Backrooms, tıpkı Obsession’ın yönetmeni Curry Barker gibi, YouTube içerik üreticisi Kane Parsons’ın elinden çıkma bir film. Yayımladığı videolarla milyonlarca izlenmeye ulaşan Parsons, kısa sürede A24’ün dikkatini çekerek bu fikrini prodüksiyonlu bir filme dönüştürdü. Fikir oldukça basit: Bir mobilya mağazasından sızan küçük bir ışık, karakterleri son derece klostrofobik, sonsuz arka odalardan oluşan bir “kafese” hapsediyor.

Editör Notu: Yazının devamı spoiler içerebilir.

efg_lock-r5changes_clean_a24_20260326-00_37_55_22-still016_cropr
Backrooms | Fotoğraf: TME Film

Backrooms, ilk anda bizi “En fazla ne olabilir ki?” düşüncesine gark etse de karakterlerin geçmişlerini, kim olduklarını ve kim olmak istediklerini de denkleme kattığında, filmde bambaşka bir katman açıyor. Nitekim mağazadan sızan bu cılız ışık, bir bakıma karakterlerin bilinçaltına açılan bir kapıya dönüşüyor.

Chiwetel Ejiofor’un Clark’a, Renate Reinsve’nin ise Mary’ye hayat verdiği filmde, bu iki karakterin farklı zamanlarda Backrooms’ta geçirdikleri zamanı izliyoruz. Clark, Captain Clark’s Ottoman Empire adlı mobilya mağazası için ucuz reklam filmleri çeken, kendini gerçekleştirememiş olmanın öfkesiyle yaşayan başarısız bir mimar. Mary ise çocukluğunda annesinden gördüğü kötü muamelenin izlerini taşıyan ve kişisel gelişim kasetleri satan bir terapist.

Hikâyenin 90’ların başında geçmesi tesadüf değil elbette. Bu iki karakterin de travmalarıyla yüzleşmek yerine üzerlerini örtmeye çalışması, aslında 2000’ler öncesi yaygın bir refleksi temsil ediyor. Son 20 yılda, -özellikle de pandemi sonrasında- tüm dünyada büyük bir trend haline gelen terapi ve kişisel gelişim kültürü, bugün Z kuşağı ve kısmen Y kuşağı için oldukça olağan gelse de önceki kuşaklar için durum pek böyle değildi.

Tam da bu nedenle Backrooms’un, karakterlerini geçmişleriyle ve benlikleriyle yüzleşememe hâlleri yüzünden sonsuz arka odalara hapsetmesi, oldukça yaratıcı ve katmanlı bir fikir. Clark bu dünyaya eklemlenip oyunu kurallarına göre oynamayı seçerken, Mary ne olursa olsun bir çıkış yolu arıyor. Bu karşıtlık da filmin temel meselesini daha görünür kılıyor. Clark, mücadele etmek yerine kabullenmeyi seçtiği için nefret ettiği bir işi sürdürmek zorunda kalıyor; Mary ise her şeye rağmen çıkış yolları arıyor. Belki sonunda mutlu olamıyor ama en azından deniyor.

Bu noktada filmin finalinden de bahsetmek gerekiyor. Mary, mobilya mağazasından “kurtarılıyor” ancak kendisini bu kez gökyüzünün olmadığı, devasa çatıların altında buluyor. Film böylece özgürlük fikrini tersyüz ederek sistemin bizi farklı biçimlerde arka odalara hapsettiğini ima ediyor. Kane Parsons’ın hikâyeyi böyle bir sona bağlaması benim oldukça hoşuma gitti.

efg_lock-r5changes_clean_a24_20260326-01_06_50_15-still003_cropr
Backrooms | Fotoğraf: TME Film

Filmin görüntü yönetmeni Jeremy Cox’un yarattığı bunaltıcı atmosferden ayrıca söz etmek gerekiyor. Backrooms’un, genel sahnelerde kendine özgü bir aydınlık hissi bulunurken, tamamına yayılan soluk sarı ışık; alışveriş merkezlerini, mağazaları ve ofis koridorlarını gözümüzün önüne getirerek seyirciyle kişisel bir özdeşlik kurulmasını sağlıyor. Tüyler ürpertici hissini ve hafif huzursuzluk duygusunu sürekli canlı tutan Backrooms, finale doğru temposunu biraz kaybetse de son yılların kalburüstü korku-gerilim filmlerinden biri olmayı başarıyor.

Son olarak, yönetmene mağazanın adını neden Captain Clark’s Ottoman Empire koyduğunu ve her dili konuşan robotun Türkçe cümlesi olarak neden “Türkçe konuşan kardeşlerim, sabah şerifleriniz hayırlı olsun” ifadesini seçtiğini sormak isterdim. Hem temsil hem de kullanılan Türkçe cümle oldukça merak uyandırıcı keza.

Kapak Fotoğrafı: TME Film

İlginizi çekebilir: Sine Magger’dan Yılın Filmleri