Geçtiğimiz ay ilk kez ziyaret ettiğim Berlin’de beni büyüleyen, bir daha gitmeyi planlamam için beni ikna eden birçok güzellik vardı. Bunlar Pergamonmuseum’dan East Side Gallery’e, modern mimarinin mükemmel örneklerinden interaktif DDR Museum’a saymakla bitmez… Bu yazının odak noktası ise Berlin’de çağdaş sanat.

Çağdaş sanat ilginizi çekiyor ve galeri gezmekten zevk alıyorsanız, Berlin’de uğramanız gereken ilk yer Mitte bölgesi! Mitte, 13’ü Auguststraße üzerinde olmak üzere 30’dan fazla galeriye ev sahipliği yapan, aynı zamanda oldukça cool cafe ve restoranların bulunduğu bir bölge. Sokakta yürürken her an karşınıza bir galeriyi gösteren tabela ya da bir binanın duvarına boyanmış bir sokak sanatı eseri çıkabiliyor. İstanbul’da bir benzeri Tophane Art Walk’ta yapılan “Galerien Berlin Mitte – Open Weekend” ile de belli aralıklarla seçilen hafta sonlarında bu bölgedeki tüm galeriler eşzamanlı olarak Cumartesi ve Pazar günleri açık kalıyor. Böylece güncellenen sergilerin tamamını bir arada gezme fırsatını yakalamış oluyorsunuz. Şehirdeki zamanınız kısıtlıysa bölgedeki galerilerin tamamını detaylı bir şekilde gezmek tabii ki imkansız. Bu nedenle Open Weekend için oluşturulan broşürde galeri adresleri ve sergi/sanatçı bilgilerini topluca görmek de işinize yaraycaktır.

Ben yarım günümü ayırdığım Mitte bölgesinde, 10’a yakın galeri gezdim ve bunlardan birkaçındaki sergileri detaylı olarak yazmaya değer buldum. Burada yazdıklarım dışında da iki önerim olabilir: Fotoğraf ile ilgilenenler Oranienburger Straße’deki C/O Berlin‘i ziyaret etmeli. Girişi ücretli olan bu sergi salonu, aynı anda birkaç farklı fotoğraf sergisi sunuyor ve binasıyla da dikkat çekiyor. Diğer yandan gerçekten evinize götürebileceğiniz kadar uygun fiyatlı sanat arayışındaysanız, 40-50 euro ödeyerek Galerie Kühn Berlin‘de Volker Kühn imzası taşıyan “Art in Boxes” konseptli ve adı üstünde kare kutular içindeki renkli ve farklı malzemelerle yapılmış eserleri satın alabilirsiniz.

Bölgenin en renkli, en ilginç mekanlarından biri koleksiyonerlerin yılların birikimiyle oluşan koleksiyonlarını ağırlayan ve koleksiyon konseptine uygun etkinlikler düzenleyen me Collectors Room Berlin. Galerinin benim ziyaretim sırasında çok daha renkli ve eğlenceli bir mekan olmasının nedeni ise 14 Ekim’e kadar sürecek olan “Art & Toys: Collection Selim Varol” sergisi. 39 yaşındaki Türk asıllı koleksiyoner Selim Varol, çocukluğundan beri biriktirdiği ve sayısı 15.000’i bulan bir oyuncak ve figür koleksiyonuna sahipmiş. Koleksiyonerin başka bir ilgi alanı ise sokak sanatı ve Pop Sürrealizm akımına ait sanat eserleri. Auguststraße üzerindeki me Collectors Room Berlin‘de de koleksiyonere ait, 200 sanatçıdan 3.000’e yakın eser sergileniyor. Duvarlar Bansky’nin bile dahil olduğu birçok sanatçının rengarenk eserleriyle dolu; özellikle ikinci kattaki cam bölmelerde de yüzlerce oyuncak dizilmiş durumda.

Yine Auguststraße üzerinde bulunan galerilerden Galerie Deschler, 13 Ekim’e kadarIn the Woods” sergisini ağırlıyor. Karma bir sergi olan “In the Woods“da 10 sanatçının orman temalı eserleri yer alıyor: Holger Bär, Tony Conway, Rainer Fetting, Mariano Rinaldi Goñi, Jörn Grothkopp, Jay Mark Johnson, Anselm Kiefer, Hans van Meeuwen, Salomé, Deborah Sengl, Yukiko Terada ve Patricia Weller.

Serginin gerek boyut gerekse etkileyicilik olarak en dikkat çeken eserleri, Rainer Fetting‘in bir köşeye konumlanmış 3m x 6m büyüklüğündeki karanlık yağlıboya orman tablosu “Large Forest” (1987), Jay Mark Johnson‘ın 110cm x 372cm büyüklüğündeki yok olmuş orman fotoğrafı “Tumut #88, New South Wales” (2012) ve Holger Bär‘ın yağlıboya noktalarla oluşturduğu 1.5m x 1.5m büyüklüğündeki “Neuschwanstein” (2012) şato resmi.

Salomé‘nin Monet’nin nilüferlerini andıran eserleri ve Patricia Weller‘ın yünden ördüğü eserleri de sergiye renk katmışlar. Sergideki eserler, bir zamanlar Almanya’nın tamamını kaplayan ve Grimm masallarına ilham veren o uçsuz bucaksız ormanların, günümüzde yok olması ve korkutuculuğunu kaybetmesini düşündürdü bana. Sergide birkaç farklı eserde karşılaştığım kamuflaj teması ise ormanın hayvanlara da insanlara da aynı gizlenme/saklanma imkanını sunduğunu gösteriyor ve bu imkanın insanın içindeki kötülük nedeniyle savaşa mal edildiğini hatırlatıyor.

Auguststraße üzerindeki bir başka galeri de freo Berlin ise Göteborg, İsveç merkezli bir galerinin Avrupa’daki şubelerinden biri. Aynı anda birkaç sanatçının ufak gruplar halinde sergilenen eserlerine yer veriyor. Bu sanatçılardan biri “Brand for Life” sergisi ile Johan Andersson idi. 30 Eylül’de sona eren sergi, İsveçli sanatçının üçüncü dünya ülkelerinden çocukları Batılı lüks markalarının ürünleriyle resmettiği büyük yağlıboya tablolardan oluşuyor. Sanatçı A&F t-shirtlü bir Afrikalı ya da Louis Vuitton bereli bir Asyalı çocuğu bu şekilde resmederek günümüz dünyasındaki fırsat uçurumunu gözler önüne seriyor, lüks tüketiminin anlamını/anlamsızlığını sorguluyor.

Berlin’de galeriler dışında çağdaş sanatın kalesi durumunda iki de büyük modern sanat müzesi bulunuyor: Neue Nationalgalerie ve Hamburger Bahnhof. Müzelerden her ikisi de birbirinden ünlü modern sanatçıların eserlerini barındıran sürekli koleksiyonları ve çağdaş sanatçıları ağırlayan süreli sergileriyle dikkat çekiyor. Örneğin 4 Kasım’a kadar Neue Nationalgalerie’yi ziyaret ederseniz, müzenin geniş ve camlarla kaplı giriş katında Paul McCarthy‘nin devasa eseri “The Box“ı görebilirsiniz.

Berlin, müze ve galerileriyle çağdaş sanatın başkentlerinden. Eğer her şeyi görmek istiyorsanız, 1 haftadan bile fazlasına ihtiyacınız olabilir!

Fotoğraflar: Emre Eminoğlu (Neue Nationalgalerie, me Collectors Room ve sokak fotoğrafları), Galerie Deschler ve de freo gallery basın görselleri

Emre Eminoğlu

Magger, Kültür ve Sanat Blogger'ı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?