Aslında Özgürsün: İki Kadının Özgürlük Arayışı
“Aslında Özgürsün”, Duygu Asena’nın aynı adlı romanından uyarlanmış, arkadaşlığın ve kimlik arayışının kadraja alındığı güçlü bir hikaye. Dizide Deniz Çakır, ünlü bir yazar olan Berna Sun’a hayat verirken; Bade İşçil, tükenmiş bir evliliğin içinde sıkışıp kalan Belgin Taha karakterini canlandırıyor. Berna, aşka aşık, kariyeri ve özel hayatı arasındaki çatışmalarla boğuşurken; Belgin evinde ve annelik rolünde kendisini kaybetmenin eşiğinde. Bu iki arkadaş, yıllara dayanan dostluk bağlarıyla birbirlerine tutunarak erkeklerin dayattığı ahlak anlayışına karşı koyarak, özgürlük ve benlik arayışına doğru bir yolculuğa çıkıyor. Dizi, samimi anlatımı ve iç içe geçmiş, günümüze hiç de yabancı olmayan kadın hikayeleriyle, biz izleyicilere toplumun ve erkek egemen düzenin dayattığı rolleri sorgulatıyor. Dizi boyunca Belgin ve Berna tabulara karşı çıkıp özgürlüklerini, kimliklerini ve tabii ki aşkı arıyorlar…
Yazıyı okurken dizinin kadın gücünü hissettiren şarkısı “İncelikler” size eşlik etsin; birbirimize incelikle yaklaştığımız nice güzel günlere…
Aslında Özgür Müyüz?
Dizi hem ismiyle hem de hikayesiyle seyirciye tüm dizi boyunca şunu soruyor: “Gerçekten özgür müsün?” Dizinin merkezinde iki kadının dostluğu var ama bu dostluk sadece iyi gün dostluğu ve kahkaha atılan güvenli bir alan değil; ataerkil düzenle, kadın olmanın ağırlığıyla ve ebeveyn olmanın yıpratıcı gerçekleriyle sürekli sınanan bir alan.
Dizi, hikayesi ve çekim dili ile bu duyguyu izleyiciye sık sık hissettiriyor. Kamera açıları yakın plandan oyuncuları odaklarken, karakterlerin yüzlerinde uzun uzun kalıyoruz; sanki onların düşüncelerine sızmaya çalışır gibi. Bazen özgür ve cesur Berna oluyorsun, bazen de umutsuz ve anaç Belgin. Dizi, seyirciyi pasif bir izleyici olmaktan çıkarıp hikayeye ortak ediyor. Mekanlar ise çok bizden ve tanıdık; genellikle Belgin’in mesaisi olan mutfak, Berna’nın etnik salonu ve ofisinde geçiyor. Ama tam da bu sıradanlık, dizinin vurucu tarafı olmayı başarıyor. Çünkü asıl mücadele çoğu zaman büyük sahnelerde değil, gündelik hayatın en sıradan köşelerinde yaşanıyor.
İkinci Vardiya: Kadının Görünmeyen Emeği
Kadın olmanın yükü dizide sık sık ebeveynlik üzerinden işleniyor. Anne olmak, sadece çocuk büyütmek değil; kendi benliğini askıya almak anlamına da gelebiliyor. Bunu, Arlie Hochschild’ın “ikinci vardiya” kavramıyla da ilişkilendirebiliriz. İşte çalışıyorsun, eve geliyorsun ve evdeki mesain başlıyor; yemek yapmak, çocuk bakımı, temizlik, ütü, çamaşır derken hoş geldin ikinci vardiya. İkinci vardiya, para kazanmak için ücretli çalışmaya ek olarak aynı zamanda evdeki görünmez emekten de sorumlu olan kişilerin iş yükü anlamına geliyor. “İkinci vardiya” kavramı sosyolog Arlie Russell Hochschild’in “The Second Shift” adlı kitabında İngilizce tabirle “The Second Shift” olarak tanımlanıyor. Ev işi, çocuk bakımı, kendine vakit ayırma derken debelenen çalışan ebeveynler ne demek istediğimi çok iyi anlayacaktır.
Dizide üniversite bittikten sonra erken yaşta evlenip iki çocuk sahibi olan ve anne olmak için hayallerinden vazgeçen Belgin’e eşi, “Evinde oturup anne olmak isteyen sendin!” şeklinde suçlayıcı konuşuyor. Bu sahne, dizinin ataerkil düzen ve kadının görünmez emeğinin nasıl göz ardı kılındığının bir örneği. Belgin karakterinin üniversiteden sonra evlenip çocuk sahibi olması ve bunun için kendi hayallerinden vazgeçmesi, toplumda kadınlara sıkça dayatılan “iyi anne, iyi eş” rollerinin tipik bir yansıması.
Dünya Tek, Biz İkimiz!
İki kadın karakterin dostluğu ve dayanışması, birbirlerine sığınak oluşları, Türk dizilerinde pek sık rastlamadığımız bir farklılık katıyor diziye. Sadece kahkaha, dedikodu ve şarap yok, gerçek hayattan kesitler, diyaloglar var. Dizide beni etkileyen bir diğer konu; karakterlere eşit sahneler yazılması. Biri diğerinden daha fazla görünür değil, hem ana karakterlerin hem de yan karakterlerin hayat hikayelerine eşit şekilde dahil olabiliyoruz.
Dizinin en güzel yanı, “kadın olmak” meselesini abartılı dramlarla değil, çok tanıdık günlük hayattan kesitlerle anlatması. Aşk, evlilik, annelik, kariyer, ataerkillik, ebeveynlik, ihanet, kadına şiddet, benliğini kaybetme, transseksüellik gibi tüm toplumsal konulara değinen, kurgusu ve verdiği mesajlarıyla derinden etkileyen samimi bir dizi olmuş.
Bonus bilgi: GAİN dijital platformunda yayınlanan dizinin senarist ve yönetmeninin erkek olması (Ali Kemal Güven) ve bu kadar samimi bir iş ortaya çıkarması dizinin bir diğer güzel yanı.
Hayatın hangi evresinde olursanız olun, bu dizide kendinizden bir parça bulacağınıza ve hikayenin sizi derinden etkileyeceğine eminim.
Sevgili okur, sesimizin duyulduğu nice özgür ve güzel günlere!
Kapak Fotoğrafı: GAİN
İlginizi çekebilir: G. Yaren Tunç’tan Modern Kadın: Bir Kadının Şaşadan Uzak Hikayesi

Dilay Muran









Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!