theMagger.com'a kayıt olduğunuzda,
• theMagger’a keşiflerinizle katkıda bulunarak, yazar olup dilediğiniz konuda yazılarınızı yayınlayabilir ve kendi blog sayfanızı oluşturabilirsiniz,
• Yazılarını kaçırmak istemediğiniz yazarları, sevdiğiniz kategorileri ve ilginizi çeken etiketleri takip edebilirsiniz,
• Takip ettiğiniz yazar, kategori, etiket ve okuduğunuz yazılara göre size özel ana sayfa akışınızı oluşturabilirsiniz,
• İlginizi çeken yazıları sonra okumak için kaydedebilirsiniz,
• Yakınımdakiler bölümünden çevrenizdeki mekanlarla ilgili theMagger.com'da yazılmış yazıları görebilirsiniz,
• Yazılara yorum yaparak merak ettiklerinizi yazara sorabilir; fikirlerinizi yazar ve okurlarla paylaşabilirsiniz,
Bizimle birlikte pek keyifli bir keşif yolculuğuna çıkacağınızdan emin olabilirsiniz. Şimdiden hoş geldiniz!
Geç cevabım için özür dilerim ve mesajınız için de teşekkür ederim. Bu kadar sevgiyi aslında hakeden bir müzisyendi. Ben de ilginç bir şekilde yakın bir tanıdık ölmüş gibi hissettim. Bunu çok az sanatçı hissettirir.
Ben olimpiyatlarda duymuştum adını. Yazıdan sonra senin sözünü ettiğin şarkılarını da dinledim. Sevdim tarzını.. Yazık olmuş; aynı yaştaymışız.
Kavinsky de ölmüş. Çok tarzım değildi ama o da son dönemde damgasını vurmuş bir isimdi. Once kült bir film; bu olay sonrasında kült statüsü daha da yükselir.
Ben ve tanıdığım pek çok kişi bildim bileli zaten böyle seyahat ediyor. Yani hem önerilen, bütçeye göre Michelin yıldızlı veya ortalama bütçeli restoranlara da uğruyor; sokak lezzetlerini de tadıyor ve dönerken market/bakkal alışverişi de yapıyor. Hiç unutmam, yıllar önce Floransa’da Aslı ile pazardan aldığımız peynir, domates ve ekmekleri tatmak için akşam yemeğini onlarla otelde yemiştik. Günümüzde, sosyal medya etkisiyle her şey bir trende dönüşüyor. Tabi bir de son dönemde yine bu sosyal medya etkisiyle insanların çoğu gerçekten iyi vakit geçirmek ve iyi yemek için değil paylaşım yapmak ve görünür olmak için seyahat ediyor ve yiyor. Sonuç olarak da normal olan, olması gereken trende dönüşüyor. Elinize sağlık..
Yazıyı okurken dinledim albümü. Özellikle adını veren ‘yüzümden denizler dökülüyor’ görsel gücü yüksek; adeta bir film müziği gibi, çok atmosferik ve derin bir yapıt. Çok başarılı buldum. Teşekkürler, sevgiler..
İstanbul'da olsam kesin giderdim. Big in Japan benim gözümde 80'ler ruhunu yansıtan 10 şarkıdan biridir.
Oğlumun gitarda öğrendiği ve ilk resitalinde çaldığı ilk parça olması dolayısıyla Seven Nation Army'yi iyi biliyorum 🙂)
Lenka'nın albümü fena değil. İki şarkıyı 'alternatif pop' listeme ekledim.
Lenka ilgi çekici; dinleyeceğim albümü. The Coral ilgi çekici bir gruptu. Bu albümü de dinlerim.
Merak ediyorum; Türkiye'nin bugünkü şartlarında bu oyunlar para kazanıyor mu ve oyuncular bu işlerle geçinebiliyor mu? Bir de geçen gün tesadüfen okudum. Türkiye'de en çok yerli oyunları özel tiyatrolar oynuyormuş. Bunun üzerine bir tartışma dönmüş. Kimi iddia ediyor ki devlet tiyatroları kar amacı gütmediği için klasik oyunlar ile telif ödenmesi gereken oyunları oynayabiliyor. Buna karşın özel tiyatrolar kar amacı gütmek zorunda olduklarından daha yeni ve yerli oyunlara yöneliyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsun? Teşekkürler, sevgiler...