Yazı hepimizin sesi mi? Tarihi kim yazar, kim okur, kim okuyamaz? Ve daha temel bir soru: Yazının cinsiyeti var mı? Tarih boyunca yazı bilgiye erişimin anahtarı oldu; iktidar, ataerkil yapı ve kültürel hegemonya kimlerin yazabileceğine, hangi yazıların ciddiye alınacağına, kimlerin susturulacağına hatta meşru görülen bu yazıları kimlerin okuyabileceğine karar veriyordu. Yazı kamusal güç alanıydı ve bu alan uzunca bir süre erkeklere aitti. Çin’in Hunan eyaletinin Jiangyong bölgesinde ortaya çıkan, kadınlar tarafından yaratılan Nüshu ise ataerkil sistemin dışında kalan nadir bir yazı sistemi. Nüshu yaklaşık olarak 19. yüzyılda aktif olarak kullanıldı ancak kökeninin daha eskiye dayandığı tahmin edilmekte. Bu yazı sisteminin ortaya çıkış bağlamı ise çok nettir; kadınların resmi eğitime ve Çince yazıya erişiminin olmadığı toplumsal yapı. 

photo-2026-02-05-19-18-22-2
ANQI | Fotoğraf: Deniz Tapkan Cengiz

Nüshu, klasik Çince’den türetilmiş olsa da çok farklıdır. Uzun, ince ve ritmik çizgilerden oluşan bu yazı sistemi fonetiktir; yani karakterler anlamdan çok sesleri temsil eder. 

Peki erkekler Nüshu’yu okuyabiliyor muydu? 

Teknik olarak hayır. Nüshu erkeklere öğretilmezdi ve erkekler tarafından kullanılmazdı. Öğrenmeleri mümkündü ancak erkekler bu dili öğrenmeye hiç ihtiyaç duymadı, resmî Çinceyi biliyorlardı ayrıca kadınların iç dünyasını okumaya da hiç niyetleri yoktu. Bu durumda Nüshu “gizli” değil bilinçli olarak dışlayıcı steril bir alana yer açmak zorundaydı. Kadınlar, Nüshu’yu mektuplarda ve şiirlerde kullandılar. Nüshu, kadınlar arasında dayanışma alanı yarattı ve bu bir tür hayatta kalma stratejisiydi. Yazamayan, okuyamayan, temsil edilemeyen kadınların kendileri için açtıkları özel bir alan. 

20. yüzyılın ortaları itibariyle kadınlar eğitim haklarına erişebildi, böylece Nüshu gündelik hayattan çekilmeye başladı. Zamanla Nüshu’nun doğal aktarımı büyük ölçüde azalmış olsa da bu yazının tamamen yok olduğu anlamına gelmiyor. Günümüzde çok fazla örneğe erişemiyor olmamızın sebebi ise: Çinli kadınların yazdıkları yazılarla gömülmek istemeleri.

Nüshu Hâlâ Yaşıyor Mu?

Nüshu, geçmişte kalmış ve yok olmuş, kadınlara has bir yazı sistemi olarak anlatılır. Bu özel yazı sistemi 20. yüzyılın ortalarına geldiğimizde dili kullanan son kişilerin hayatlarını kaybetmeleri gerekçesiyle tarihin tozlu sayfalarına gömüldü.

Peki Nüshu öldü mü? Tam da bu noktada devreye Türk-Tayvan kökenli çağdaş sanatçı ANQI giriyor. ANQI’nin sanat pratiğinin merkezinde yer alan Hiromita karakteri, yalnızca görsel bir figür değil. Bireyleşme sürecini ve tekrar hayal kurabilmeyi bizlere hatırlatan ikonik kedi figürü, kadınların sessiz direnişini nüshu ile günümüze taşıyor. Nüshu yalnızca geçmişe ait bir yazı sistemi değil; zorluklara rağmen ifade üretme çabasının bugünkü karşılığıdır.

Sanatçı Nüshu ile kurduğu ilişkiyi şöyle ifade ediyor: 

“Nüshu’yu eserlerimde, zorluklara rağmen kendini ifade edebilme istencini kutlamak için kullanıyorum. Çin kırsalında kadınların yazı öğrenmelerine izin verilmediği bir dönemde, Çince karakterleri uzaktan gözlemleyerek ve sezgisel biçimde dönüştürerek geliştirdikleri bu yazı sistemini kullananlarla derin bir duygudaşlık hissediyorum. Çince konuşmayı bilmeden Tayvan’da ilkokula başladığımda Çince yazıyı önce bir resim sanıp çizmek zorunda kalmış, ardından anlamlandırmış biri olarak, her kullandığım Nüshu karakterinde onların ifade ve anlam yaratma çabasını ve engelleri aşma gücünü anlıyorum.”

photo-2026-02-05-19-06-21
Exuberant, Hiromita Serisi, 2023, kağıt üzeri karışık teknik, 90 x 90 cm / Not: Eserin sağ tarafına “rüya” anlamına gelen Nüshu karakterleri yazılmıştır. | Fotoğraf Kaynağı: ANQI

Sanatçı Tayvan’da ilkokula başladığında yazıyı önce görsel form olarak deneyimlemiş. Karakterleri sezgisel bir biçimde, resim çizer gibi çizmiş, tekrar etmiş ve anlam ilişkisini sonradan kurmuş. Bu deneyim, Nüshu’nun ortaya çıkışındaki pratiğe doğrudan temas ediyor. ANQI’nin yüzyıllar önce yaşayan kız kardeşleriyle paylaştığı duygudaşlık, geçtiğimiz dönemlerde şehrin en dinamik alanında karşılık buldu. ANQI’nin nüshu yazıları içeren Hiromita baskıları, Suzhou Metrosu’nda, BFM Art Center’ın Hiromita için gerçekleştirdiği solo proje kapsamında 2024 yılında sergilendi. Yüzyıllar önce kadınların okuyup yazabilmek için kendi geliştirdikleri bu sistem; günümüzde binlerce insanın geçtiği bir metro istasyonunda boy gösteriyor. 

ANQI’nin Hiromita baskılarında Nüshu ile yazılan kelimeler; yaşayan, dönüşen, çağdaş bir ifade alanında var olmaya başlıyor. Güney Çin’de kadınların kendini ifade etmek için geliştirdikleri bu yazı sistemi ANQI’nin sanatı aracılığıyla günümüz sanat dünyasında yaşamaya devam ediyor. Hiromita ise; kırılgan ama inatçı, vahşi ama sevimli doğasıyla tıpkı Nüshu gibi kabul görmek için kendini dönüştürmeyen bir tavır sergilemekte.  

Yazının Cinsiyeti 

Yazının cinsiyetsiz olduğunu iddia etmek tarihsel süreci görmezden gelmek demektir. Nüshu, bu sözde tarafsızlığın illüzyon olduğunun en somut örneği. Resmi eğitimin kapısı kadınlara kapandığında Nüshu adeta bir sığınak oldu, mürekkep ise gizli kız kardeşlik bağını ebedi kıldı. 

ANQI’nin sanat pratiğinde Nüshu’ya yer verme nedeni yalnızca estetik bir tercih değil, dışlanmışlık hâlini ve kız kardeşlik bağlarını hatırlatmak istemesi. ANQI’nin pratiği bugünün sanat dünyasındaki yapısal dışlanmaya karşı bir cevap niteliği taşır. Hiromita, saklanmaya ihtiyaç duymayan kolektif bilincin temsilidir. 

Yazıya erişimin tarihi ne kadar cinsiyetliyse, sanat piyasasının değişkenleri ve sınırları da bir o kadar dışlayıcıdır. Nüshu bundan yüzyıllar önce olduğu gibi bugün de şunu haykırır: “Tüm zorluklara rağmen birlik olmak, kendi ifade alanını yaratmak en büyük kolektif direniştir.”

Kapak Fotoğrafı: Deniz Tapkan Cengiz

İlginizi çekebilir: Burcu Dimili’den Yansımaların Etkisi: Odak Sergisinde Buluşuyor