmalıdır. Oysa rap müziğin enstrümanı; pikaplar, davul makineleri ve bilgisayar yazılımlarıdır. Bir prodüktörün farklı plaklardan aldığı sesleri (sample) milisaniyelik kesiklerle birleştirip yepyeni bir ritim inşa etmesi, gelenekçiler için “başkasının müziğini çalmak” veya “bilgisayar gürültüsü” olarak algılanır. Bu dijital kolaj yeteneğinin aslında ne kadar büyük bir müzikal deha gerektirdiğini göremediler.

Fotoğraf Altyazısı | Jonathan J. Castellon (unsplash.com)
Sokağın Yeni Klasiği | Fotoğraf: Jonathan J. Castellon – unsplash.com

Konfor Alanını Bozan Gerçeklik

Toplumun belirli bir kesiminin rap’i “alt kültür” olarak itmesinin psikolojik bir boyutu da var. Pop müzik insanlara kaçış sunar; aşktan, partilerden ve kusursuz hayatlardan bahseder. Rap ise tam tersine, duymazdan gelinen sorunları, sistem eleştirisini, öfkeyi ve varoluşsal sancıları filtresiz bir dille dinleyicinin yüzüne çarpar. Bu sert ve çıplak gerçeklik, konfor alanından çıkmak istemeyenler için rahatsız edicidir. Bu rahatsızlığı rasyonalize etmenin en kolay yolu da o sese “sadece bir gürültü” etiketini yapıştırmaktır.

rap-against-dictatorship
Sokağın Yeni Klasiği | Fotoğraf: www.shoutsmusic.blog

“Gürültü”nün İçindeki Edebi ve Müzikal Zekâ

O bahsettiğim kesimin kolayca “gürültü” veya “bilgisayar müziği” diyerek kestirip attığı prodüksiyon süreci, aslında modern çağın orkestra şefliğidir. Tozlu plaklar arasından özenle seçilmiş, birkaç saniyelik bir klasik müzik resitalini alıp onu bambaşka bir ritim matematiğiyle kusursuzca sentezlemek sıradan bir iş değil, tam tersine bir sanat işidir.

Kendi coğrafyamıza baktığımızda; Sagopa Kajmer, Allame, Çağrı Sinci, Hidra, Sansar Salvo, No.1 ve benzeri birçok rapçinin o pesimist ve karanlık atmosferi yaratırken klasik tınıları sokağın ritmiyle nasıl birleştirdiğini görün. Bu sadece altyapı hazırlamak değil, başlı başına bir duygu yaratmaktır.

Bu işin söz yazımı boyutu ise tamamen farklı bir edebi disiplindir. Popüler kültürün üç kelimelik nakaratlarına inat, rap müziğin satır araları metaforlar, ansiklopedik referanslar ve karmaşık kafiye şemalarıyla doludur. Saydığım, sayamadığım ve tüm müzik endüstrisine meydan okuyan rapçiler, dinleyiciyi adeta zihinsel bir labirente sokar. Kelime oyunlarıyla örülmüş bu çok katmanlı yapıya “serseri müziği” demek, modern bir şiir akımını okuyamamaktan başka bir şey değildir.

1j2a0326-1080x675
Sokağın Yeni Klasiği | Fotoğraf: www.savethemusic.org

Pop’un Çöküşü ve Yeni “Ana Akım”ın İlanı

Popüler kültürün, dokunduğu her şeyi hızla tüketilebilir bir metaya dönüştüren o sığ yapısını kutsayacak değiliz. Zaten rap müziğin asıl zaferi de o yüzeysel “pop” çarkının uslu bir dişlisi olmak değildir. Onun devrimi; sistemin tam kalbine sızıp, o steril, konforlu ve sahte yapıyı içeriden bozguna uğratmasıdır. (Yukarıda bahsettiğim konu ile kendimle çeliştiğimi düşünen varsa, metni tekrar düzgünce okumasını tavsiye ederim.)

Otoriteler onu hâlâ bir “alt kültür” illüzyonuna hapsetmeye çalışadursun, rap çoktan dünyayı yeniden tasarladı. Mesele milyarlarca dinlenip içi boşaltılmış bir popülerliğe ulaşmak değil; dış dünyanın yüzeysel alkışına veya onayına ihtiyaç duymadan, sokağın o sert, filtresiz ve kendi gerçeğine sadık tavrını ana akımın yüzüne çarpmaktır. Kulaklıklarımızı takıp bu çok katmanlı, zeki ritmin tadını çıkarmak varken, ona elitist bir kibirle “gürültü” muamelesi yapanlar, aslında müziğin evrimini kaçırmaktan çok, kendi sahte konfor alanlarının yıkılışını izliyorlar.

Filmlere dair incelemelerim için Letterboxd hesabıma (@Orcun), Oyunlara dair incelemelerim için Steam hesabıma (@Orcun) bakabilirsiniz.

Kapak Fotoğrafı: showstudio.com

İlginizi çekebilir: Ezgi Cenk’ten Sokak Sanatı ve Grafiti