Her ne kadar ara sokaklarını keşfetmekte aklımız kalsa da yine kendimizi sahil kenarında bulduk. Bebek’ten başlayınca insanın Karadeniz’e kadar yürüyesi gelmiyor mu?

Güne klasik bir kahvaltı sofrasında uzun vakitler geçirerek başlamak tabi ki en güzeli ama gezilecek yer çoksa benim önerim: Grandpa! Burada hızlı ama kesinlikle lezzetten ödün vermeden bir kahvaltı yapabilirsiniz. Tabii seçenekler arasında hızlı karar verebilmek zor! Krem peynirle servis edilen scone, sade veya bademli kruvasan, elmalı tart, ıspanaklı kiş derken yine dayanamayıp masayı donatabilirsiniz bizim gibi… Bitiremezseniz de paket yaptırın, yolumuz uzun.

“Aşiyan yollarından seslensem duyar mısın?” diyerek tırmanacaksınız Aşiyan Müzesi’nin yokuşunu, biraz nefes kesiyor ama olsun o kruvasanlar başka türlü erimez! Tevfik Fikret’in planını kendi yaptığı ve Farsça “yuva” demek olan ismini verdiği bu güzel evin Boğaz manzarasını anlatmak zor. 1945 yılında “Edebiyat-ı Cedide Müzesi” olarak kapılarını açan Aşiyan’da Tevfik Fikret’in eşyalarının yanı sıra, Recaizade Ekrem Bey, Namık Kemal ve Edebiyat-ı Cedide yazarlarına ait fotoğraf ve kitaplar da sergileniyor. Müzenin içinde fotoğraf çekmek maalesef yasak, yalnızca ünlü yazarın yatak odasından manzarayı çekmenize izin veriyorlar. Sahile inerken Aşiyan Mezarlığı’na girerseniz tanıdık birçok isim göreceksiniz. Ama belki de en ilginç mezar, 1974’te Fransa’ya düşen THY uçağındaki hostes Rona Altınay’a ait. Hüzünlü hikayesini internetten okuyabilirsiniz.

1 kilometrelik yürüyüşün sonunda Boğaz’ın bir diğer karakteristik yapısına Borusan Contemporary’e yani bilinen adıyla “Perili Köşk”e varıyoruz. Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’nın Başyaveri Yusuf Ziya Paşa’nın 1910’lu yıllarda yaptırmaya başladığı köşk, paşanın ölümü nedeniyle kimsesiz kalmış ve yarım kalan inşaat nedeniyle de uzun yıllar “Perili Köşk” olarak bilinmiş. 1995’te restorasyon başlamış, Borusan Holding köşkü 2030 yılın sonuna kadar kiralamış ve 2011 yılında da  hafta sonları  kapılarını ziyaretçilere açmış. Hafta içi ofis olarak kullanılan bina, aynı zamanda holdingin sanat koleksiyonuna da ev sahipliği yapıyor.  Giriş katlarında da süreli sergiler oluyor. Modern sanata ilgi duymasanız bile mutlaka gidin ve rehber eşliğinde binayı gezin. Tur zaten en üst kattan başlıyor ve binadaki tüm fotoğraf, resim ve eserleri çok güzel, sıkmadan anlatıyor. Çıkmadan müzenin cafesinde bir şeyler içip “bizimki de ofis mi?” diye dertlenme molası verebilirsiniz.

Günü henüz bitirmeye niyetiniz yoksa, sahil boyunca 1 kilometre daha ilerleyip Balta Limanı Japon Bahçesi’ne gidebilirsiniz. İlk baharda Sakura’lara, sonbaharda ise kızılın tonlarına vurulacaksınız! Birbirine benzer boğazlara sahip olması nedeniyle İstanbul ile Shimonoseki 1972’de kardeş olmuş, 2003 yılında da iki ülkenin işbirliği ile bu bahçe kurulmuş. Ufak ama bir anda havanızı değiştirecek kadar güzel ve sakin.

Bu arada “Baltalimanı” ismi de bana değişik gelmiştir hep, bu semt de adını Fatih Sultan Mehmed’in şehri fethederken kullandığı gemileri yapan Kaptan Baltaoğlu Süleyman Bey’den alıyormuş. Gemileri yapmak için o kadar çok ağaç kesmiş ki lakabı “Balta” olarak kalmış. Japon Bahçesi’nin karşısında göreceğiniz pembe bina da günümüzde kemik hastanesi olarak kullanılan “Mediha Sultan Sarayı” . Damat Ferit Paşa ile evlenen, Sultan Abdülmecid’in kızı Mediha Sultan’ın adı verilen sarayda Baltalimanı Anlaşması imzalanmış. (1838)

Buradan Emirgan’a 1 kilometrelik yolunuz daha var. Dilerseniz Emirgan’a geçebilir, Çınaraltı’ndaki mekanlarda yemek yiyip EspressoLab’ta yorgunluk atabilirsiniz. Veya Bebek’e geri dönüp Kırıntı’da kendinizi güzel bir pizzayla ödüllendirebilirsiniz.

TrendTime.net‘de yayınlanmıştır.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN